YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/4399
KARAR NO : 2009/5053
KARAR TARİHİ : 28.05.2009
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahil … Bankası A.Ş.ve … Bankası A.Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Dava, davacı gurup şirketler tarafından açılan iflasın ertelenmesi talebine ilişkin olup, mahkemece iflasın bir yıl süre ile ertelenmesine, şirketlere kayyum atanmasına, şirketler aleyhine icra takibi yapılmamasına, başlamış takiplerin durdurulmasına karar verilmiş, hüküm müdahiller … Bankası A.Ş.ve … Bank A.Ş.vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Aynı guruba dahil birden çok şirket aynı dilekçe ile iflasın ertelenmesini birlikte isteyebileceğinden müdahiller vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı gurup şirketler iflasın ertelenmesi talebinde bulunmuşlardır. İflasın ertelenebilmesi için erteleme talebinde bulunan şirketlerin borca batık durumda olması ve mali durumunun iyileştirilmesi ümidinin bulunması gerekir. Erteleme talebi İİK.nun 324/2. maddesine göre, borca batıklık bildirimi anlamındadır. Bu nedenle öncelikle şirketlerin borca batık durumda olup olmadığı tespit edilmeli, borca batık durumda ise ıslahının mümkün olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda işletmelerin finansal yönden destekleyecek yeni unsurların aranması ile ilgili herhangi bir girişimde bulunulduğuna ilişkin veriye rastlanmadığı, yüksek maliyetli mali borçların yüksek düzeyde bulunması alacaklarının çok sayıda alıcılara dağılması, davacı şirketlerin varlık ve kaynak dengesinin riskli bir yapıyı yansıttığı, yeni sermaye konulması ile ilgili ortakları bağlayıcı bir nitelik bulunmadığı, her üç şirketin ortaklarına yeni sermaye konulması yolundaki iyileştirme tedbiri önerisinin hukuki ortakları bağlayıcı niteliğe büründürülmesi kaydıyla borca batıklıktan kurtulmanın olası göründüğünü belirtmişlerdir.
Bu durumda mali durumun iyileştirilmesi ümidi yönünde alınan bilirkişi kurulu raporunun hüküm kurmaya yeterli olduğundan söz edilemez. Yapılacak iş projenin ciddi ve inandırıcı olup olmadığı konusunda yeni bir bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde rapor alınarak varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle müdahiller vekilinin diğer temyiz itirazlarının oyçokluğu ile reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün oybirliğiyle BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 28.05.2009 gününde karar verildi.
K A R Ş I O Y Y A Z I S I
İstem, iflasın ertelenmesine ilişkindir.
Aşağıdaki gerekçe ile yerel mahkeme kararı ile Dairemizin bozma kararının 1. şıkkına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. Şöyle ki;
İflasın ertelenmesini isteyen şirketler ayrı tüzel kişiliği bulunan, alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin bir alacaklıya asaleten ya da kefaleten borçlu olmaları veya aynı gruba dahil şirket olmaları iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarını gerektirmez. Şirketler arasında istem konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi, talebin her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Gerçekten de aynı sebep kavramı hem maddi vakıalar ve hem de hukuki sebepler bakımından ele alınmalıdır. (Bkz. ULUKAPI, Ömer, Medeni Usul Hukukunda Dava Arkadaşlığı, Konya 1991 , s.129). Davacıların iflasın ertelenmesi talepleri her bir şirketin mali durumlarının kötü olduğu ve iyileştirilebileceği sebebine dayalı ise de, mali durumun kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır. Özellikle iflasın ertelenmesi davasında iyileştirme koşullarının tesbitinde de ayrı ayrı vakıalar gözönüne alınacaktır. Üç davacı şirketten birisi Anonim Şirket, diğer ikisi ise Limited Şirket şeklinde kurulmuş olup, ayrı tüzel kişiliklere haizdirler. Buradan hareketle her üç şirketin de bilançolarında aktif ve pasif kalemleri ve buna paralel olarak borçları ve borçlu oldukları kimseler ile alacakları ve alacaklı oldukları kimseler farklıdır.
İflasın ertelenmesi talebi niteliği, mahiyeti itibariyle aynı gruba dahil olsalar dahi ayrı tüzel kişiliği bulunan ayrı organları olan her bir davacı şirket için ayrı ayrı talep konusu yapılmalıdır. İstemin reddi halinde talepte bulunan şirketlerin iflasına karar verileceğinden davanın her bir davacı şirket yönünden ayrılarak görülmesi ve sonuçlandırılması gerekir.
Nitekim Yüksek Yargıtay;
a)Bir iş yerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir.
(HGK. 18.4.1956 T/36-29; HGK 11.12.1951 4/177-135; HGK 3.10.1957 83/79 ve TD 11.3.1955 1366/1857).
b) Bir sigorta şirketinin değişik kişilerden sigorta pey akçesi alıp sigorta sözleşmesini yapması halinde bu kişilerin (pey akçesi verenlerin) verdikleri parayı geri alabilmek için sigorta şirketine karşı birlikte dava açamayacaklarına karar verilmiştir.
(TD 20.4.1961 1166/1278)
Anılan HGK. ve Daire kararlarından da anlaşılacağı üzere davacılarımızın aynı grup içerisinde olmaları, birisinin kredi borcuna diğerlerinin kefil olması veya ipotek vermiş olması birlikte iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarına imkan vermez.
Şöyle ki, Prof. Dr. Baki KURU’da Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3, Sh. 3351’de “HUMK.nun 43.maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK.m.156 vd) açılamayacağı” kanısında olduğunu bildirmiştir. Bu durum dahi ayrı borçlulara karşı birlikte iflas davası açılamayacağını gösterdiği gibi birden fazla borçlunun da birlikte hasımsız olarak iflasın ertelenmesi davası açılamayacağının göstergesidir. Çünkü iflasın ertelenmesi taleplerinin reddi halinde davacıların iflaslarına karar verilmesi yasa gereğidir. O halde farklı tüzel kişiliğe sahip davacıların birlikte aynı davada iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarının mümkün olduğunun kabulü olanaksızdır.
Öte yandan; İİK.nun 179.maddesine göre “…şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir” madde metninin lafzi yorumundan da iflasın ertelenmesi talebinin ancak bir şirket veya kooperatif için ileri sürülebileceği açıktır.
Davaların en ekonomik şekilde sürdürülüp sonuçlandırılması gerek Anayasanın ve gerek HUMK.nun emredici hükümleridir. Ne var ki, harca tabi davalarda harcın doğru biçimde hesaplanıp istek sahibinden alınması da şarttır. Üç ayrı şirketin tek bir davada iflasın ertelenmesini isteyebileceklerinin kabulü, ayrı dava konusu yapılması halinde ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan da kaçınmalarına imkan verecektir. Harçlara ilişkin düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok gerçek veya tüzel kişinin aynı davada iflasın ertelenmesini istemelerine engel teşkil etmektedir.
Öğretide ve uygulamada iflas ve konkordato istemlerine ilişkin davaların münferiden açılması gerektiği düşüncesi hakimdir (KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C.III, Ankara 1993, S.2667). İflasın ertelenmesi istemlerinde de bu görüşlere paralel davranılmalıdır. Zira, iflasın ertelenmesi talebinin reddi gerektiğinde, bir diğer ifadeyle borca bataklığın tespit edildiği ve iyileştirme projesinin uygun görülmediği hallerde mahkemece şirketin iflasına karar verilecektir. İflasın ertelenmesi talebinin sonuçlarından biri de iflasın açılmasıdır. Birden çok borçlunun iflası bir dava içinde istenemeyeceği gibi birden çok borçlunun iflasın açılması sonucunu doğuracak olan iflasın ertelenmesi talebinde de birlikte bulunmalarına imkan sağlamamaktadır.
SONUÇ : Yukarıda açıkladığım nedenlerle yerel mahkeme hükmünün öncelikle bu gerekçelerle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararının (1) nci bendinde yer alan diğer temyiz itirazlarının reddine ilişkin görüşlerine katılamıyorum.28.05.2009