YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6646
KARAR NO : 2009/9300
KARAR TARİHİ : 14.10.2009
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahillerden T.İş Bankası A.Ş., İNG Bank A.Ş. ve Maliye Bakanlığı vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacılar vekili, aynı grubun şirketleri olan davacılardan… Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş.nin faaliyet konusunun ev tekstili olduğunu, … Giyim Sanayinin konFeksiyon imalatı yaptığını, … Dış Ticaret A.Ş.nin ise… Grubu tarafından imal edilen ürünlerin ihracatını gerçekleştirdiğini, grubun dünyanın 42 ülkesine ihracat yaptığını, 2006 yılı sonunda tamamlanan yatırım harcamalarının 50.000 Doları bulduğunu, 1994, 2001 krizlerinden etkilenmesine rağmen yatırımlarını devam ettirmesi nedeniyle finansal destek ihtiyacını bankalardan karşıladığını, bunun da maliyetleri artırdığını, döviz kurunun düşük olması dolayısıyla borca batık hale geldiğini, ekteki iyileştirme projesi çerçevesinde şirketin borca batıklıktan kurtulabileceği belirtilerek iflasın ertelenmesi talebinde bulunmuştur.
…./…
S:2
Mahkemece, grup şirketlerinden… Giyim San. Tic.ve Ltd.Şti.nin yargılama sürecinde borca batıklıktan kurtulduğu belirtilerek iflasın ertelenmesi talebinin reddine, diğer iki şirketin tedarikçileriyle borç yapılandırma çalışması yaptıkları, protokol yaptıkları şirketlere düzenli ödemede bulundukları, işine son verilen işçilerin kıdem ve ihbar tazminatlarını ödedikleri, vergi ve SSK borçlarının vergi iadelerinden mahsup edilerek ödendiği, 9 aylık dönemde 6.408.698.60 USD ihracat yaptıkları, yargılama sürecinde aktiflerin arttığı belirtilerek… Tekstil Tic.San.A.Ş. ve… Dış Ticaret A.Ş. nin iflasının bir yıl süre ile ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahillerden T.İş Bankası A.Ş., Maliye Bakanlığı ve Ing Bank vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, müdahil vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-İyileştirme projesinin 15. sayfasında; işletme sermayesi ihtiyacını aşabilmek için aynı konuda iştigal eden firmalarla işbirliği yapmak amacıyla gerçekleştirilen görüşmelerin tamamlanmak üzere olduğu, bu şekilde ihtiyaç duyulan nakit sermayenin bir şekilde sağlanacağı ve özellikle bayiler nezdindeki prestij kaybının önleneceği belirtilmiştir. 19.11.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporunun 28’inci sayfasında; talep sahibi şirketin dış finansman kaynağı bulmadan çabalarının bir semere vermeyeceğinin farkında olduğu, iki firmayla yaptığı görüşmelerin olumlu sonuç vermek üzere bulunduğunu mahkemenin bilgisine sunmasının son derece olumlu bir yaklaşım şeklinde değerlendirildiği belirtilmiştir. Dış kaynak girişimine iyileştirme projesinde yer verilmesi ve bilirkişi raporunda da bu hususa özel bir önem atfedilmesi karşısında, mahkemenin 12.3.2008 tarihli celsedeki ek rapor alınmasına ilişkin ara kararında da özellikle dış kaynak girişi hakkında değerlendirme yapılması bilirkişi kurulundan talep edilmesine rağmen, iyileştirme projesinde belirtilen yabancı firmalarla yapılan görüşmelerin sonucu veya bu görüşmelerin sonuç vermemesi hâlinde projenin ciddi ve inandırıcı olma vasfını ne ölçüde etkileyeceği konusunda hükme esas alınan son bilirkişi kurulu raporunda bir değerlendirmede bulunulmamış olması usul ve yasaya aykırıdır.
3- İyileştirme projesinin 15. sayfasında; davacı şirketlerin makine satıcılarına ve Kreditör bankalara olan toplam borcundan 6.500.000. Euro’nun makinelerin iadesi veya satışı yoluyla düşüleceği belirtilmiştir. Ancak hükme esas alınan son bilirkişi raporunda iyileştirme projesinde yer alan makinelerin iadesinin gerçekleşmediği belirtilmiş olup, müdahil Dexia Bank vekili de 26.12.2008 tarihli oturumda makinelerin iade veya satışı konusunda herhangi bir görüşme olmadığı gibi bu yönde bir talepte de bulunulmadığını belirtmiştir. Bu durumda söz konusu iyileştirme tedbiriyle öngörülen borç tasfiyesinin meblağ açısından önemi de dikkate alınarak, iyileştirme projesine etkisinin tartışılıp değerlendirilmemesi isabetsizdir.
4-İflasın ertelenmesinde borca batıklığın tespiti sırasında kaydi değerlerin değil, rayiç değerlerin esas alınması gerekir. Bu husus 15.11.2007 tarihli bilirkişi kurulu raporunda dikkate alınarak borca batıklık da rayiç değerler üzerinden hesaplanmıştır. Ne var ki hükme esas alınan 6.10.2008 tarihli son bilirkişi heyeti raporunda, borca batıklık kaydi değerlere göre hesaplanmış ve davacı şirketlerin özvarlıklarında önemli bir iyileşme sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır. Mahkemece, borca batıklığın ve iyileştirme projesinin uygulamaya konulması ile birlikte davacı şirketlerin özvarlıklarında meydana gelen değişimin rayiç değerler yerine kaydi değerler esas alınarak tespitine ilişkin bilirkişi heyeti raporuna itibar edilmesi isabetsizdir.
SONUÇ: Kararı temyiz eden müdahiller vekillerinin yukarıda açıklanan (1) numaralı nedenden dolayı sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı nedenden dolayı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 14.10.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
– K A R Ş I O Y Y A Z I S I –
Dava, iflasın ertelenmesine ilişkindir.
Yerel mahkeme kararının öncelikle aşağıda belirttiğim gerekçe ile bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun (1) nolu bentteki temyiz talebinin reddine ilişkin görüşlerine katılamıyorum.
Şöyle ki; Mahkemece davacı şirketlerin birlikte dava açabilecekleri kabul edilmiş, sayın çoğunlukça “İHTİYARİ” dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilip HUMK.nun 45/3 maddesinde davaların biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması halinde davaların birleştirileceği esas alınmıştır.
HUMK.nun 45.maddesi davaların birleştirilmesi ile ilgili olup, somut olayda ayrı açılan davaların, birleştirilmesi gibi bir durum söz konusu değildir.
Sorun iflasın ertelenmesi davasının ayrı tüzel kişiliği bulunan, alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerin sadece aynı gruba dahil olmaları nedeniyle birlikte iflasın ertelenmesi davası açılıp açılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Burada HUMK.nun 43.maddesinin bu davada uygulama yeri olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Anılan maddeye göre, birden çok kimseler ancak iki halde birlikte dava açabilirler. Bu haller şunlardır:
a)Davacıların dava konusu hak veya borç bakımından iştirak halinde bulunmaları veya ortak bir işlemle (yani müteselsilen, BK. m.141-148) hak kazanmaları ya da borç altına girmeleri;
b) Davanın her biri hakkında aynı sebepten doğması.
Somut olayda iflasın ertelenmesini isteyen şirketler ayrı tüzel kişiliği bulunan, alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin aynı gruba dahil şirket olmaları iflasın ertelenmesi davasını birlikte açmalarına gerekçe yapılamaz. Şirketler arasında dava konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi, davanın her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Gerçekten de aynı sebep kavramı hem maddi vakıalar ve hem de hukuki sebepler bakımından ele alınmalıdır. (Bkz. ULUKAPI, Ömer, Medeni Usul Hukukunda Dava Arkadaşlığı, Konya 1991 , s.129). Davacıların iflasın ertelenmesi talepleri her bir şirketin mali durumlarının kötü olduğu ve iyileştirilebileceği sebebine dayalı ise de, mali durumun kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır. Özellikle iflasın ertelenmesi davasında iyileştirme koşullarının tesbitinde de ayrı ayrı vakıalar gözönüne alınacaktır. Her üç davacı şirket ayrı tüzel kişilikleri haizdirler. Buradan hareketle her üç şirketin de bilançolarında aktif ve pasif kalemleri ve buna paralel olarak borçları ve borçlu oldukları kimseler ile alacaklıları ve alacaklı oldukları kimseler farklıdır.
Somut olayda da mahkemece talepte bulunan davacı şirketlerden… Giyim San. Tic. ve Ltd.Şti.nin borca batık olmadığı saptanarak bu şirketin iflasın ertelenmesi talebinin reddine diğer iki şirket hakkında da erteleme talebinin kabulüne karar verilmiştir. Bu durum dahi aynı gruba dahil olsalar bile grup şirketlerinin birisinin veya birkaçının ekonomik durumunun bozulmasının diğerlerini de etkileyeceğinin kabulünün doğru olmadığının göstergesidir.
İflasın ertelenmesi davası niteliği, mahiyeti itibariyle aynı gruba dahil olsalar dahi ayrı tüzel kişiliği bulunan ayrı organları olan her bir davacı şirket için ayrı ayrı dava konusu yapılmalıdır. Davanın reddi halinde talepte bulunan şirketlerin iflasına karar verileceğinden davanın her bir davacı şirket yönünden ayrılarak görülmesi ve sonuçlandırılması gerekir.
Nitekim Yüksek Yargıtay;
a)Bir iş yerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir. (HGK. 18.4.1956 T/36-29; HGK 11.12.1951 4/177-135; HGK 3.10.1957 83/79 ve TD 11.3.1955 1366/1857).
b) Bir sigorta şirketinin değişik kişilerden sigorta pey akçesi alıp sigorta sözleşmesini yapması halinde bu kişilerin (pey akçesi verenlerin) verdikleri parayı geri alabilmek için sigorta şirketine karşı birlikte dava açamayacaklarına karar verilmiştir. (TD 20.4.1961 1166/1278)
Anılan HGK. ve Daire kararlarından da anlaşılacağı üzere davacılarımızın aynı grup içerisinde olmaları, birlikte iflasın ertelenmesi davası açmalarına imkan vermez.
Nitekim Prof. Dr. Baki KURU’da Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3, Sh. 3351’de “HUMK.nun 43.maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK.m.156 vd) açılamayacağı” kanısında olduğunu bildirmiştir. Bu durum dahi ayrı borçlulara karşı birlikte iflas davası açılamayacağını gösterdiği gibi birden fazla borçlunun da birlikte hasımsız olarak iflasın ertelenmesi davası açılamayacağının göstergesidir. Çünkü iflasın ertelenmesi davasının reddi halinde davacıların iflaslarına karar verilmesi yasa gereğidir. O halde farklı tüzel kişiliğe sahip davacıların birlikte aynı davada iflasın ertelenmesi davası açmalarının mümkün olduğunun kabulü olanaksızdır.
Öte yandan; İİK.nun 179.maddesine göre “…şirket veya kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir”. Madde metninin lafzi yorumundan da iflasın ertelenmesi talebinin ancak bir şirket veya kooperatif için ileri sürülebileceği açıktır. Kanun koyucu “şirketler” veya “kooperatifler” dememiş aksine “ŞİRKET” veya “KOOPERATİF” demek suretiyle davacının çoğul değil tekil olacağını göstermiştir. Bunun aksinin kabulü anılan yasa hükmüne aykırılık teşkil eder.
Davaların en ekonomik şekilde sürdürülüp sonuçlandırılması gerek Anayasanın ve gerek HUMK.nun emredici hükümleridir. Ne var ki, harca tabi davalarda harcın doğru biçimde hesaplanıp istek sahibinden alınması da şarttır. Üç ayrı şirketin tek bir davada iflasın ertelenmesini isteyebileceklerinin kabulü, ayrı dava konusu yapılması halinde ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan da kaçınmalarına imkan verecektir. Harçlara ilişkin düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok gerçek veya tüzel kişinin aynı davada iflasın ertelenmesini istemelerine engel teşkil etmektedir.
Öğretide ve uygulamada iflas ve konkordato istemlerine ilişkin davaların münferiden açılması gerektiği düşüncesi hakimdir (KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku, C.III, Ankara 1993, S.2667). İflasın ertelenmesi davasında da bu görüşlere paralel davranılmalıdır. Zira, iflasın ertelenmesi davasının reddi gerektiğinde, bir diğer ifadeyle borca batıklığın tesbit edildiği ve iyileştirme projesinin uygun görülmediği hallerde mahkemece şirketin iflasına karar verilecektir. İflasın ertelenmesi davasının sonuçlarından biri de iflasın açılmasıdır. Birden çok borçlunun iflası bir dava içinde istenemeyeceği gibi birden çok borçlunun iflasın açılması sonucunu doğuracak olan iflasın ertelenmesi davasını da birlikte açmalarına imkan bulunmamaktadır.
SONUÇ : Yukarıda açıkladığım nedenlerle yerel mahkeme hükmünün öncelikle bu gerekçelerle bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun (1) nolu bentteki temyiz isteminin reddine ilişkin görüşlerine katılamıyorum. 14.10.2009