Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2009/9386 E. 2010/3200 K. 23.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9386
KARAR NO : 2010/3200
KARAR TARİHİ : 23.03.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek.Av…. ile davalı vek.Av…. ‘in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, tarafların finansal kiralamaya konu sökülebilir taşıyıcı destek yapı sistemi alım-satım konusunda anlaşma yaptıklarını, davalıya 25.01.2006 tarihli proforma faturasının gönderildiğini, davalının da bu fatura koşulları üzerinden kiracıları ile finansal kiralama sözleşmesi akdettiğini, müvekkilinin yapı sistemini kiracıya teslim ettiğini, satış ve %1 KDV bedelinin tahsil edildiğini, KDV iadesi taleplerinin vergi dairesince çelikten mamul sökülebilir yapı sisteminin binanın ayrılmaz parçası olduğu, finansal kiralama konusuna girmediği gerekçesiyle reddedildiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından %18 KDV düzeltme dilekçesi verildiğini, aradaki %17’lik KDV farkının tahsili için davalıya başvurulduğunu ancak ihtarın sonuçsuz kaldığını bildirerek, 6.000 YTL KDV alacağının avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebin 334.000 TL artırarak 340.000 TL’nın tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, proforma fatura içeriğine göre anlaşma yapıldığını, mal bedelinin davacıya ödendiğini, KDV oranlarını davacının belirlediğini, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve … Vergi Dairesi Başkanlığının 18.05.2009 tarihli yazısına göre davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir edilen 750.00.TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 23.03.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, proforma faturada %1 KDV’li olarak gösterilen satış bedelinin alıcı tarafından ödenmesi ve malın tesliminden sonra satıcının Maliye’ye %18 KDV ödemek zorunda kaldığı iddiasıyla davalı alıcıdan ek KDV talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Davacı tarafından düzenlenen proforma faturada finansal kiralama yoluyla satışı yapılacak “sökülebilir taşıyıcı ve destek yapı sistemi” nin satış bedeli olarak 600.000.TL, %1 KDV’si 6.000 TL olmak üzere toplam 606.000.TL olarak gösterilmiş, davalı da davacının bu şekildeki teklifini kabul edip faturada gösterilen toplam bedeli ödemiş, davacı da malı teslim etmiştir.Böylece taraflar sözleşmeden doğan edimlerini karşılıklı olarak yerine getirip, aralarındaki sözleşme ilişkisini sonlandırmışlardır.
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasasına göre, Katma Değer Vergisinin mükellef ve sorumlusu malı teslim eden veya hizmeti gören kişidir.(Md.8 ve 9).Alıcı veya müşteri bu verginin mükellef veya sorumlusu değildir.
Satıcı, Maliye’ye ödediği veya ödeyeceği KDV’yi alıcı adına değil, kendi adına ödemektedir ve bu nedenle ödediği vergiden dolayı alıcıya rücu edemez. Ancak, satış sırasında ve paranın ödenmesinden önce düzenlenen belgede KDV’nin satış bedelinden ayrı olarak gösterilmesi ve alıcının da kabul etmesi halinde satıcı bu vergiyi alıcıdan satış bedeli ile birlikte tahsil edebilir.Fakat satıştan ve satış bedelinin ödenmesinden sonra satıcının kendisinin sorumlu olduğu KDV’yi Maliye’ye ödemiş olmasından dolayı alıcıya rücu edemez. Çünkü alıcının Maliye’ye karşı böyle bir vergi borcu bulunmamaktadır.Davacı satıcı Maliye’ye kendi borçlarını ödemiş olmaktadır. Bu vergiyi ancak satış sırasında ve satış parası ödenmeden hesap ederek alıcıdan tahsil edebilir.Alıcı bunu kabul etmezse satıcı malını satmayabilir, yada alıcı KDV’li fiyatı yüksek bulup malı almayabilir. Aksi halde, yani satış bedelini tahsil ederken ayrıca KDV’yi talep etmemişse, sonradan bu vergiyi alıcıdan talep edemez.(Yargıtay 13.HD. 11.04.1989 tarih, 1989/533 E, 1989/2502 K.sayılı kararı, Yargıtay Kararları Dergisi, Cilt 16.Sayı 3 Mart 1990 sahife 400-402).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2004 tarih, 2004/19-456 E. 2004/531 K.sayılı kararında da Katma Değer Vergisinin mükellefi ve sorumlusunun malı teslim eden veya hizmeti gören kişi olduğu, alıcıya düşen görevin, satış bedelinden ayrı olarak gösterilmesi ve bu şekilde kendisinden istenmesi halinde bedele ek olarak vergi tutarını da satıcıya vermekten ibaret olduğu belirtildikten sonra şu açıklamalara yer verilmiştir; “ bir satım sözleşmesinde, satıcı, tarafların üzerinde anlaştıkları koşullar çerçevesinde, alıcıdan mevzuat gereğince alması gereken Katma Değer Vergisi tutarını da satış bedeline ekleyip, kendisinde tutacağı satış bedelini ve devlete intikal ettireceği vergi tutarını ayrı ayrı göstererek, alıcının kendisine ödeyeceği toplam miktarı buna göre belirleyip alıcının onayına sunmak, kabul ettiği takdirde satış bedeli ve Katma Değer Vergisi toplamını alıcıdan almak veya tersine, satış bedelini belirlerken Katma Değer Vergisini hiç hesaba katmayıp, bunu bizzat kendisi üstlenmek, böylece,kendi üzerinde tutacağı miktarı azaltmak yolunu seçebilir.Kuşkusuz, satış bedelinin ve onun Katma Değer Vergisinin ayrı ayrı gösterildiği durumlarda, alıcının anılan vergiyi ödemekten kaçınması halinde, satıcı, malını satıp satmamakta özgürdür.
Sözleşme aşamasında, satış bedeli ve vergi tutarını ayrı ayrı göstermeyen satıcı, o satıştan dolayı ödediği Katma Değer Vergisini alıcı adına değil, kendisi adına ödemiş olur. Bunu sonradan alıcıdan isteyip isteyemeyeceği, Vergi Hukukunun düzenleme alanının dışına taşan, Vergi Hukukunun kural ve ilkelerine göre değerlendirilmesine olanak bulunmayan, dolayısıyla,Borçlar Kanunu’nun sözleşme hukukunu düzenleyen hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gereken bir sorundur. Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirme yapıldığında; bedel unsuru, satış sözleşmesinin esaslı unsurlarından biridir. Satıcının, başlangıçta üzerinde iradelerin birleştiği bedel ( alıcının satıcıya ödeyeceği tutar) dışında, alıcıdan sonradan ayrıca bir istemde bulunmasına olanak yoktur. Dolayısıyla, satış bedelini tahsil ederken, alıcıdan ayrıca Katma Değer Vergisi isteyip almamış olan satıcı, sonradan alıcıdan bu yönde istemde bulunamaz”.
Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince;
Davacı tarafından düzenlenen proforma faturada KDV oranı %1 olarak gösterilmiş ve bu şekilde belirlenen ve davalının onayına sunulan teklif davalı tarafça kabul edilerek davacının belirlediği %1 KDV’li mal bedeli tamamen ödenmiş ve davacı tarafından satışa konu mal da teslim edilmiştir.Böylece taraflar arasındaki akit tamamlanmış ve her iki taraf akitten doğan edimlerini karşılıklı olarak yerine getirmiş olmakla aralarındaki ilişkiye son vermişlerdir. Davacı satıcı, daha sonra KDV farkı adı altında dava konusu faturayı düzenlemiş, ancak davalı tarafça buna itiraz edilmiştir.Satış sırasında düzenlenen ilk faturada KDV’nin %1 gösterildiği ve davalıdan bu oranda KDV tahsil edildiği açık ve tartışmasızdır. Tarafların iradeleri bu yönde oluşmuş ve birleşmiştir.
Davacı şirket, tüzel kişi tacir olup, TTK.nun 20.maddesi uyarınca basiretli davranmak zorundadır. Uzmanlık alanı yapı ve inşaat işleri olan bir şirketin dava konusu satış işleminde ödenmesi gereken KDV oranını iyi bilmesi, en azından bu konuda araştırma ve inceleme yaptıktan sonra teklifte bulunması gerekirdi. Bu itibarla olayda hataya dayanılamaz. Bir an için davacı şirketin KDV oranını belirlemede hatalı davrandığı varsayılsa bile davacı kendi kusurundan kaynaklanan zararını davalıdan isteyemez. Çünkü, yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği gibi KDV’nin mükellefi ve sorumlusu satıcıdır. Borçlar Hukukundaki sözleşme serbestisi ilkesi gereğince satıcı, Maliye’ ödemek zorunda olduğu KDV’nin bir kısmını yada tamamını alıcıdan alıp almamakta serbesttir. Olayımızda da davacı, proforma faturada davalıdan %1 oranında KDV istediğini belirtmiş, davalı da bu yöndeki teklifi uygun görerek talep edilen bedeli ödemek suretiyle malı teslim almıştır. Başka bir anlatımla davalıdan istenen KDV oranını davacı kendisi belirlemiştir. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi her iki tarafın edimlerini yerine getirmesinden sonra sonlandırılmıştır.
Bu durumda mahkemece davacının sonradan ek KDV talebinde bulunmasının hukuksal dayanaktan yoksun olduğun gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı ve hükmün bozulması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyoruz.