Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2010/4441 E. 2010/7946 K. 23.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4441
KARAR NO : 2010/7946
KARAR TARİHİ : 23.06.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 10.11.2009
No : 856-764

Davacı tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahiller Ziraat Bankası, Maliye Bakanlığı, İş Finansal Kiralama A.Ş, … Tur.Otel Ltd.Şti.ve … Demir ve Metal Tic.A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacılar vekili, müvekkillerinin matbaacılık ve reklam konusunda faaliyet gösterdiğini, ağır ekonomik krizin etkisiyle borca batık hale geldiklerini, sunulan iyileştirme projesinde öngörülen tedbirlerin uygulanmasıyla borca batıklıktan kurtularak şirketlerin ıslah olacağını belirterek, müvekkillerinin iflasının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davacıların borca batık olduğunun saptandığı, bilirkişi kök ve ek raporlarında projenin ciddi ve inandırıcı olduğuna ilişkin görüş bildirildiği, tüm dosya kapsamı ve kayyum raporları dikkate alındığında davacıların borca batıklıktan kurtulma ihtimalinin bulunduğuna ilişkin vicdani kanaat oluştuğu belirtilerek iflasların bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahiller Ziraat Bankası, Maliye Bakanlığı, İş Finansal Kiralama A.Ş … Demir ve Metal Mamülleri San.Tic.A.Ş.ve MLS Tur.Otel.Ltd.Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, müdahiller vekillerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu Şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icap etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi kök ve 1. ek raporlarında özet olarak; şirketlerin borca batık olduğu, varlık ve kaynak dengesinin yüksek risk taşıdığı, iyileştirme projesinde öngörülen maliyet ve kâr oranlarının iyimser bir yaklaşımı yansıttığı, öngörülen sermaye artışlarından başka 2010 yılı için de sermaye artırımına gidilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu raporlara yönelik itiraz üzerine hükme de esas alınan aynı heyet tarafından hazırlanan 2. ek (son) raporda ise, önceki kök ve ek raporlarda ifade edilen görüşlerde bir değişiklik olmadığı belirtilerek davacıların sunduğu 30.6.2009 tarihli finansal sonuç raporu ile 31.7.2009 tarihli kayyım raporuna neden itibar edilmemesi gerektiği ayrıntılı ve mahkemenin denetimine de elverişli olarak raporun içeriğinde açıklandıktan sonra, söz konusu finansal sonuç raporu ve kayyım raporundaki veriler çerçevesinde şirketlerin iyileştirme ümidinin bulunduğu belirtilmiş olup, mahkemece bu bilirkişi raporu hükme esas alınarak iflasın ertelenmesine hükmedilmiştir.
Yukarıda kısaca özetlenen hükme esas alınan bilirkişi raporunun içeriği ile sonucu arasında çelişki olduğu gibi, sonuç olarak ifade edilen görüşler arasında dahi bir uyum bulunmamaktadır. Üstelik, önceki raporlarda ifade edilen görüşlerde bir değişiklik olmadığı belirtilmesine rağmen, özellikle sonucu itibarıyla önceki raporlarda ifade edilen görüşlerden farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Mahkemece, kayyım raporuna ve 30.6.2009 tarihli finansal sonuç raporuna itibar edilmemesi gerektiğine ilişkin hükme esas alınan son bilirkişi raporunun içeriğinde belirtilen detaylı analiz ve değerlendirmelere rağmen hangi özel ve teknik bilgi ile söz konusu finansal sonuç raporu ve kayyım raporuna itibar edilerek hükme gerekçe yapıldığı açıklanmadan ve bilirkişi raporundaki bu çelişkiler dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Kararı temyiz eden müdahiller vekillerinin yukarıda açıklanan (1) numaralı nedenden dolayı sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı nedenden dolayı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 23.6.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y Y A Z I … I

İflasın ertelenmesini isteyen şirketler ayrı tüzel kişiliği bulunan alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin aynı gruba dahil olmaları veya bir alacaklıya asaleten yada kefaleten borçlu olmaları iflasın ertelenmesi talebinde birlikte bulunabileceklerine gerekçe yapılamaz.
Şirketler arasında talep konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi iflasın ertelenmesi talebinin her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Çünkü, her bir şirketin bilançolarındaki aktif ve pasif kalemleri, buna bağlı olarak alacaklıları, borçluları farklıdır.
Talepte bulunan şirketlerin durumlarının kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır.
Nitekim, Yüksek Yargıtay aynı işyerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir. (HGK. 18.04.1956 T/36-29, HGK. 11.12.1951 4/177-135; HGK. 03.10.1957 83/79 ve TD. 11.03.1955 1366/1857)
Öte yandan, doktrindeki görüşlerde de Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 43. maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK. 156 vd.) açılamayacağı yönündedir (Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3. sh.3351). Bu da birden fazla borçlunun hasımsız olarak açılan istemde iflasın ertelenmesi talebinde bulunamayacaklarının göstergesidir.

İcra İflas Kanunu’nun 179. maddesinde de, kanun koyucu iflasın ertelenmesi talebi bakımından “ŞİRKETLER VEYA KOOPERATİFLER” dememiş, aksine “ŞİRKET VEYA KOOPERATİF” demek suretiyle iflas ve iflasın ertelenmesi taleplerinin ayrı ayrı açılabileceğini, davacının çoğul değil tekil olduğunu göstermiştir. Bunun aksinin kabulü Yasa’nın lafzi yorumuna da aykırıdır.
İflasın ertelenmesi taleplerinin grup şirketleri tarafından birlikte açılması, bunların ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan kaçınmalarına da imkan verecektir. Harçlara dair düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok tüzel kişinin birlikte iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmektedir.
Borca batıklığın tespit edildiği, ancak iyileştirme projesinin yeterli görülmemesi durumunda erteleme talebinin reddiyle bunun sonucu olarak talepte bulunanın iflasına karar verileceği gözetildiğinde birden çok borçlunun aynı davada iflası istenemeyeceği gibi birden çok borçlu da iflasla sonuçlanabilecek olan iflasın ertelenmesi talebinde bulunamazlar.
Öncelikle açıklanan bu nedenlerle de yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun (1) nolu bentte birden fazla borçlu tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunabileceği şeklindeki görüşlerine katılamıyoruz. 23.06.2010