Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2010/5119 E. 2010/8590 K. 07.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5119
KARAR NO : 2010/8590
KARAR TARİHİ : 07.07.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi

Davacı vekili tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahil banka vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, traktör parçaları ile motorlu kara taşıt araçları ekipmanlarının satışıyla iştigal eden müvekkili şirketin ekonomik krizin etkisiyle borca batık hale geldiğini, sunulan iyileştirme projesi çerçevesinde uygulanacak tedbirlerle borca batıklıktan kurtulabileceğini belirterek, şirketin iflasının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, davalı şirketin borca batık olduğunun bilirkişi raporlarıyla tespit edildiği, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğu, borca batıklıktan kurtulmasının mümkün bulunduğu, şirketin mevcut … hacmiyle iflasın ertelenmeis halinde alacaklıarının durumunun kötüleşmeyeceği belirtilerek şirketin iflasının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahil … ve … Bankası vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icap etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; 26.8.2009 tarihli ortaklar kurulu kararıyla şirket sermayesinin artırıldığı, sermaye artırım bedelinin ¼’ünün tadil tasarısından itibaren 3 ay içinde, bakiyesinin ise 31.12.2009 tarihine kadar ödenmesinin kararlaştırıldığı, ortakların şirkete olan borçlarını ödedikleri, gelir ve nakit akım projelerinin sunulduğu, sermaye artırımı taahhüdünün yerine getirilmesi hâlinde şirketin 1 yılda borca batıklıktan kurtulabileceği belirtilmiştir. Mahkemece bu bilirkişi raporu hükme esas alınarak iflasın ertelenmesine hükmedilmiştir.
İflasın ertelenmesinde, borca batıklığın tespiti sırasında kaydî değerlerin değil, rayiç değerlerin esas alınması gerekir. Bu nedenle, şirketin aktifinde yer alan tüm varlıkların rayiç değerlerinin (piyasa satış kıymetlerinin) mahkeme tarafından atanan yeminli bilirkişi aracılığıyla tespiti gerekli olup, bilançoda kayıtlı değerler üzerinden varsayımlara dayalı olarak borca batıklığın saptanması doğru değildir. Bilirkişi raporunda da bu husus doğru şekilde vurgulanmış ise de borca batıklık tespit edilirken bu ilkenin tam aksine bir değerlendirme yapılarak, kök raporun 5’inci sayfasında “duran varlıklar” içerisinde aktifte kayıtlı … A.Ş.’deki iştirakler rayiç değer üzerinden değil, kaydî değer üzerinden hesaplanmış ve borca batıklığın tespitinde hataya düşülmüştür. Söz konusu hisselerin şirket aktifinin yaklaşık yarısını oluşturduğu da dikkate alındığında mahkemece, bu yön gözetilmeden ve bilirkişi raporu denetlenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
2- Şirket aktifinin yaklaşık yarısını oluşturan “duran varlıklar” içerisinde aktifte kayıtlı … A.Ş.’deki iştirakler yargılama sırasında satılarak paraya çevrilmiş ise de bilirkişi ve kayyım raporlarında bu husus irdelenmemiş olup, mahkeme kararının gerekçesinde de bu satış işleminin akıbeti tartışılmamıştır. İflâsın ertelenmesinin amacı şirketin ıslah edilerek borca batıklıktan kurtulması olup, malvarlığının satılarak tasfiye edilmesi değildir. Mahkemece iflâsın ertelenmesi müessesesinin amacı da gözetilerek söz konusu hisse satışının üzerinde durulmadan, etkileri tartışılıp değerlendirilmeden ve özellikle alacaklıların menfaatlerini ihlal eden bir yönü olup olmadığı araştırılmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
3- Sermaye artırımı konusunda 26.8.2009 tarihli ortaklar kurulu kararı alınarak tescil ve ilan edilmişse de hükme esas alınan bilirkişi raporunda ve mahkeme kararında söz konusu sermaye artırımı bedelinin ödendiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Sermaye artırımının amacı, şirketin eksik olan işletme sermayesinin güçlendirilerek faaliyetlerine devam etmesi ve borca batıklıktan kurtulmak için gerekli dış kaynak ihtiyacının karşılanmasının sağlanmasıdır. Sermayenin artırılması aynı zamanda alacaklıların alacaklarını belli ölçüde güvence altına alan bir işleve de sahiptir. Bu nedenle sermaye artışından doğan borcun en azından bir kısmının ortaklar tarafından ödenmesi hâlinde gerçek anlamda bir sermaye artışından söz edilebilir. Mahkemece bu husus gözetilmeden sermaye artışına ilişkin ortaklar kurulu kararına itibar edilerek projenin ciddi ve inandırıcı olduğunun kabulüyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve bu konuda ehil bilirkişilere inceleme yaptırılarak iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığının tespiti suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz eden müdahil vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 7.7.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.