YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5516
KARAR NO : 2010/11219
KARAR TARİHİ : 13.10.2010
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Davacı tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde müdahillerden T.Halk Bankası, Turklandbank ve Şekerbank A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
İflas erteleme talebinde bulunan vekili, müvekkili şirketin petrol ve petrol türevlerinin toptan ve perakende ticaretini yaptığını, ekonomik kriz nedeniyle şirketin borca batık hale geldiğini, sunulan iyileştirme projesi çerçevesinde öngörülen tedbirlerin uygulanması suretiyle müvekkilinin borca batıklıktan kurtulup faaliyetlerine devam edebileceğini belirterek, şirketin iflasının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, şirket aktifinin rayiç değerlere göre hesaplanması sonucunda borca batık olduğunun belirlendiği, iyileştirme projesinde öngörülen tedbirlerin uygulanması halinde durumunun düzelebileceği borca batıklıktan kurtulabileceği yönündeki bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğu yönünde mahkemede vicdani kanaat oluştuğu belirtilerek şirketin iflasının 1 yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahillerden Halkbankası, Turkland Bank ve Şekerbank vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece, bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icap etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi ikinci ek raporunda; şirket ortaklarının taahhüt edilen sermaye artırımı borçlarını ödedikleri, şirketin 7 aylık faaliyetlerinin olumlu bir tabloyu yansıttığı, bu sonuçta temel etkenin sermaye artırımı olduğu, şirketin temel faaliyetlerinin sonuçlarının çok az bulunduğu, 2009 yılı ilk altı aylık döneminin zararla kapatıldığı belirtilmiş, mahkemece bu rapor hükme esas alınarak iflâsın ertelenmesine karar verilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi ikinci ek raporun 4’üncü sayfasında “Davacı şirketin 30.6.2009 tarihi itibarıyla tüm alacak ve borçları ile ilgili mutabakat verileri ve fiili stok sayımları sunulmadığından, 30.6.2009 tarihi itibarıyla fiili envanter verileri, şirketin mevcut varlık ve kaynak dengesinin gerçekçi görülebilmesi için önem taşımaktadır. Şirketin 30.6.2009 tarihi itibarıyla envanter sonuçlarının, raporlanan aktif ve pasif dengesi üzerinde önemli bir etkisinin bulunmaması hâlinde, yaklaşık 7 aylık faaliyet sonuçlarının mali durumunda olumlu bir tabloyu yansıttığı açık olarak görülmektedir.” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş, bu ifadenin ikinci cümlesi raporun sonuç bölümünde tekrarlanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere bilirkişi kurulunun görevi, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konuda mahkemeye görüş bildirerek, hâkimde olmayan ve olması da beklenmeyen bu özel ve teknik bilgi eksikliğini gidermektir. İflâsın ertelenmesinde de projenin ciddi ve inandırıcılığı konusunda bilirkişiden rapor alınmakta ve özellikle de borca batıklıktan kurtulmasının mümkün olup olmadığı konusunda bilirkişinin özel ve teknik bilgisine başvurulmaktadır. Ne var ki somut olayda, bilirkişi raporunda 30.6.2009 tarihi itibarıyla tüm alacak ve borçlarla ilgili mutabakat verileri ve fiili stok sayımlarının sunulmadığı bir eksiklik olarak belirtilmiş, bu eksikliğin giderilmesi mümkünken veya giderilmesi gerektiği ifade edilmek yerine, 30.6.2009 tarihli envanter sonuçlarının önem taşıdığı ifade edildikten sonra, bu envanter sonuçlarının da raporlanan aktif ve pasif dengesi üzerinde önemli bir etkisinin bulunmaması halinde mali sonuçların olumlu olduğu belirtilmiştir. Bu şekilde, yetersiz verilerden kaynaklanan eksikliklerden dolayısıyla koşula bağlı görüş bildirilmesi ve mahkemece bu şekilde oluşturulan bilirkişi raporu hükme esas alınarak karar verilmesi doğru değildir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan yeniden rapor alınmak ve tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar vermekten ibaret olup, belirsizlik içeren ve mahkemece öngörülmesi mümkün olmayan koşullara bağlı bilirkişi görüşüne istinaden hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz eden müdahiller vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 13.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.