Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2010/6444 E. 2010/13969 K. 08.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6444
KARAR NO : 2010/13969
KARAR TARİHİ : 08.12.2010

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 11.11.2008
Nosu : 225-715

Davacılar vekili tarafından hasımsız olarak açılan iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde Yapı Kredi Bankası A.Ş. vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

-KARAR-
İflasın ertelenmesini talep edenler vekili, inşaat ve yol yapımı alanında faaliyet gösteren müvekkili şirketlerin ekonomik kriz nedeniyle borca batık hale geldiğini, sunulan iyileştirme projesinde öngörülen tedbirlerin uygulanmasıyla borca batıklıktan kurtulmalarının mümkün olduğunu belirterek iflaslarının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, şirketlerin borca batık olduğu, bilirkişi kök ve ek raporlarına göre projenin ciddi ve inandırıcı olup, dilekçi şirketlerin mali durumunun düzelmesinin olanaklı bulunduğu, geçmişte yaptıkları işler, halen ellerinde bulunan işler, geçmiş çalışmaları, iş planlama ve girişimleriyle işlemlerinin devamının sağlanacağı konusunda mahkemede kanaat uyandığı belirtilerek dilekçi şirketlerin iflasının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiş, hüküm müdahil Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, müdahil vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-İflasın ertelenmesi, borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin malî durumunun ıslahının mümkün olması hâlinde o şirketin iflâsının önlenmesini sağlayan bir kurumdur. Böyle bir talep üzerine mahkemece, bu şirketin öncelikle borca batık durumda olup olmadığı rayiç değerlere göre tespit edilmeli, borca batık durumda ise bu kez ıslahının mümkün olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Bunun için borçlu şirket tarafından mahkemeye ibraz edilen bilanço ile malî durumun iyileştirilebilmesi amacıyla şirket tarafından bildirilen proje üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, rayiç değerler ve yapılan araştırma ve inceleme sonucu elde edilen gerçekçi verilere göre bilirkişilerce yeniden oluşturulacak şirket bilançosu (borca batıklık bilançosu) da dikkate alınıp bir sonuca gidilmelidir. Zira önerilen iyileştirme tedbirlerinin şirketin malî durumunu düzeltmeye elverişli olup olmadığının belirlenmesi özel ve teknik bir bilgiyi gerektirdiğinden, bu konuda bilirkişinin görüşüne başvurulması icap etmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporunda; dilekçi şirketlerin pasiflerinin dönen varlıklarına oranlanması suretiyle yapılan değerlendirmeye göre mali durumlarının bozuk olduğu, iflâsın ertelenmesi hâlinde kayyım denetiminde faaliyette bulunulacağı, mali durumlarını düzeltebilecekleri belirtilmiş, mahkemece bu raporlar hükme esas alınarak dilekçi şirketin iflâsının ertelenmesine1 karar verilmiştir.
Hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında dilekçi şirketlerin aktif ve pasifleri yukarıda açıklandığı şekilde tespit edilmemiş, borca batık olup olmadıkları usulüne göre saptanmamış olup, pasiflerin dönen varlıklara oranlanması suretiyle mali durumlarının bozuk olduğu şeklinde bir değerlendirmeden sonra görüş bildirilmiştir. Şirketlerin aktifinde yer alan tüm varlıkların rayiç değerlerinin (piyasa satış kıymetlerinin) mahkeme tarafından atanan yeminli bilirkişi aracılığıyla tespiti gerekli olup, bilirkişilerce tespit edilecek gerçekçi veriler dikkate alınarak şirketlerin borca batıklık bilançosunun yeniden düzenlenmesi gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
3-Hükme esas alınan bilirkişi raporlarında; genel ve soyut açıklamalar yapılmış olup, somut bir tedbir öngörmeyen, varsayımlara dayalı iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğu yönündeki değerlendirme de isabetsizdir. Nitekim, 24.7.2009 tarihli kayyım raporunda; şirketlerin merkez ve adreslerinin kapalı olduğu, iyileştirme projesinde öngörülen borç tasfiye protokollerinden hiçbirisinin yapılmadığı ve kayyımın onayına sunulmadığı, yeni ortak alımı ve sermaye artırım taahhüdünün yerine getirilemediği, projeye uygun davranıldığı konusunda en küçük bir bilgi veya belge dahi sunulmadığı, son bir yıl içerisinde hiçbir kararın kayyım onayına sunulmadığı, hiçbir banka talimatı onayı talep edilmediği, ödeme onayı istenmediği, dilekçi şirketlerin avukatlarının dahi müvekkilleriyle temas sağlayamadığı, 9 aydır kayyım ücretinin ödenmediği belirtilmiştir.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle anılan kayyım raporunda belirtilen tespitler dikkate alınarak konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibaret olup, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Kararı temyiz eden müdahil vekilinin yukarıda açıklanan (1) numaralı nedenden dolayı sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı nedenden dolayı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek hâlinde iadesine, 8.12.2010 gününde birinci bent yönünden oyçokluğu 2.ve 3.bentler yönünden oybirliğiyle karar verildi.

-KARŞI OY YAZISI-

İflasın ertelenmesini isteyen şirketler ayrı tüzel kişiliği bulunan alacaklıları, borçluları farklı olan şirketlerdir. Bu şirketlerin aynı gruba dahil olmaları veya bir alacaklıya asaleten yada kefaleten borçlu olmaları iflasın ertelenmesi talebinde birlikte bulunabileceklerine gerekçe yapılamaz.
Şirketler arasında talep konusu bakımından bir teselsül bulunmadığı gibi iflasın ertelenmesi talebinin her biri için aynı sebepten doğduğu da kabul edilemez. Çünkü, her bir şirketin bilançolarındaki aktif ve pasif kalemleri buna bağlı olarak alacaklıları, borçluları farklıdır.
Talepte bulunan şirketlerin durumlarının kötülüğü ayrı ayrı vakıalara dayanmaktadır.
Nitekim, Yüksek Yargıtay aynı işyerinde çalışan işçilerin, o işyerinin sahibi (aynı işveren) ile yapmış oldukları aynı içerikteki hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için birlikte dava açamayacaklarına karar vermiştir. (HGK. 18.04.1956 T/36-29, HGK. 11.12.1951 4/177-135; HGK. 03.10.1957 83/79 ve TD. 11.03.1955 1366/1857)
Öte yandan, doktrinde de görüşler de Hukuk Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 43. maddesindeki şartlar bulunsa bile birden fazla borçluya karşı birlikte iflas davası (İİK. 156 vd.) açılamayacağı yönündedir (Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt 3. sh.3351). Bu da birden fazla borçlunun hasımsız olarak açılan istemde iflasın ertelenmesi talebinde bulunamayacaklarının göstergesidir.
İcra İflas Kanunu’nun 179. maddesinde de, kanun koyucu iflasın ertelenmesi talebi bakımından “ŞİRKETLER VEYA KOOPERATİFLER” dememiş, aksine “ŞİRKET VEYA KOOPERATİF” demek suretiyle iflas ve iflasın ertelenmesi taleplerinin ayrı ayrı açılabileceğini, davacının çoğul değil tekil olduğunu göstermiştir. Bunun aksinin kabulü Yasa’nın lafzi yorumuna da aykırıdır.
İflasın ertelenmesi taleplerinin grup şirketleri tarafından birlikte açılması, bunların ayrı ayrı yatırmaları gereken harçtan kaçınmalarına da imkan verecektir. Harçlara dair düzenlemeler kamu düzeninden sayıldığından başlı başına bu husus bile birden çok tüzel kişinin birlikte iflasın ertelenmesi talebinde bulunmalarına engel teşkil etmektedir.
Borca batıklığın tespit edildiği, ancak iyileştirme projesinin yeterli görülmemesi durumunda erteleme talebinin reddiyle bunun sonucu olarak talepte bulunanın iflasına karar verileceği gözetildiğinde birden çok borçlunun aynı davada iflası istenemeyeceği gibi birden çok borçluda iflasla sonuçlanabilecek olan iflasın ertelenmesi talebinde bulunamazlar.
Öncelikle açıklanan bu nedenlerle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun birden fazla borçlu tarafından iflasın ertelenmesi talebinde bulunabileceği şeklindeki görüşlerine katılmıyorum.