YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9942
KARAR NO : 2011/3358
KARAR TARİHİ : 16.03.2011
Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vek.Av…. gelmiş, diğer taraftan kimse gelmemiş olduğundan onun yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Dava davalıya satılıp teslim edilen tıbbi malzeme bedelinin tahsili için girişilen takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davalı vekili satım sözleşmesinin davacı ile SGK Başkanlığı arasında kurulduğunu, kurumun müvekkilinden gerekli malzemeyi alıp kullanmasını istediğini ve bedelin de kurum tarafından davacıya aktarılmak üzere müvekkiline gönderildiğini, müvekkilinin sözleşmeye taraf olmadığı gibi işlemler nedeniyle kâr da elde etmediğini, paranın kurumdan gelmesi üzerine ödemelerin yapıldığını, ödemelerin uygulamada üç aylık vadelerle yapıldığını ve henüz vadesi gelmeden davacının takibe geçtiğini bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece satım sözleşmesinin davacı ile davalı arasında yapıldığı, davalının mal bedelini Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan almasının davacıyı etkilemeyeceği, teslim hususunda da ihtilaf bulunmadığı gerekçesiyle asıl alacak üzerinden davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle davalının sözleşmede taraf olmadığına ve taraflar arasında açıkça kararlaştırılmadığı anlaşılan vadenin henüz gelmediğine yönelik savunmaya itibar edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı şirket vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- İcra takibine 61.717,55 TL asıl alacak ile işlemiş 1.424,95 TL faiz toplamı 63.142,40 TL alacak üzerinden girişilmiş, borçlu 34.706,91 TL’lik takip tutarını dosyaya yatırmış, fazlasına ise itiraz etmiştir.
Dava 23.10.2009 günü 28.435,-TL müddeabih üzerinden açılmıştır. Davalı takipten sonra ve fakat davadan önce 21.10.2009 günü 18.466,09 TL’yi banka havalesi ile davacının hesabına yatırdığından bu tutar için dava açmakta hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu hususun gözden kaçırılması bozmayı gerektirmiştir.
3- Davalı davadan sonra da 23.11.2009 günü 7.827,04 TL ödeme yapmıştır. Bu ödemenin hesaplamada ne şekilde dikkate alınacağının karar yerinde gösterilmemesi de hatalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1 sayılı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 sayılı bentlerde gösterilen nedenlerle hükmün BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 825.00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 16.03.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY YAZISI-
Genel hükümlere göre açılan davalarda kural olarak haklılık durumu dava tarihine göre belirlenir. İtirazın iptali davasının amacı itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamaktır. Bu nedenle itirazın iptali davalarında haklılık durumu takip tarihi itibariyle belirlenmelidir (HGK 16.10.1996, 19–601/711). İtirazın iptali davasında takipten önce ya da takipten sonra ancak ödeme emrine itiraz süresi bitmeden yapılan ödemeler gözetilir. Ancak ödeme emrine süresinin geçmesinden sonra yapılan ödemeler ise dikkate alınmaz. Bu tür ödemeler kararın infazı sırasında icra müdürlüğünce dikkate alınıp borçtan mahsup edilmelidir. Aksi halde ödeme tarihleri itibariyle takip konusu alacağa faiz yürütülüp, ödemenin öncelikle faize mahsup edilmesinden sonra kalan alacak saptanarak hüküm kurulmalıdır. Bu şekilde yapılacak işlem sonucu bulunan meblağ üzerinden hüküm kurulması infazda tereddüt yaratır. Davacının davadan önce yapılan ödemeler yönünden tüm borç ödenip, infaz edilmediği sürece hukuki yararı bulunmaktadır. Mahkemenin bu yöne ilişkin gerekçesi yerinde olduğundan çoğunluğun hukuki yarar bulunmadığına ilişkin ikinci bentteki bozma görüşüne katılamıyorum.