Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2011/10578 E. 2011/14010 K. 15.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10578
KARAR NO : 2011/14010
KARAR TARİHİ : 15.11.2011

Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Tarih : 28/12/2010
No : 2010/75-2010/762

Taraflar arasındaki alacak davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. … ile davalı Av. …ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Dava, cari hesaba dayalı alacağın faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.
Davalı vekili, yetki itirazında bulunmuş, esasa yönelik ise davacının kambiyo senedinden doğan alacağı cari hesaba geçirdiğini bunun yasal olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalı şirketin yasal ikametgahının Kayseri ili idari sınırları içinde bulunduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Dairemizin 21.10.2009 gün 2009/8053-9682 ek sayılı kararı ile B.K.’nun 73. ve HUMK.’nun 10. maddesi uyarınca mahkemenin yetkili olduğu gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre; davanın kabulüne, 56.528,89 TL’nin 28.11.2000 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacının talep ettiği alacak kalemleri arasında vade farkı alacağı da bulunmaktadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 27.06.2003 tarih 2001/1 esas, 2003/1 karar sayılı kararına göre, “vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması gerekmektedir. Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalardaki bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödeneceği” ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK’nun 23/2. maddesi uyarınca 8 gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup, vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmez. “
Somut olayda taraflar arasındaki 16.07.1996 tarihli “Akaryakıt İstasyonu İşletme Sözleşmesi” nin 5/1. maddesinde geç ödeme halinde aylık gecikme faizi talep edilebileceği hükme bağlanmış olmakla birlikte anılan sözleşmede vade farkı konusunda herhangi bir hükme yer verilmemiştir. Hal böyle olunca, davacının vade farkı talep edebilmesi için taraflar arasında bu konuda teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunup bulunmadığının saptanması gerekmektedir. Teamülün mevcut olduğunun kabulü için en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız ödenmiş olması gerekmektedir. Dairemizin istikrarlı uygulaması da bu yöndedir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunun 7. sahifesinde taraflar arasında vade farkı uygulaması yönünden teamül bulunduğunun görüldüğü yönünde bir görüş bildirilmiş ise de; bunun dayanakları gösterilmemiştir. Yine sözleşmenin 7. maddesinde ihtilaf halinde davacı şirketin kayıt ve defterlerinin kesin delil olacağı kararlaştırılmış olmakla birlikte dayanakları bulunmayan ve usulüne uygun tutulmayan kayıtların bu hüküm kapsamında değerlendirilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Açıklanan ilkeler çerçevesinde, taraflar arasında vade farkı yönünden teamül bulunup bulunmadığı yönünden mahkemece ayrıntılı araştırma ve inceleme yapılıp gerektiğinde bu konuda bilirkişiden ek rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirildikten sonra varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte belirtilen nedenle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı yararına takdir edilen 825,00.-TL. duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 15.11.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.