Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/17021 E. 2013/4232 K. 06.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17021
KARAR NO : 2013/4232
KARAR TARİHİ : 06.03.2013

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –
Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 01.01.2010 ile 31.12.2010 tarihleri arasında geçerli olmak üzere alt bayilik sözleşmesi imzalandığını, sözkonusu sözleşme gereği davalının müvekkil şirketten satın alacağı ürünler ve bu ürünlerin minimum tutarının sözleşme ekinde belirtildiğini, sözleşmenin 13. maddesinin 1. fıkrası gereği taraflardan birinin sözleşmeyi feshedebilmesi için diğer tarafın temerrüde düşmesi gerektiğini, müvekkili şirketin temerrüde düşmesi gibi bir durum sözkonusu değilken, davalı şirketin 01.03.2010 tarihli ihtarname ile taraflar arasındaki sözleşmeyi, sözleşmenin 13. maddesinin 1. fıkrası gereği feshetmesinin sözleşmeye açıkça aykırı olduğunu, müvekkilinin sözleşmeye güvenerek, sözleşmede belirtilen malların satımı için başka firmalarla görüşmediğini ve sözleşmede belirtilen malların satımının gerçekleşmemesinden dolayı kar mahrumiyetine maruz kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere sözleşmenin haksız feshinden dolayı müvekkilinin uğradığı şimdilik 15.000 TL müspet ve munzam zararının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; taraflar arasındaki sözleşmenin 13/1 maddesinde herhangi bir temerrüt şartı konulmadığını, taraflara sözleşmeyi feshetmek konusunda serberstlik tanındığını, yalnızca bildirim süreleri öngörüldüğünü, müvekkili şirketin sözleşmeye uygun bir şekilde 01.03.2010 tarihli fesih bildirimi ile sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin feshinden dolayı davacının uğramış olduğu bir zararın da olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; sözleşmenin feshinin şartları ve usulünün taraflar arasındaki sözleşmenin 13. maddesinde düzenlendiği, 13. maddenin 1. fıkrasında “sahip olunan diğer hak ve çözüm yolları saklı kalmak üzere, taraflardan birinin sahip olduğu akdi yükümlülüklerinden birinde maddi şekilde temerrüt etmesi durumunda diğer taraf bu sözleşmeyi derhal feshedebilecektir. Şu koşulla ki feshe giden taraf öncelikle iadeli taahhütlü posta ile yükümlülüklerini yerine getirmesi için diğer tarafa bir protesto çekecek ve temerrüt eden taraf, söz konusu bildirimi almasından sonraki 30 gün içinde mevcut temerrüt halini ortadan kaldırmamış olacaktır. Aşağıdaki hükümler saklı kalmak kaydı ile taraflardan herhangi birisi en az 3 ay önceden yazılı ihbarda bulunmak kaydıyla bu sözleşmeyi herhangi bir tarih itibarı ile feshedebilir” hükmünün yer aldığı, bu hükümde benimsenen bilirkişi kök ve ek raporunda da değinildiği üzere; sözleşmenin feshinin iki yolunun düzenlendiği, birinci yolun, taraflardan birinin borçlarını ifada temerrüde düşmüş olması halinde bu durumun giderilebilmesi için süre tayin etmek ve bu sürede temerrüt hali giderilmezse feshedilmiş olacağını bildirdiği, ikinci yolun ise, temerrüt gerekmeksizin üç ay önceden bildirimde bulunmak kaydıyla sözleşmenin feshi olduğu, davalının davacıya gönderdiği 01.03.2010 tarihli ihtarnamede ”taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin görülen lüzum üzerine sözleşmenin 13. maddesinin 1. fıkrası dahilinde feshedildiği, bu bildirimden önce yapılan ticari işlemler nedeniyle oluşan açık cari hesabın kapatılacağı, sipariş verilmeyeceği, sözleşme gereği tebliği tarihinden sonra öngörülen sürenin geçmesi ile sözleşmenin münfesih hale geleceğinin” bildirildiği, bu ihtarname dikkate alındığında, davalının sözleşmenin 13. maddesinin 1. fıkrasının üçüncü cümlesinde öngörülen fesih bildirimi yoluyla sözleşmeyi feshettiğinin anlaşıldığı, bunun için davacının temerrüde düşmüş olması gerekmediği, gibi davacıya süre tayin edilmesinin de gerekmediği, hükümde açıkca 3 (üç) ay önceden bildirimde bulunmak kaydıyla sözleşmenin her zaman feshedilebileceğinin öngörüldüğü, burada temerrüdün şart olmadığının açık olduğu, çünkü aksinin kabulü halinde hem temerrüdün olacağı, hem de 30 gün süre verilerek temerrüdün giderilmesinin isteneceğini, ardından temerrütteki borçluya 3 ay sonra geçerli olacak fesih bildiriminde bulunulacağını, bunun ise temerrüt sebebiyle feshin mahiyetine aykırı olduğu, hükmün ifade tarzının da bu yolun birinci cümledeki temerrüt sebebiyle fesihten farklı olduğunu gösterdiğini, bu itibarla sözleşmenin feshinin haklı olduğu, yine sözleşmenin 13.5 maddesi gereği fesihten dolayı davalıdan herhangi bir tazminat talep edilemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 06.03.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.