Yargıtay Kararı 19. Hukuk Dairesi 2012/2324 E. 2012/11694 K. 12.07.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2324
KARAR NO : 2012/11694
KARAR TARİHİ : 12.07.2012

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili taraflar arasında 20.10.2007 tarihinde 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesi yapıldığını ve davalının 20.10.2007 tarihli yıllık satış taahhüdü verdiğini, müvekkili şirketin sözleşme ile üstlendiği tüm edimleri eksiksiz yerine getirdiğini ancak davalının taahhüt ettiği miktarda mal almayarak müvekkilinin zararına sebebiyet verdiğini, keşide edilen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bayilik sözleşmesi ve satış taahhüdüne istinaden kâr mahkûmiyetinden kaynaklı zararları ile cezai şartın şimdilik 10.000,00 TL’sinin 03.09.2009 tarihli ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, taraflar arasında bayilik sözleşmesi akdedilip, ek protokol tanzim ve imza edildiğini, yeni yapılacak Bolu-Kazan duble yolunun müvekkilinin sahibi olduğu petrol istasyonunun önünden geçtiği taktirde sözleşmenin hüküm doğuracağının, yol geçmediği takdirde ise istasyonun yeni yapılacak olan duble yolun kenarına alınacağı veya sözleşmenin geçersiz sayılacağının protokolde belirtildiğini, duble yolun yapımı, karayollarının kamulaştırma vs. nedenlerden dolayı müvekkili şirkete ait istasyonun çalışamaz, satış yapamaz hale geldiğini, bunda müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, müvekkilinin kendi kontrolü dışında gelişen bu mücbir sebepten dolayı satış yapamadığını, taahhüt ettiği ürünü alamadığını, olay nedeniyle müvekkilinin de büyük zararları olduğunu ve bu hususun Bolu Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/2 D.İş sayılı dosyası ile tespit edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Davacı vekili 23.06.2011 tarihli dilekçesi ile dava değerini 182.303,00 TL olarak ıslah ederek, tahsilini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, Kazan-Bolu yolunun petrol istasyonu önünden geçtiği, yol çalışmalarının petrol istasyonuna giriş çıkışı engellemediği, sözleşmenin 20. maddesinde mücbir sebep başlığı ile belirtilen hususların da dava konusu olayda gerçekleşmediği, davalının taahhüt ettiği miktarda ürün almadığı, davacının toplam kâr mahrumiyetinin 97.400,50 Dolar olup, cezai şart alacağının ise 50.000 Dolar olduğu ancak taahhüt edilen cezai şartın davalının petrol istasyonun ekonomik durumu, bulunduğu ve göz önüne alındığında fahiş olduğu, cezai şart alacağının 20.000 Dolar üzerinden hesap edilmesi gerektiği, davalının ihtarname ile 18.10.2009 tarihinde temerrüde düştüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, bayilik sözleşmesi ve taahhütname gereği ürün alınmaması nedeniyle kar mahrumiyeti ve cezai şart istemine ilişkindir. BK’nun 161/son maddesi uyarınca, mahkeme takdir hakkını kullanarak cezai şartı indirmiştir. Anılan madde hükmüne göre cezai şartın miktarının fahiş olup olmadığının takdiri hakime aittir. Davacının önceden bunu tespit etmesi mümkün değildir. Sözleşme ile tayin edilen bir cezai şartın tahsilini istemek hakkına haiz olan davacının açtığı dava sonunda cezai şartın hakim tarafından fahiş görülerek tenkis edilmesi halinde tenkis edilen miktardan dolayı davacı taraf aleyhine avukatlık ücreti ve yargılama masrafına hükmedilmemesi gerekir. Çünkü cezai şarttan indirim yapılması hususunda hakimin takdir hakkını kullanıp kullanmayacağının davacı tarafından dava açılırken bilinmesi mümkün değildir. Mahkemece bu yön gözetilmeden hakimin takdiri sonucu tenkis edilen cezai şart miktarı yönünden davalı vekili yararına ücreti vekalete hükmolunması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 12.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.