YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9018
KARAR NO : 2012/14916
KARAR TARİHİ : 11.10.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, genel kredi taahhütnamesinden kaynaklanan alacaklarını tahsil için giriştikleri icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, müvekkilinin noterden gönderdiği 08.02.2008 tarihli ihtarname ile kefillikten istifa ettiğini davacı bankaya bildirdiğini, sözkonusu tarih itibariyle kredi hesabının sıfırlandığını, davaya konu kredi alacağının istifa tarihinden sonra kullandırılan krediye ilişkin olup, müvekkilinin sorumlu olmadığını savunarak davanın reddi ile lehlerine tazminata karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre davalının, davacı bankaya gönderdiği 08.02.2008 tarihli ihtarname ile kefaletten istifa ettiğini bildirdiği, bu yazıya karşı bankanın olumlu-olumsuz yanıt vermediği, kefillikten istifa tarihi itibarı ile dava dışı borçlu Ali Buzdan’ın 20.06.2008 tarihi itibarı ile hesabının artıda olduğu, bankanın kefillikten çekilme tarihinden sonra yazıdan haberdar olduğu halde asıl borçluya 20.08.2008 tarihinde kredi verdiği, bakanın davalının kefaletten istifa ihtarnamesine bir cevap vermemesinin davalıda kefaletinin sona erdiğine ilişkin kanı oluşmasına neden olduğu, kefaletten istifa tarihinde davalının temerrütte olmadığı, kefil olduğu cari hesabın artıda olduğu, kişinin yaptığı taahhütten istifa edememesi ve kefaletin süresiz ve asıl borçlunun banka ile yaptığı tüm borçlandırıcı işlemleri kapsamasının Borçlar Hukuku’nun “irade serbestisi ve Akit Yapma serbestisi” ilkelerine aykırı olduğu, kişinin akit yapmak istemesi kadar yapmamak ve akitten cayma serbestilerinin de bulunduğu, istifa tarihinden sonra dava dışı borçluya verilen krediden davalının sorumlu tutulamayacağı, davacı bankanın takibinde kötüniyeti ispat edilemediği gerekçesiyle davanın ve davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalının müteselsil kefil olarak imzaladığı süresiz kredi sözleşmesinin 17/3 maddesi uyarınca BK.’nun 493. ve 494. maddelerinde kefile tanınan haklardan feragat ettiği anlaşılmaktadır.
BK.’nun 493.ve 494. maddeleri emredici nitelikte bulunmadığından kefilin anılan yasa hükümleri ile kendisine tanınan haklardan başlangıçta vazgeçmesi olanaklıdır. Süresiz kefalette kefilin BK.’nun 493. ve 494. maddelerindeki haklardan başlangıçta feragatı, onu kefalet limiti ve kendi temerrüdün hukuki sonuçlarıyla sınırlı olmak kaydıyla borçlu ile birlikte sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece yükümlülük altına sokar.
Diğer yandan, davacı banka ile dava dışı kredi borçlusu arasında bağıtlanan süresiz kredi sözleşmelerinden doğan ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen kredi ilişkisinde bir tarihte hesabın borç bakiyesi vermemesi, başka bir anlatımla borcun sıfırlanmış olması sözleşme ilişkisini sona erdirmez. Borç sıfırlandıktan sonra borçluya tekrar kredi kullandırılması yeni bir borç ilişkisi niteliğinde olmadığından, sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunun devam edeceği kuşkusuzdur.
Bu nedenle davacı banka ile kredi borçlusu arasındaki kredi ilişkisinin henüz tamamen sona ermediği hallerde, sözleşmede belirtilen limitle sınırlı kalınmak kaydıyla borca kefalet etmiş ve BK.’nun 493. ve 494. maddesinde yer alan haklardan feragat etmiş bulunan kefil bir tarihte hesabın sıfırlanması nedeniyle sorumluluktan kurtulmaz.
Kredi sözleşmeleri karşılıklı taahhütleri içerdiğinden kefil tek yanlı olarak bildirdiği irade beyanı ile kefaletten vazgeçemez. Bu şekildeki bir bildirim akdin diğer tarafınca açıkça kabul edilmedikçe hukuki sonuç doğurmaz.
Somut olayda davalı tarafından imzalanan 26.12.2006 tarih 50.000 TL tutarlı kredi sözleşmesi süresiz genel kredi sözleşmesi olup, bu kredi sözleşmesine istinaden dava dışı borçluya kredi kullandırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece davalı kefilin, kefalet limiti gözetilerek takip tarihi itibariyle sorumlu olduğu borç miktarı banka kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulunca yapılacak inceleme ile belirlenip, alınacak rapora göre uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA peşin harcın istek halinde iadesine, 11.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.