YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2009/35515
KARAR NO : 2011/3816
KARAR TARİHİ : 28.02.2011
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Elektrik hırsızlığı
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK.nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmama” koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Adli sicil kaydına göre, tekerrüre esas mahkumiyetleri bulunan sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının 5237 sayılı TCK.nun 58. maddesinin 6. ve 7. fıkraları uyarınca, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından; hapis cezasına mahkum olan sanığın 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin 1. fıkrasındaki; seçme ve seçilme ehliyetinden diğer siyasi hakları kullanmaktan, vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti, tüzel kişiliği niteliğinde bir meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek erbabı veya tacir olarak yoksun bırakılmasına karar verildiği halde, aynı kanun madde ve fıkrasındaki diğer haklarından yoksun bırakılmasına karar verilmemesi ise, 5237 Sayılı TCK.nun 53. maddesinin 1. fıkrası (c) bendinde belirtilen kendi alt soyu üzerindeki velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirinin aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar, aynı kanun maddesinin 1. fıkrasındaki diğer haklarından yoksun bırakılma güvenlik tedbirlerinin ise hükmolunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar uygulanacağı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olduğu ve bu hususun infaz aşamasında nazara alınması mümkün bulunduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan duruşmaya toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,28.02.2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Anayasa’nın 2.maddesinde,Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiş,5.maddesinde, kişilerin ve toplumun refah,huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır
Madde,gerekçesinde:“…Devlet aynı zamanda milletin huzurunu sağlamak ve fertlerini mutlu kılmak görevi ile de yükümlüdür.Devlet ferdin hayat mücadelesini kolaylaştıracak,ferdin insan haysiyetine uygun bir ortam içinde yaşamasını gerçekleştirecektir.Ferdin temel hak ve özgürlüklerden olduğu gibi yararlanmasını engelleyen sebepleri ortadan kaldırmak,sosyal devletin görevidir.” denilmektedir.
Anayasada “sosyal devlet” anlayışı benimsenmiştir. Sosyal devletten ne anlaşılması gerektiği yüksek Mahkemenin kararları ile şekillenmiştir.
Örneğin Yüksek Anayasa Mahkemesi 1997/1-43 e-k. Sayılı kararında sosyal devleti ve sosyal devlet ilkesini şöyle tanımlamıştır:“Anayasa m. 2 de belirtilen sosyal devlet ilkesi,kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu bir yaşam sürdürme,maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisini kullanmasını sağladığı gibi, sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak sosyal adaleti,sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamak…”tır. Sosyal devlet güçsüzleri koruyan, sosyal adaleti sağlamaya çalışan bu amaçla ekonomik ve sosyal alanlarda değişiklikler yapan devlettir.(Anayasa Mahkemesi’nin 30.06.1998 gün ve Esas Sayısı:1997/18, Karar Sayısı: 1998/42 sayılı kararı).
Devlet, vatandaşlarına insanca yaşama koşulları sağlamak için gerekli önlemleri alacaktır.Devlet,kişi hak ve özgürlüklerinden herkesin yararlanabilmesini sağlamak ödevini yüklenmiştir.Kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, devletin temel amaç ve görevidir.” (Anayasa Mahkemesi’nin 06.06.1991 gün ve Esas Sayısı: 1990/35 Karar Sayısı: 1991/13 sayılı kararı).
Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” başlıklı 17. maddesinde, “Herkes,yaşama,maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır.Bu haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir.
Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır.Bu itibarla kişilerin yaşayışlarına ilişkin yasal düzenlemeler “yaşama hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakları”nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak kuralları içermemelidir.
Bir ülkenin gelişmesini belirleyen en önemli unsur enerji kullanımıdır.Son yüzyıldaki olağanüstü gelişmelerin temel etkeni elektriktir.Elektriğin,iletişim,haberleşme, ulaşım,sağlık,eğitim; neredeyse bütün alanlara kadar uzanan bir yelpazede etkili olduğunu söyleyebiliriz.Elektrik olmadığında yaşanan meskenlerdeki sıkıntılar kamu oyunun malumlarıdır.Özetle,elektrik kullanımı kişilerin yaşama hakları ile doğrudan ilgilidir.
Anayasa mahkemesinin istikrar kazanmış kararlarında belirlendiği gibi,kişilerin yaşayışlarına ilişkin yasal düzenlemeler “yaşama hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakları”nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak kuralları içeremez.Elektrik kesmeyi birilerine görev ve yetki olarak veren hiçbir kanuni düzenleme yoktur.Bu konuda sadece bir yönetmelik vardır.25.9.2002 tarihli 24887 sayılı resmi gazetede yayınlanan Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin elektriğin kesilmesine ilişkin hükümleri,Anayasa mahkemesinin istikrar kazanmış kararlarında belirlediği ilkelere aykırıdır.Bu nedenle elektrik üretim,dağıtım ve denetimini yapan kamu yada özel şirketler yaşanan meskenlerde elektrik kullanımını engelleyemezler. Elektrik sayaçlarını mühürleyemezler. Anayasaya aykırı olan bir yönetmeliğe dayalı olarak yapılan elektrik kesmeler ve mühürlemeler ise suçtur.TCK.nun 24/3 maddesine göre “Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez.Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.”
Somut olayımızda,sanığın elektrik faturasını ödeyememesi nedeniyle borcundan dolayı sayacının söküldüğü ve elektrik kullanmasının engellendiği bunun üzerine sanığın kablo uçlarını direk bağlamak suretiyle elektrik kullanmaya devam ettiği anlaşılmaktadır..Sökülen sayaçta hırsızlık kastını gösteren hiçbir tesbit yoktur.Sayaç sökülmemiş olsaydı,yasal elektrik kullanımı devam edecekti.Borçtan dolayı sayaç sökülmesi,yönetmelik hükmüde olsa yasal dayanağı olmadığı için, Anayasa mahkemesinin istikrar kazanmış kararlarına aykırıdır.Yaşamını sürdürmek zorunda olan sanığın,yasaya aykırı olarak sayacının sökülmesi üzerine elektrik kullanması,hukuki bir ihtilaftır. Zira;Kullanılan elektriğin bedelinin tesbiti idarece mümkündür.Kurulu güce göre tüketim tespiti yasal olarak mümkün olduğundan karşılıksız yararlanmadan bahsedilemez.Hukuki ihtilafların çözüm yeride hukuk mahkemeleridir.
Bu nedenle sanığın beraatine yönelik hükmün bozulması gerekirken,onanmasına karar veren sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.