YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2009/4521
KARAR NO : 2010/8822
KARAR TARİHİ : 22.03.2010
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
TCK’nun 86/3-c maddesinde düzenlenen “kasten yaralama suçunun kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmesi” halinde cezanın artırılmasını öngören nitelikli halin uygulanabilmesi için suçun kamu görevlisine karşı,görevini yerine getirmesi nedeniyle işlenmesi gerektiği,kamu görevlisinin görevi sırasında ancak görevinden doğmayan bir nedenle yaralanması durumunda bu artırım nedeninin uygulanmasının mümkün olmadığı ve mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır.
Yapılan duruşmaya,toplanan delillere,gerekçeye,hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA,22.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(K.O)
KARŞI OY: 7.6.1976 gün 3/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında “Anayasa ve gerekse yasalarda nelerin gerekçe olabileceği sınırlı bir şekilde sayılmamıştır.Bununla beraber gösterilecek gerekçenin sanığın kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğinde gösterecek biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır.Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliğide tartışma götürmez bir gerçektir.Anayasanın 135.Maddesinin son fıkrası ve CMUK.da yer alan bağlayıcı hükümler karşısında… mahkemece yasal bir gerekçe gösterilmesi zorunludur.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Y A R G I T A Y İ L A M I
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve buna uyum gösteren özeldaireler tüm kararlarında gösterilecek gerekçenin sanığın kişiliğiyle ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterecek biçimde geçerli ve yasal olmasını hep aramışlardır.
Somut olayda,kasten yaralanan kişi Hınıs Adliyesinde görev yapan bir hakimdir.Sanık olay yerine geçici olarak intikal etmiş Erzurum Özel Harekat Şube müdürlüğünde görev yapan polis memurudur.
Hınıs adliyesinde görülmekte olan bir davanın duruşması nedeniyle tarafların Hınıs Hükümet Konağı bahçesinde kavga etmeleri üzerine, özel hareket timinde görevli polisler müdahalede bulunmuşlar, müdahalenin sert olduğunu gören hakim …’in sert uygulamaya neden olan başka bir polisi uyarması üzerine bu polisin söylemesiyle tim amiri konumunda bulunan sanık …’in yanına iki özel hareketçi poliside alarak ellerindeki silahlarla hakimi aradıkları ve hakim bey gösterilince Kaymakamın koruma polisiyle görüşmek isteklerini ilettikleri, müşteki hakimin görüşmek istememesi üzerine sanığın hakimin sol kolunu tutup sıktığı, konuşmak istediğini yinelediği, hakimin kolunu bırakmasını ve konuşmak istemediğini söylemesine rağmen hayalarına tekme ile vurarak yere düşürdüğü ve mal müdürlüğündeki hizmetlinin hakim beye vurdunuz uyarmasına rağmen onada tekme atarak olay yerinden hakimi o halde bırakarak ayrıldıkları, hakimin diğer görevliler tarafından hastaneye kaldırıldığı tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Sanık kendisine uzlaşma teklifi yapıldığında dahi uzlaşma teklifini kabul etmemiş ve hakimden pişmanlığını gösteren bir özür dileme işlemine bile gerek görmemiştir.
Sanık, Hakim konumu itibariyle polisin adli amiri olmasına rağmen hiç tereddütsüz sanık hesap sormak amacıyla ellerinde silahlar bulunan iki kişiyle birlikte hakimi darp etmekten çekinmemiştir.
Olayı değerlendiren ve hükme giden mahkeme bütün bu durumu tespit etmesine ve şiddet kabul ederek temel cezayı arttırmasına rağmen yasal tabirleri tekrarlayarak erteleme kararı vermiştir.
Mahkeme yasal tabirleri tekrarlamıştır. Bu tabirler oluşa ve devletin sürekliliğine ve otoritesine uygun değildir. Gösterilen gerekçe oluşla ortaya çıkan sanığın kişiliğine göre isabetle takdir edilmediği kanaatiyle erteleme yönünden kararın bozulması gerektiği inancındayım.