YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/19929
KARAR NO : 2010/20744
KARAR TARİHİ : 23.06.2010
Kasten yaralama ve hakaret suçlarından sanıklar …, … ve …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. (2 defa) maddesi uyarınca 20 gün adlî para, 125/1. maddesi gereğince 10 gün adlî para cezası ile cezalandırılmalarına, gün adlî para cezalarının 52/2. (2 defa) maddesi gereğince günlüğü 20,00 yeni Türk lirası üzerinden 400 Türk lirası (2 kez), 200 Türk lirası adlî para cezasına çevrilmesine dair (SARAYKÖY) Sulh Ceza Mahkemesinin 26/03/2009 tarihli ve 2005/274 esas, 2009/82 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 12.05.2010 gün ve 2010/5477/30350 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2010 gün ve 2010/127135 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Tüm dosya kapsamına göre;
1- Sanık …’ın kayden 01/07/1989 doğumlu olması karşısında, savunmasının alındığı (ERGANİ) Sulh Ceza Mahkemesinin 20/04/2007 tarihli ve 2007/25 talimat sayılı duruşmasında 18 yaşını ikmal etmemesine rağmen, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 150/2. maddesine aykırı şekilde müdafisi olmaksızın ifadesi alınmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanmasında,
2- Kayden 01/07/1989 doğumlu olup, suçun işlendiği 10/10/2005 tarihinde 18 yaşını ikmâl etmediği anlaşılan sanık … hakkında tayin olunan cezalardan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 31/3. maddesi gereğince indirim yapılmamasında,
3- Sanıkların üzerine atılı kasten yaralama ve hakaret suçundan 400 ve 200 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmaları şeklinde hüküm kurulmuş ise de; kararın gerekçe ve hüküm kısmında asgari hadden uzaklaşıldığına ilişkin bir ibarenin bulunmaması karşısında, suçun işlendiği 10/10/2005 tarihi itibarıyla 5560 sayılı Kanun’un henüz yürürlüğe girmediği cihetle, para cezasının seçimi durumunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52/2. maddesi uyarınca beş gün adlî para cezası üzerinden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesinde,
4- 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi uyarınca, hükmolunan ceza miktarının iki yıl hapis cezasını veya adlî para cezasını içermesi ve işlenen suçun da inkılâp kanunlarında yer alan suçlardan olmaması durumunda, Türk Ceza Kanunu ve özel kanunlardaki istisnalar dışında kalan diğer suçlar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin olanaklı olduğu, anılan maddedeki kararın verilebilmesi için aranan 6. fıkranın (c) bendindeki zararın giderilmesi koşulunun ise, yalnızca zarar suçları bakımından uygulama yeteneğinin bulunduğu cihetle, sanıkların sabıkasız olması ve ortada herhangi bir zararın bulunmaması karşısında 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin uygulanması için gerekli şartların mevcut olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- 3 no’lu kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemede;
Sanıklar hakkında kasten yaralama ve hakaret suçlarından kurulan hükümlerde, temel cezalar belirlenirken, alt sınırdan uygulama yapıldığına ilişkin bir ifadeye yer verilmeyip, “suçun işleniş biçimi, işlendiği yer ve zaman” şeklinde gerekçe gösterilmesi karşısında, mahkemece belirlenen cezanın, uygulama maddesindeki alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerekeceğinden Sarayköy Sulh Ceza Mahkemesinin 26.03.2009 gün ve 2005/274, 2009/82 sayılı kararına yönelik 3 no’lu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
2- 4 no’lu kanun yararına bozma istemi nedeniyle incelemede;
5271 sayılı Yasanın 231.maddesinin 6.fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması için sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi ve mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması şeklinde üç bent halinde düzenlenen koşulların varlığı aranmakla birlikte, anılan maddenin 5.bendinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği belirtilerek, bu husus hakimin takdirine bırakılmış olmakla, tüm yasal koşulların varlığı halinde dahi mahkemece takdirin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığı yönünde kullanılması mümkün olup hükmün açıklanmasının geri bırakılması zorunluluğu bulunmamaktadır.
Kabul edip etmemek mahkemenin takdirine bağlı hususlar hakkında karar verilirken, gösterilen gerekçenin yasal olmamasının, olağan yasa yoluyla denetlenebileceğinde ve bozma sebebi oluşturacağında tereddüt yoktur. Ancak; olağanüstü yasa yolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna, temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı başvurulabilmesi nedeniyle, kesin hükmün otoritesinin zedelenmemesi gerektiğinden, hukuka aykırılıkların ciddi boyutlara ulaşması yanında, hakimin takdir yetkisi kapsamına giren hususlar ile takdirin hatalı kullanılması, gösterilen gerekçenin yasal olmaması ile ilgili hukuka aykırılıklar yönünden kanun yararına bozma yasa yoluna başvurulması mümkün değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.04.1985 gün, 453/201 sayılı kararı da bu yöndedir.
İnceleme konusu karar yönünden, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşuluna ilişkin gerekçenin yasal olmaması nedeniyle yasa yararına bozma kararı verildiği takdirde, hakimin, bu kez subjektif koşulları değerlendirerek yeniden aynı kararı vermesine engel bir durum bulunmayıp, bozma kararı üzerine, mahkemenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verme zorunluluğu olmayacağından, bu husustaki hukuka aykırılığın ciddi boyutlara ulaştığından sözedilemez.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, tüm yasal koşulların varlığı halinde dahi hakimin takdirine bağlı bulunmakla, gösterilen gerekçenin yasal olmaması, kesin hükmün otoritesini ortadan kaldırmaya yeterli nitelikte esaslı ve ciddi bir usuli hata olarak kabul edilemeyeceği gibi, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile mahkemedeki tutum ve davranışlarından söz edilmiş olması karşısında yasa yararına bozma isteminin yerinde olmadığı sonucuna varılmakla, 4 no’lu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
3- Sanık … hakkındaki 1 ve 2 no’lu kanun yararına bozma istemlerine gelince;
CMK.’nın 150.maddesinin 2.fıkra hükmüne aykırı olarak 18 yaşından küçük olan sanık …’ın müdafii huzurunda savunması alınmayıp, hakkında tayin olunan cezalarda, TCK.’nın 31.maddesinin 3.fıkrası uyarınca indirim yapılmaması nedenleriyle 1 ve 2 no’lu kanun yararına bozma istemleri yerinde görüldüğünden, (SARAYKÖY) Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 26.03.2009 gün ve 2005/274, 2009/82 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 4.fıkrasının (b)bendi uyarınca BOZULMASINA, sonraki işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 23.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.