YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/16224
KARAR NO : 2015/15079
KARAR TARİHİ : 09.09.2015
Tebliğname No : KYB – 2015/245676
Hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığının ihlâli suçlarından sanık H.. Ç..’un, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142/1 -b, 143, 151/1 ve 116/2-4. maddeleri uyarınca 2 yıl 4 ay hapis, 4 ay hapis ve 1 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 53/1. maddesinde sayılan hak yoksunluklarının uygulanmasına ve bu kapsamda velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan şartla tahliye tarihine kadar yoksun bırakılmasına dair Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 02/02/2012 tarihli ve 2011/258 esas, 2012/64 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 29.06.2015 gün ve 2015/13170/42777 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2015 gün ve 2015/245676 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre;
1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53/2. maddesinde yer alan “Kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz.” ve 3. fıkrasındaki “Mahkûm olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, anılan maddenin 1-c bendinde yer alan hak yoksunluğunun sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıvermeden sonra uygulanamayacağı, kendi alt soyu dışındaki kişiler bakımından vesayet ve kayyımlıkla ilgili hak yoksunluğu ile anılan maddenin 1. fıkrası a, b, d ve e bentlerinde yazılı hak yoksunluklarının ise cezanın infazının tamamlanmasına kadar devam edeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Olay tarihi olan 11/03/2011 tarihinde gece vakitlerinde müştekinin işyerinden meydana gelen faili meçhul hırsızlık olayı ile ilgili olarak yürütülen soruşturma sırasında, 21/03/2011 tarihinde sanık H.. Ç..’un bir otomobil hırsızlığı olayı ile ilgili yakalanması üzerine, müştekinin işyerinde meydana gelen hırsızlık olayı ile ilgili elde edilen güvenlik kamerası görüntülerinde yer alan şahıslardan birisinin sanık H.. Ç.. olduğu gerekçesi ile hakkında dava açıldığı, yargılama aşamasında mahkeme tarafından atanan polis bilirkişi Ü.. Z.. tarafından güvenlik kamerası görüntüleri incelenerek düzenlenen 29/01/2012 tarihli bilirkişi raporunda, görüntülerde yer alan beyaz ınontlu kısa saçlı şahsın sanık H.. Ç..’a benzediğinin bildirildiği ve mahkemece bu bilirkişi raporuna dayanılarak mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmış ise de, güvenlik kamerası görüntülerinin teknik imkanlarla çözünürlüğünün artırılmamış olması karşısında, sadece gözle yapılan incelemede sanığın teşhisine elverişli görüntü bulunmadığı, bilirkişinin “sanığa benzediği” şeklindeki kanaatinin mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemeyeceği, sanığın suçlamayı reddettiği, müştekinin veya başka bir kimsenin olayın faillerini görmemiş olduğu ve sanığın mahkumiyetini gerektirecek başkaca bir delil de bulunmadığı gözetilerek, beraat kararı verilmesi yerine, yazılı şekilde hüküm kurulmasında, isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- (2) no’lu kanun yararına bozma istemi nedeniyle yapılan incelemede;
5271 sayılı CMK’nun 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma, kesinleşmiş kararlara karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yolu olup, bu yolla kanunların aynı şekilde uygulanması, Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki hukuka aykırılıkların giderilmesinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Kanun yararına bozmanın konusu hukuka aykırılıkların giderilmesi olunca, ayrıntıları 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı içtihadı birleştirme kararında açıklandığı üzere, yasaya aykırılık halleri uygulamadaki yanlışlıklar ile esasa etkili usul hatalarından ibarettir.
Olayla ilgili tüm kanıtlar toplanıp değerlendirildikten sonra verilen kararlarla ilgili olarak, kanıtların takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı bulunmadığından, yerinde görülmeyen (2) no’lu kanun yararına bozma isteminin REDDİNE,
2- (1) no’lu kanun yararına bozma istemine gelince;
TCK’nun 53. maddesinin 1.fıkra a, b, c, d, e bentlerindeki hak yoksunluklarının hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde öngörülen hak yoksunluğunun ise aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca sadece kendi altsoyu üzerindeki yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanabileceği gözetilmeyip, ayrım yapılmadan koşullu salıverme tarihine kadar uygulanmasına karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (ÇORLU) 3. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen, 02.02.2012 gün ve 2011/258, 2012/64 sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesinin 3.fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (d) bendinin verdiği yetkiyle;
Sanık hakkında hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığını ihlal ve mala zarar verme suçlarından hükmolunan hapis cezalarının yasal sonucu olarak TCK.nun 53/1. maddesinin a,b,c,d,e bentlerinde sayılan haklardan, hapis cezalarının infazı tamamlanıncaya kadar
c bendinde belirtilen velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirinin aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca kendi alt soyu üzerindeki yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihlerine kadar uygulanmasına, hükmün diğer bölümlerinin aynen korunmasına, 09.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.