Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2006/14071 E. 2007/1848 K. 13.02.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/14071
KARAR NO : 2007/1848
KARAR TARİHİ : 13.02.2007

MAHKEMESİ :Ankara l. Aile Mahkemesi
TARİHİ :13.04.2006
NUMARASI :598 – 390
DAVA TÜRÜ :Boşanma
TEMYİZ EDEN :Davacı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm tazminatlar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1-Toplanan delillerden, tarafların 22.03.2005 tarihinde resmi nikahlarının yapıldığı , düğününün 3.6.2005 tarihinde yapılmasının taraflarca ve ailelerince kararlaştırıldığı, düğün davetiyelerinin bastırıldığı, nikahtan sonra 2005 yılı Mayıs ayı içinde davalının epilepsi nöbeti geçirmesi nedeniyle, davacının düğün yapmaya yanaşmadığı ve fiili evliliği kurmaktan kaçındığı anlaşılmaktadır.
*Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
#Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
*Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
#Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma sebebi sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
3-Davacı da davalıdan manevi tazminat talep etmiştir. Davacının manevi tazminat isteği hakkında olumlu – olumsuz bir hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Hükmün yukarıda 3. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.13.02.2007 sa.
KARŞI OY
Davacı koca tarafından evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK. m. 166 f. I) davası açıldığı, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK. m. 166 f. I) kararı verildiği, davalı kadının manevi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği , hükmün davacı koca tarafından tazminatlar yönünden temyiz edildiği konusunda değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.
Çekişme nedir?;
Değerli çoğunluğun “davacı kocanın düğün yapmaya yanaşmaması” sebebiyle davalı kadına manevi tazminat verilmesi gerektiği yönündeki görüşüne katılmıyorum.
Dairemin “yerleşik” uygulamasına göre “düğün yapmayıp bağımsız ev hazırlanmamış olması manevi tazminatı gerektirmez. (Y2HD, 13.2.1984, 1071-1242, Ömer Uğur GENÇCAN, Boşanma Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2006, Kısaltma: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 723).

Dairemin bu görüşünün/uygulamasının aşağıdaki gerekçelerle “sürdürülmesinden” yanayım;
– 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ve diğer Kanunlarda erkeğe/kocaya “düğün yapma” diye bir görev verilmemiştir.
– Evliliğin genel hükümleri (Ömer Uğur GENÇCAN, “4721 Sayılı Türk Medenî Kanununa Göre Evliliğin Genel Hükümleri”, Yargıtay Dergisi, Cilt:29, Ocak-Nisan 2003, Sayı:1-2, Sayfa:43-49.Kısaltma: GENÇCAN-Evlilik Genel) arasında da böyle bir yükümlülük bulunmamaktadır.
– Ekonomik koşullar nedeniyle ülkemizde “düğün yapmamak” kural, “düğün yapmak” ise istisnadır.
– En varlıklı aileler bile günümüzde düğün yapmaktan kaçınmaktadır.
– “Bir an için” düğün yapmama bir “kusur” sayılsa bile böyle bir eylem manevi tazminatın “zarar unsurunu” (GENÇCAN-Boşanma-2, s. 707-708) oluşturmaz. Başka bir anlatımla düğün yapılmaması davalıyı “kişilik hakkı saldırıya uğrayan” konumuna getirmez.
– Aksine düşünce, düğün yapmayan kocaların tamamının eşlerinin kişilik haklarına “saldırıda bulunduklarını” gösterir ki böyle bir şey onların aklından bile geçmiş değildir. (Ömer Uğur GENÇCAN, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, Bilimsel Açıklama-İçtihatlar-İlgili Mevzuat, Yetkin Yayınevi, Ankara 2007 , Kısaltma: GENÇCAN-TMK-2, m. 174-İçtihatlar: Y2HD, 01.06.2006, 2463-8656, Karşı oyum)
Davalı kadının kişilik haklarına saldırı oluşturan başkaca bir eylem de kanıtlanamadığına göre davalı kadının manevi tazminat isteminin reddi gerekir.
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı görüşüne” katılmıyorum.