YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11707
KARAR NO : 2010/15924
KARAR TARİHİ : 04.10.2010
MAHKEMESİ :Ankara 5. Aile Mahkemesi
TARİHİ :31.03.2010
NUMARASI :Esas no:2009/73 Karar no:2010/459
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Mahkemece, tarafların Türk Medeni Kanununun 166/1.maddesi gereğince boşanmalarına ve fer’ilerine karar verilmiş, kararı davalı süresinde temyiz etmiştir. Temyiz incelemesinden önce Yargıtay’a hitaben gönderilen 27.09.2010 havale tarihli dilekçeden tarafların boşanma ve mali sonuçları konusunda aralarında protokol düzenledikleri anlaşılmaktadır. Bu protokol dikkate alınarak, taraflar duruşmaya çağrılıp bizzat beyanları da alınmak suretiyle sonucu uyarınca karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.04.10.2010 (Pzt.)
KARŞI OY YAZISI
Yerel mahkeme kararından sonra temyiz incelemesinden önce tarafların düzenlemiş oldukları Yargıtay’a hitaben gönderilen 27.09.2010 dilekçeye ekli belgenin hukuksal niteliğini belirlemek gerekir. Tarafların bu belgeyi bir anlaşmalı boşanma protokolü amaçlı olarak düzenledikleri ve amaçla göndermiş oldukları dilekçe içeriğinden anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/3.maddesi gereğince böyle bir protokolün (anlaşmanın) anlaşmalı boşanmaya temel oluşturabilmesi için hakim tarafından tasdik edilmiş olması gerekir. Yargıtay bozma ilamından sonra; davacı ve davalı asıl hakim önünde bizzat kendi iradeleri ile bu yazılı anlaşmayı kabul ettiklerini bildirdikleri veya hakim tarafından önerilen değişiklikleri benimsedikleri takdirde; hakim anlaşmaya göre anlaşmalı boşanma kararı oluşturacak ve bir sorun ortaya çıkmayacaktır. Ancak, bozmadan sonra, taraflar bu anlaşmayı kabul etmedikleri takdirde; davanın çekişmeli boşanma istemi olarak değerlendirilerek; mahkemenin önceki boşanma ve eklerine ilişkin hükmü yinelemek dışında bir yolu kalmayacaktır. Kararı uygun bulmayan tarafın yeniden temyiz incelemesi isteğinde bulunması durumunda; daha önceki temyiz dilekçesindeki temyiz nedenleri, aleyhe hüküm verme yasağı, usuli kazanılmış hak gibi usul hukuk kurumlarının denetlenmesinde içinden çıkılması zor durumlar oluşacaktır. Ayrıca, bu son olasılık, usul hukunun temel kurumlarından olan “dava ekonomisi” amacına da hizmet etmemiş olacaktır. Öyleyse, gönderilen 27.09.2010 tarihli dilekçeye ekli belgenin; temyiz edilen yerel mahkeme hükmünün kesinleşmesi durumunda; hükmün infazını sağlamak için, taraflar arasında düzenlenmiş; karşılıklı feragat ve kabulleri içeren bir adi sözleşme olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Hükmün infazı aşamasında gerektiğinde icra mahkemeleri veya görevli diğer mahkemelere başvurmak suretiyle bu anlaşmanın gözetilmesi ile ilgili uygulama sorunları giderilebilecektir. Bu nedenlerle tarafların gönderdikleri 27.09.2010 tarihli dilekçeye temyiz aşamasında itibar edilmeyerek; incelemenin yasal süresi içinde gönderilen davalı temyiz dilekçesi temel alınarak temyiz denetiminin yapılması gerektiği düşüncesiyle; değerli çoğunluğun bozma nedenine katılmıyorum.