YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2775
KARAR NO : 2019/4310
KARAR TARİHİ : 09.04.2019
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Dava; erkek tarafından açılan Türk Medeni Kanunu’nun 166/1 maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası olup ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen 30.12.2016 tarihli bu karar davacı erkek tarafından istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, güven sarsıcı davranışlarda bulunan davacı erkek az, eşini eve almayan ve müşterek çocuklara sürekli şiddet uygulayan davalı kadın ağır kusurlu bulunarak, davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne, ortak çocukların velayetinin babaya verilerek anne ile kişisel ilişki kurulmasına, her iki ortak çocuk lehine davalıdan alınıp davacı babaya verilmek üzere 100,00’er TL iştirak nafakasına, kadının manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin ise reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı kadına yüklenen “Eşini eve almadığı” vakıası tanık Cemile’nin beyanında geçmekte olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere, davacının annesi olan davacı tanığı Cemile’nin davalı ile aralarındaki husumet nedeniyle ifadesine itibar edilemeyeceğinden bu kusur davalı kadına yüklenemez. Tarafların mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışları dikkate alındığında taraflar boşanmaya sebebiyet verilen olaylarda eşit kusurludur. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davacı erkeğin az, davalı kadının ise ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m. 175) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davalı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir.
4-Boşanma veya ayrılık halinde çocuk kendisine tevdii edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK m. 182). Ancak velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılması, mali gücü varsa söz konusu olur. Davalı kadının çalışmadığı, düzenli bir geliri ve mal varlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden davalı kadının velayeti babaya bırakılan ortak çocuklar için iştirak nafakası ile sorumlu tutulması doğru bulunmamıştır.
5- Mahkemece, inceleme tarihi itibariyle idrak çağında bulunan ortak çocuklardan 2009 doğumlu Oğuz’un velayeti konusunda görüşüne başvurulmadan karar verilmiştir. Velayet düzenlemesi yapılırken; gözönünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “Üstün yararı” (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme m.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m. 339/1, 343/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b) dır. Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Velayet düzenlemesi kamu düzenine ilişkin olup, re’sen araştırma ilkesi geçerlidir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Bu nedenle ortak çocuğun bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velayet hakkındaki tercihinin hakim tarafından kendisinden sorulması (Yargıtay HGK 16.03.2012 tarih 2011/2-884 esas, 2012/197 karar ile 22.01.2014 tarih 2013/2-2085 esas, 2014/30 karar sayılı kararları) ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3., 4. ve 5. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebele ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi. 09.04.2019 (Salı)