Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2005/15158 E. 2006/3419 K. 16.03.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/15158
KARAR NO : 2006/3419
KARAR TARİHİ : 16.03.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı gerçek kişiler 10.11.2000 tarihli dilekçeleriyle, … Köyü 1184 sayılı parselin kadastroca … adına tesbit edildiği, Hazinenin açtığı dava sonunda davanın kabulüne ve taşınmazın Hazine adına tesciline ilişkin Kadastro Mahkemesinin 1991/344 Esas ve 1994/155 sayılı kararının kesinleştiği, taşınmazın Hazine adına tescil edildiği, oysa bu parselin ortak murisleri … kaldığı, tek başına … adına tesbitinin doğru olmadığı, Kadastro Mahkemesi kararının sadece … için kesin hüküm oluşturduğu kendilerini bağlamadığı, yararlarına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğu iddiasıyla, Hazine adına olan tapu kaydının iptalini ve adlarına tescilini istemişlerdir. Mahkemece taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilecek yerlerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1942 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, 1744 Sayılı Yasaya göre 09.12.1976 tarihinde ilan edilerek 09.12.1977 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu ve 6831 Sayılı Yasının 2. madde uygulaması ve 1989 yılında yapılıp dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması vardır.
Mahkemece, kesinleşmiş orman kadastro tutanakları ve haritaları, arazi kadastro paftası ile makiye ayırma tutanaklarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla, çekişmeli parsellerin 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içindeyken, 1952 yılında bir bölümünün makiye ayrıldığı, 1976 yılında yapılan orman kadastrosunda makiye ayrılan yerlerden olduğundan söz edilerek orman sınırları dışında bırakıldığı, 1988 yılında yapılıp 1992 yılında kesinleşen genel arazi kadastrosunda kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle … , … , … ve … adlarına tesbit edildiği, bir kısım gerçek kişilerin ve … Yönetiminin açtığı davaya Hazinenin de katıldığı, … İdaresinin açtığı davada verasette iştirak halindeki tüm tesbit maliklerinin davalı sıfatıyla gösterildiği, birleştirme kararında da aynı şekilde gösterildiği, ne var ki; Kadastro Mahkemesinin 08.02.1994 gün ve 1991/344-155 sayılı kararında, … , … ve … gerçekte davalı oldukları halde davalı sıfatıyla başlıkta yer verilmediği ancak, bu dosya içindeki … 3. Noterinin düzenlediği 12.9.1991 tarih ve 31515 yevmiye numaralı vekaletnameye göre vekilleri olan Avukat … kararın tebliğ edildiği, Avukatın sadece … adına temyiz ettiği, kararın Yargıtay 17. Hukuk dairesi tarafından da onandıktan sonra kesinleştiği, … elçinin yargılamanın yenilenmesi talebinin de yine kadastro mahkemesinin 23.09.1999 gün ve 1998/77-196 sayılı kararı ile red edildiği anlaşılmaktadır.
Her şeyden önce, karar başlığından davalı sıfatıyla gösterilmeseler bile, … , … ve …’in Avukatı … karar tebliğ edildiğine göre, kararın bu kişiler aleyhine de kesinleştiği ve kesin hüküm oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle davanın reddi doğrudur.
Bunun yanında; bilirkişiler tarafından, taşınmazın bir bölümünün makiye ayrıldığı bildirildiğinden, davanın özelliği nedeniyle maki tespit komisyonlarının kuruluşunun ve yaptıkları işlemlerin niteliğinin belirlenmesi zorunlu görülmektedir. 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 Sayılı Yasayla değişik 3116 Sayılı Yasanın 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tespit komisyonlarının yasal ve yaptıkları işlemlerinde geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği benimsenmişse de, maki tefrik komisyonlarının yasaya uygun kurulması gereklidir.
3116 Sayılı Yasanın, 24.03.1950 tarihinde kabul edilip, 03.04.1950 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5653 Sayılı Yasanın 1. maddesi ile değişik 5. maddesi gereğince “Devlet ormanlarının ve bu ormanların içinde ve bitişiğindeki otlak, yaylak, kışlak, sulak, diğer ormanlar ve her nevi arazinin sınırlaması işi bir yüksek orman mühendisinin başkanlığı altında adalet Bakanlığınca hukuk mezunları arasında tayin edilecek bir hukukçu üye ile il genel meclisi daimi encümeni tarafından seçilecek bir üyeden müteşekkil bir komisyon tarafından yapılır. Bu komisyonlar beldelerde belediye encümenleri, köylerde ihtiyar kurulu tarafından seçilecek lüzumlu bilirkişilerin fikirlerinden de faydalanılır…”denildiği halde, Makilik ve Orman Sınırlarının Tesbitine Ait Yönetmeliğin amacını belirleyen 1. maddesinde “5653 Sayılı Yasanın birinci maddesinin (E) bendi hükmü ile ormandan sayılmadığı belirtilen ve memleketimizde Karadenizin Kızılırmaktan itibaren batısında, Ege ve bilhassa Akdeniz sahil mıntıkalarındaki devamlı hasılat vermeyen veya muhafaza ormanı mahiyetini taşımayan makiliklerin orman sahaları ile tedahüllerini önlemek için 1/25000 mikyaslı askeri haritaları bulunan ilçelerde ve diğer lüzum ve zaruret görülen yerlerde makilik ve orman sahalarının birleştiği hatlar üzerindeki orman sınırları orman tahdit komisyonları veya mahalli orman işletme teşkilatı tarafından teşkil edilecek komisyonlar tarafından tesbit olunacak ve arz üzerinde özel işaretler ile belli edilecektir.
Komisyonların çalışmaları sırasında mıntıkasındaki işlerden bilgi edinmek ve komisyonda çalışmak üzere o yerin bölge şefi orman bakım memuruda bulundurulacaktır.”, Funda ve Makilik Sahaların Tesbitine Ait Talimatnamenin 10. maddesinde ise “Funda ve maki sahalarının tesbiti işi: Umum müdürlükçe Başmüdürlük merkezlerinde vezifelendirilen, biri tercihan … muhafazası mevzuunda yetişmiş 3 yüksek orman mühendisinden müteşekkil komisyonlar marifetiyle yapılır. Komisyon reisini Orman Umum Müdürlüğü tesbit eder. Zaruret halinde bu elemanlardan biri mühendis yardımcısı da olabilir. Mahalli Bölge şefi ve bölme orman muhafaza memuru müşahit sıfatıyla mıntıkada çalışan komisyonlara iltihak ederler…” denmek suretiyle yasaya aykırı olarak makiye ayırma işleminin orman tahdit komisyonları yanı sıra, mahalli orman idaresince oluşturulacak komisyonlar tarafından da yapılabileceğini öngörmüştür. Oysa, hukukun en … ilkelerinden olan hukukun üstünlüğü ilkesi gereğince, hukukun şekli kaynaklarından olan yasalar, Anayasa hükümlerine, yasaların uygulamasında karşılaşılacak sorunların açıklığa kavuşturulması için çıkarılan yönetmelikler ise kaynak bulduğu yasalara aykırı olamaz, aykırılık durumunda, uygulayıcı tarafından, yasalara aykırı yönetmelik hükümlerine itibar edilmeyecektir. Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 02.03.2005 gün 2005/11-81 E., 2005/118 K. sayılı kararı da bu yöndedir. Yörede görev yapan maki tefrik komisyonu, hukuk mezunları arasında tayin edilecek bir hukukçu üye ile il genel meclisi daimi encümeni tarafından seçilecek bir üye bulunmadığından 5653 Sayılı Yasa ile değişik 3116 Sayılı Yasanın 5. maddesinde öngörülen kişilerden oluşmadığı gibi, üç orman yüksek mühendisi yanı sıra bölge şefi ile muhafaza memuruna yer verilmeyip sadece komisyon başkanı … … ve Mühendis … … dan oluşturulması nedeniyle yönetmelik hükümlerine de aykırı oluşturulmuştur.
Ayrıca, 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edilmiştir. Kararda öngörülen Özel Yasalar 2510 Sayılı İskan, 4753 Sayılı Çiftçiyi Topraklandırma, 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ile 5658 Sayılı Orman Yasasına ek Yasalardır. Gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamları yasal değerlerini yitirirler. Makiye ayrılan yerlerle özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemez (HGK 27.02.2002/1-19 E.-97 K.).
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, makiye ayırma işleminin orman olarak kayıtlı tapulu taşınmazı tapusuz hale dönüştürmeyeceği vurgulanmıştır. Sözü edilen İçtihadı Birleştirme Karanının konusu makilik yerlerde zilyetliğe değer verilip verilmeyeceğiyle de ilgili değildir. İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde bu konu, bir kelime ya da cümle halinde dahi yer almamıştır. Yorum yoluyla içtihadı birleştirme kararı genişletilemez.
Orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği 1942 tarihinde yürürlükte bulunan 3116 Sayılı Yasanın 13. maddesi hükmüne göre “tahdidi yapılmış ve kesinleşmiş ormanlar Hazine adına tescil olunur.” Bu yasayı yürürlükten kaldıran ve 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 Sayılı Orman Yasasının 11. maddesinin 4. fıkrası da “kadastrosu yapılıp kesinleşen devlete ait ormanlar tapu dairelerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın Hazine adına tapuya tescil olunur” hükmünü taşımaktadır. Bu yerde orman kadastrosu 1942 yılında kesinleşmiş olduğuna göre, yasanın emredici hükmü gereğince, Dava konusu taşınmazın Hazine adına tapuya tescil edilmiş olması gerekir. Tapulu devlet ormanının bir bölümünün, makiye ayrılması halinde, yer yine Hazinenin tapulu taşınmazı olmaya devam eder. Bu konu 22.03.1996 gün ve 1993/5-1 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı gerekçesinin 19. paragrafında aynen şu cümlelerle ifade edilmiştir. (Maki komisyonlarının görevi orman sayılmayan makilik alanları belirlemekten ibarettir. Orman sayılmayan makiliklerin tesbiti … orman tanımına göre tapu sicilinde düzeltme yapılması niteliğindedir. Bu düzeltme sonucu “orman niteliği ile Hazine adına tescil” edilen taşınmaz orman sayılmayan makilik alan olarak tesbit edilmekle, “özel mülk olarak Hazine adına tapuya tescil” edilecek, taşınmazın sadece tapudaki niteliği değişecektir. Böylece tesbit işlemi ile Hazine adına tapulu olan TAŞINMAZ TAPUSUZ HALE DÖNÜŞMEYECEKTİR.)
Görüldüğü gibi, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içindeki makilik alanın ayrılması o yeri tapusuz hale getirmeyip, sadece niteliğini değiştirdiğinden makilik cinsi ile tapulu olma halini sürdürecek ve imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamayacaktır.
Kesinleşen orman kadastrosu, Yasanın emredici hükmüne rağmen, görevli memurların ihmali yada başka herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmemiş olsa bile; orman kadastrosunun kesinleşmesi ile taşınmazın orman niteliğiyle mülkiyet … Hazineye geçer. Kesinleşen orman kadastrosunun sonradan tapuya tescil edilmesi mülkiyet hakkının doğumu için gerekli değildir. Tescil işlemi, kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan durum yine değişmez.
Şu hale göre; orman rejimi dışına çıkartılan taşınmazlar, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki diğer hali yerler farklı statüdeki taşınmazlardır. Orman rejimi dışına çıkartılan yerlerin bedeli karşılığında satılmasını öngören yasalar dahi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasada gösterilen amaç dışında tasarruf edilemeyeceği gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Devletin özel mülkiyetinde bulunan tapulu ve tapusuz taşınmazlar Hazine tarafından bedeli karşılığında her zaman, herkese satılabileceği ya da başka bir amaçla tahsis edilebileceği halde, orman rejimi dışına çıkartılan yerler bedeli karşılığında dahi satılamaz. Anayasa Mahkemesi kararlarında açıklandığı gibi, bedeli karşılığında bile Devlete satma yetkisi tanınmayan taşınmazların diğer hali yerler gibi kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile mülk edinilmesi düşünülemez.3402 Sayılı Kadastro Yasasının 18/2. maddesi hükmüne göre “Yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar tapuda kayıtlı olsun olmasın zilyetlikle kazanılamaz.” Yasanın bu maddesinde “yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz malların” hangi malları kapsadığı sayılmamışsa da, yukarıda anlatıldığı gibi gerek Yasal Düzenlemeler gerekse Yargı Kararları gözetildiğinde, 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. maddesi ve 2896, 3302 ve 3373 Sayılı Yasalar ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan yerler ile geçerli bir işlemle makiye ayrılan yerlerin de 3402 Sayılı Yasanın 18. maddesi anlamında “yasalar uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar” olduğu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği kabul edilmelidir.
Yörede 1976 yılında, 7 numaralı orman kadastro komisyonu tarafından, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin Hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 gün ve 208 sayılı kararı ile 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun iptal edildiğinden söz edilerek, yeniden orman sınırlandırması yapıldığı, taşınmazın orman sınırları dışında bırakıldığı bildirilmiş, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarih, 208 sayılı kararla sadece … İdaresinin dayandığı … Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden tahdidin iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan tahdidin halen geçerliliğini sürdürdüğü, taşınmazın orman olarak sınırlandırılmasına ilişkin 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunun, bir başka orman kadastro komisyonunca yasal olmayan nedenlerle yok sayılıp, orman sınırları dışında bırakılması işleminin hiçbir yasal dayanağı olmayıp, bu işleme de değer verilemeyeceği, taşınmazın halen 1942 orman kadastrosu ile orman olarak sınırlandırıldığı ve halen orman sınırları içinde olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan hususlar gözetilerek, davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davacı gerçek kişilerin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden gerçek kişilere yükletilmesine 16/03/2006 günü oybirliği ile karar verildi.