YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2005/15159
KARAR NO : 2006/2268
KARAR TARİHİ : 23.02.2006
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasından dolayı yerel Mahkemece verilen yukarıda gün ve sayılı yazılı hükmün; Dairemizin 11/10/2005 gün ve 2005/6702-12111 sayılı ilamıyla düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, süresi içinde davalı … vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı …, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyü 130 parsel numaralı 18.800 m2 taşınmazın 1946 yılında yapılan orman kadastro sınırları içinde kalmasına rağmen davalı adına tescil edildiğini, bilahare ifraz görerek 844, 1341 ve 1342 parsellere ayrıldığını ve bu parsellerin de davalı adına tescil edildiğini iddia ederek, taşınmazın kesinleşen orman sınırı içinde kalan bölümünün tapusunun iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemenin 16.09.1997 gün ve 1995/611-873 ile “davanın kısmen kabulüne çekişmeli … Köyü 844 ve 1341 sayılı parsellerin tapusunun iptaline ve fazlaya ilişkin davanın reddine” dair verilen karar, 844 ve 1341 sayılı parseller yönünden davalı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiş Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 24/02/1998 gün ve 1997/17819-2247 sayılı bozma kararı ile “eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak, 18/12/2003 gün ve 1998/947 – 2003/1605 ile davanın reddine dair verilen kararın Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21.09.2004 gün ve 2004/3282-8883 sayılı bozma kararında özetle; “22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 Sayılı Yasayla değişik 3116 Sayılı Yasanın 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tespit komisyonlarının yasal ve yaptıkları işlemlerinde geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin benimsendiği, sözü edilen kararda öngörülen Özel Yasaların 2510 Sayılı İskan, 4753 Sayılı Çiftçiyi Topraklandırma, 3573 Sayılı Zeytinciliğin Islahı ile 5658 Sayılı Orman Yasasına ek Yasaları olduğu, Gerek Hukuk Genel Kurulunun, gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlılıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilamlarının yasal değerlerini yitireceği, makiye ayrılan yerlerle özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği (HGK 27.02.2002/1-19 E.-97 K.) İçtihadı Birleştirme Kararı maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edilmiş ve İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, makiye ayırma işleminin orman olarak kayıtlı tapulu taşınmazı tapusuz hale dönüştürmeyeceğinin vurgulandığı, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararının konusunun makilik yerlerde zilyetliğe değer verilip verilmeyeceğiyle ilgili olmadığı, orman kadastrosunun yapılıp kesinleştiği 1946 tarihinde yürürlükte bulunan 3116 Sayılı Yasanın 13.
maddesi hükmüne göre, tahdidi yapılmış ve kesinleşmiş ormanlar Hazine adına tescil olunacağı, buna paralel olan ve o maddenin yerine 08.09.1956 tarihinde yürürlüğe konulan 6831 Sayılı Orman Yasasının 11. maddesinin 4. fıkrası da “kadastrosu yapılıp kesinleşen devlete ait ormanlar tapu dairelerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın Hazine adına tapuya tescil olunacağı hükmünü taşıdığı, orman kadastrosu 1946 yılında kesinleşmiş olduğuna göre, yasanın emredici hükmü gereğince, Hazine adına tapuya tescil edilmiş olması gerekeceği, tapulu devlet ormanının bir bölümünün makiye ayrılması halinde o yer orman değil ve fakat cinsi makilik yer olarak ve yine Hazinenin tapulu taşınmazı olmaya devam edeceği, bu konunun 22.03.1996 gün ve 1993/5-1 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı gerekçesinin 19. paragrafında aynen ifade edildiği, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içindeki makilik alanın ayrılması o yeri tapusuz hale getirmeyeceği, sadece niteliğini değiştirip, makilik cinsi ile tapulu olma halini sürdüreceği ve imar-ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılamayacağı, kesinleşen orman kadastrosunun, Yasanın emredici hükmüne rağmen herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmemiş olsa bile; orman kadastrosunun kesinleşmesi ile taşınmazın orman niteliğiyle mülkiyet hakkının Hazineye geçeceği, kesinleşen orman kadastrosunun sonradan tapuya tescil edilmesinin mülkiyet hakkının doğumu için gerekli olmadığı, tescil işleminin, kurucu değil açıklayıcı nitelikte olduğundan durumun yine değişmeyeceği, Maki komisyonlarının yaptığı işlemin 6831 Sayılı Yasanın 2. maddesinin öngördüğü anlamda “orman sınırı dışına çıkarma” işlemi değil “makilik yerleri belirleme” işlemi olduğu, zira 5653 Sayılı Yasada tahdit komisyonlarına orman sınırı dışına çıkartma yetkisi verilmediği, bu komisyonların görevinin orman sayılmayan makilik alanları belirlemekten ibaret olduğu, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 18/2. maddesi hükmüne göre “Yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar tapuda kayıtlı olsun olmasın zilyetlikle kazanılamayacağı, Yasanın bu maddesinde “yasaları uyarınca devlete kalan taşınmaz malların” hangi malları kapsadığı sayılmamışsa da 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan yerler ile geçerli bir işlemle makiye ayrılan yerlerin de 3402 Sayılı Yasanın 18. maddesi anlamında “yasalar uyarınca devlete kalan taşınmaz mallar” olduğunun kabul edileceğinden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği, kaldı ki; Hazine vekili tarafından dava dosyası içine konulan 7. Hukuk Dairesinin aynı köy 815 sayılı parsel hakkındaki 01.10.1998 gün 3417/4045 ve 1289 sayılı parsel hakkında verdiği 06.04.2000 gün 1370/1711 sayılı kararlarında da, … Köyünün … Büyükşehir Belediyesi sınırları içine alındığı ve bu yerde 1981 yılında imar planının yapılıp kesinleştiğinin anlaşıldığı, yürürlükten kaldırılan 766 Sayılı Yasanın 1617 sayılı Yasa ile değişik 33. maddesi hükmüne göre imar-ihya yoluyla taşınmaz edinme olanağı bulunmamaktadır. 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 Sayılı Yasanın 17. maddesi hükmüyle, imar-ihya yoluyla taşınmaz edinme olanağı sağlanmış ise de aynı maddenin 2. fıkrası ile “il, ilçe ve kasabaların imar planının kapsadığı alanlarda kalan taşınmazlarda bu hükmün uygulanmayacağı, bu nedenle 1991 yılında tesbit tutanağı düzenlenen taşınmazların imar-ihya yoluyla kazanılma olanağı bulunmadığı, yerel bilirkişinin çekişmeli taşınmazların tesbitine dayanak olan K.Sani 320 yoklama tarihli tapunun batı sınırını bilememesi, diğer sınırları da net gösterememesi ve tapunun miktarından çok fazla yere revizyon görmüş olması nedeniyle tapunun bu taşınmaza ait kabul edilemeyeceği bir yana 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının makiye ayrılan yerlerde yalnızca özel yasalarla oluşturulan tapulara değer vermesi, somut olayda davalının tutunduğu tapu kaydının bu nitelikte olmaması nedeniyle taşınmazın makiye ayrılmış olması sonuca etkili değildir. Sözü edilen içtihadı birleştirme kararında yukarıda açıklandığı üzere, makiye ayrılan yerlerin zilyetlikle kazanılabileceği öngörülmediği gibi, yörede makiye ayırma çalışmalarının yapıldığı 1952 yılı ile arazi kadastrosunun yapıldığı 1963 yılı arasında yasada öngörülen zilyetlik süresinin de dolmadığı, somut olayda, hangi yönden bakılırsa bakılsın çekişmeli taşınmazların 3402 Sayılı Yasanın 18/1. maddesi gereğince Hazine adına tapuya tesciline karar
verilmesi gerektiği” nedeniyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu … Köyü 844, 1341 ve 1342 sayılı parsellerin davalı adına olan tapu kaydının iptaline ve davacı … adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı gerek kişi tarafından temyiz edilmekle dairece mahkemenin 16.09.1997 gün ve 1995/611-873 sayılı, davanın kısmen kabulüne çekişmeli … Köyü 844 ve 1341 sayılı parsellerin tapusunun iptaline ve fazlaya ilişkin davanın reddine ilişkin karar davanın tüm taraflarına tebliğ edilip, 844 ve 1341 sayılı parseller yönünden sadece davalı gerçek kişi tarafından temyiz edildiği, 1342 sayılı parsele ilişkin hükmün temyiz edilmediğinden kesinleştiği, bu parsel için yeniden karar verilemeyeceği gözetilmeden bu parsel içinde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün birinci fıkrasının birinci satırında yer alan “… Köyü 844, 1341 ve 1342 parsel” tümceleri kaldırılarak; bunun yerine, “… Köyü 844 ve 1341 parsel” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Bu kez davalı … vekili kararın düzeltilmesini istemektedir
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1946 tarihli ilk orman kadastrosu ile 1980 yılında yapılıp, 06.04.1981 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması vardır.
1-Karar düzeltme dilekçesinde değinilen hususların temyiz aşamasında da ileri sürüldüğüne ,dairemiz kararının bu konulara cevap teşkil edecek nitelikte olduğu gibi, usul ve yasaya da uygun olduğu anlaşıldığına göre, davacı davalı … vekilinin esasa ilişkin karar düzeltme istemlerinin reddi gerekmiştir.
2- Vekalet ücretine yönelik karar düzeltme istemine gelince; taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasının yapılan yargılaması sonunda; davanın kabulü yolunda kurulan 17/2/2005 günlü hükmün dairece, yerel mahkemenin 16.09.1997 gün ve 1995/611-873 sayılı, 1342 sayılı parsele ilişkin hazinenin davasının reddine ilişkin hükmün, hazine tarafından temyiz edilmediği için kesinleştiği, bu parsel için yeniden karar verilemeyeceğinden hükmün birinci fıkrasının birinci satırında yer alan “… Köyü 844, 1341 ve 1342 parsel” tümceleri kaldırılarak; bunun yerine, “… Köyü 844 ve 1341 parsel” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verildiği,bu suretle, davalı …’nun davanın kabul ve ret oranına göre avukatlık ücretine hak kazanmasına rağmen, sehven bu hususta karar verilmediği anlaşıldığından ,davalı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile lehine avukatlık ücreti verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: 1-Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle ve H.Y.U.Y.nın 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirine uymayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE,
2-Yukarıda ikinci bentte açıklanan nedenlerle, Davalı … vekilinin vekalet ücretine yönelik karar düzeltme istemin kabulüne, Dairenin 11/10/2005 gün 2005/6702-12111 EK sayılı ilamının son cümlesine, 400.00.- YTL avukatlık ücretinin davacı …’den alınarak davalı …’na ödenmesine, kelimelerinin yazılması suretiyle düzeltilmesine, 23/02/2006 gününde oybirliği ile karar verildi.