Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2007/14717 E. 2007/14128 K. 12.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/14717
KARAR NO : 2007/14128
KARAR TARİHİ : 12.11.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13.04.1999 tarih 1999/1216-3615 sayılı bozma kararında özetle: “Mahkemece, öncelikle davalı taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı araştırılarak yapıldı ise, tahdit haritasının uygulanması, yapılmadı ise eski tarihli memleket haritası, … fotoğrafı ve amenajman planı uygulanarak taşınmazın öncesinin belirlenmesi, orman olmadığının anlaşılması halinde 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde yazılı zilyetlikle taşınmaz edinme şartlarının davacı lehine oluşup oluşmadığının araştırılması, tapulama sırasında ne için tespit dışı bırakıldığı, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup olmadığı da araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu parselin krokide (B1)= 113,42 m2, (B2)= 6303,52 m2, (B3)= 3685,22 m2 ve (B4)= 3769,62 m2’lik bölümlerinin davacılar adına tapuya tesciline, davacıların (A1)= 12396,66 m2, (A2)= 4402,92 m2 ve (A3)= 237,75 m2 olarak krokide toplam 17037,33 m2’lik bölümünün orman sayılan yerlerden olması nedeniyle açılan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalılardan Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastro çalışmaları sırasında tespit hariç bırakılan taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak Medeni Yasanın 713. maddesi gereğince tescili istemine ilişkindir.
Davacılar 40-50 yılı aşkın bir zamandır … sıfatıyla zilyed olduğu, 40-50 dönümlük taşınmazın, kadim ziraat arazisi olduğunu ileri sürerek adına tescilini talep etmiştir.
Davalılardan Hazine vekili, taşınmazların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, Orman İdaresi vekili, taşınmazların öncesinin orman olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemişlerdir.
Çekişmeli taşınmaz, Karaoyumca Köyü idari sınırları bitişiğinde ancak, … idari sınırları içinde kalmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu … köyü arazi kadastrosu ise 1970 yılında yapılmış ve taşınmazların paftasına fundalık yazılarak tesbit dışı bırakılmıştır. … köyünde orman kadastrosu davanın devamı sırasında yapılmış ve 21.07.2000 tarihinde ilan edilmiş, dava konusu yerde bu dava nedeniyle kesinleşmemiştir.
3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinilmiştir. Bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır.
1970 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla, bu taşınmazların kuzey, batı, güney ve güney doğusunda bulunan arazi bölümlerinin paftasına fundalık yazılarak tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların kuzeydoğusundaki arazi bölümünün ise … arazisi niteliğiyle davacılar adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır.
Mahkemece karara dayanak alınan üç uzman bilirkişi tarafından düzenlenmiş bilirkişi raporunda 1998 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazların bir bölümü orman tahdit hattı içinde bir bölümü ise dışında kaldığı arazi meyilinin % 15 civarında olduğu yapılan uygulama ile belirlenmiştir. 6831 Sayılı Yasanın l. maddesinin (j) bendi “Funda ve makilerle örtülü orman ve … muhafaza karakteri taşımayan yerler orman sayılmaz” kuralını içermektedir.Funda ve makilik sahaların tespitine ait talimatnamenin 6.maddesinin (D) bendinde ise; funda ve makilerle örtülü bir sahada arazi % 12’den fazla meyli haiz ise, bu kabil sahaların … muhafaza karakteri taşıyacağı hükme bağlanmaktadır. Davalı taşınmazın eğiminin % 15 civarında olduğu gözönüne alındığında, … muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilerle örtülü, 6831 Sayılı Yasanın 1.maddesinin (j) bendi kapsamı dışında, orman sayılan yer olduğu açıktır.
Arazinin konumu, davalı parsellerle orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar-ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacıya irsen intikal … 100 yıldır kullanıldığını ifade etmişler ise de; kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi gereğince “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Ne varki taşınmazın bulunduğu bölgede 1998 yılında yapılan orman kadastrosunda taşınmazlar kısmen orman tahdit hattı dışında bırakılmıştır. Tahdit dışında kalan taşınmaz bölümlerinin zilyetlikle iktisabı bu tarihten sonra mümkün hale gelmiştir. Dava tarihi ile taşınmazların tahdit hattı dışında bırakılma tarihi arasında yasada öngörülen 20 yıllık zilyetlik gerçekleşmediğinden davacıların zilyetliğine değer verilemez. Kaldı ki tahdit dışında kalan ve kişi adına tescile karar verilen taşınmazın (B2) ve (B3) bölümleri paftasına göre de 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesi kapsamında orman içi açıklığı niteliğinde bulunduğundan zilyetlikle kazanılmasına imkan yoktur. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran Orman Yönetimine iadesine 12/11/2007 tarihinde karar verildi.