YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/7019
KARAR NO : 2008/11206
KARAR TARİHİ : 16.09.2008
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tecsil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Mahallesi 107 ada 33 parsel sayılı 5931 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, 107 ada 11 parsele uygulanan Nisan 13266 tarih 34 nolu tapunun sıınırında meşe okuması nedeniyle komisyonca miktar fazlası olarak Hazine adına tesbit ve tescil edilmiştir. Davacılar, bu taşınmazın 11 sayılı parsel ile bütün halinde kullanıldığını ve sözü edilen tapu kaydı içinde kaldığını bildirerek parselin tapusunun iptali ile adlarına tescili iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parselin tapusunun iptali ile davacılar adlarına veraset ilamındaki payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Çekişmeli taşınmaz, 2613 Sayılı Yasaya göre yapılan kadastro sırasında 107 ada 11 parsel içinde tespit edilmiş, Hazinenin itirazı üzerine, Kadastro Komisyonunca, dayanak tapu kaydının sınırında meşe okuduğundan miktar fazlası olması nedeniyle 11 sayılı parselden ifraz edilerek ve 33 parsel numarası verilerek Hazine adına tespiti yapılarak diğer parsellerle birlikte 26.05.1986 tarihinde 2 aylık askı ilanına çıkarılması üzerine dava dışı kişilerin yaptığı itiraz 06.11.1986 tarihli Komisyon kararı ile reddedilmiş, süresi içinde dava açılmadığından kesinleşmiştir. Kayıt fazlası olarak ifraz edilen 33 sayılı parselden ifraz edilerek tesbit malikleri üzerinde bırakılan 107 ada 11 sayılı parsel hakkında Hazine tarafından askı ilan süresi içinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının reddine ve o davanın davalısı olan kişiler adına tesciline dair verilen kararın kesinleşmesinden sonra kararın infazı sırasında kayıt fazlası olması nedeniyle komisyon kararı ile Hazine adına tescile karar verilen 33 sayılı parsel hakkındaki komisyon kararı 27.07.1986 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle bu tarih esas alınarak tapuya tescil edilmesi gerekirken, o davada 33 sayılı parsel de davalı olduğu düşüncesiyle aynı hükme dayanılarak 11 ve 33 sayılı parseller aynı anda ve 28.09.2004 tarihinde tapuya tescil edilmiştir.
2613 ve 766 Sayılı Yasaları yürürlükten kaldıran 3402 Sayılı Yasanın 12. maddesinde “tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tesbitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağa ve dava açılamayacağı” hükme bağlanmış ve böylece 2613 Sayılı Yasa uyarına yapılan tahdit ve tesbitler yönünden uygulanabilme olanağı olmayan on yıllık hak düşürücü süre yeni yasanın kapsamına alınmıştır. Ne var ki, geçiçi 4. maddesinin 3.
bendinde “2613 sayılı Kadastro Kanunu ve Tapu Tahriri Kanunu ile diğer kanunlar gereğince özel kadastrosu yapılan ve tutanakları kesinleşmiş bulunan taşınmazlar için on yıllık hak düşürücü süre geçmiş ise, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hak sahiplerinin dava açabilecekleri” belirtilmiş, böylece 2613 Sayılı Kadastro Yasasında on yıllık hak düşürücü süre öngörülmediği için 3402 Sayılı Yasanın 4/3 maddesi 09.10.1987 tarihinden itibaren bir yıl içersinde 2613 sayılı yasaya göre kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş taşınmazlar hakkında da “dava açabilme hakkını” tanımıştır. Temyize konu bu dava, sözü edilen bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 15.04.2004 günü açılmıştır.
Öte yandan 3402 Sayılı Yasının 12/3 maddesi “tapuya tescil tarihinden” değil “tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, dava açılamayacağından” söz etmektedir. Somut olayda, çekişmeli 107 ada 33 sayılı parsel hakkındaki tutanak (komisyon kararı) 22.11.1986 tarihinde kesinleşmiş, dava 10 yıldan çok fazla süre geçtikten sonra 2005 yılında açılmıştır. 22.11.1986 tarihinde kesinleşen tesbitin 2004 yılında tapuya tescil edilmiş olması sonucu değiştirmeyeceği ve davacılara yeni bir dava açma hakkı vermeyeceği gibi 3402 sayılı yasanın geçici 4. maddesindeki bir yıllık hak düşürücü sürenin de geçtiği açıktır. “Hak düşürücü süre” kamu düzeni ile ilgili olup davanın görülebilirlik koşuludur. Hakim doğrudan bu yönü göz önünde tutmak zorundadır.Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın esası incelenemez (1.HD 21.11.1989 tarih 8589/13805 sayılı kararı ve HGK 29.03.1989 tarih 1988/8-861, 1989/211 sayılı kararları).
Bu nedenlerle mahkemece hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 16/09/2008 günü oybirliği ile karar verildi.