YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/16615
KARAR NO : 2009/16419
KARAR TARİHİ : 09.11.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Halit İbrahim Köktepe vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … Yönetimi vekili, 28.09.2007 günlü dava dilekçesiyle, davalı adına tapuda kayıtlı olan … Köyü 745 parsel sayılı 21200 m2 yüzölçümündeki taşınmazın, 1990 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda kısmen orman sınırları içinde kaldığını, davalının orman kadastrosunun iptali için açtığı davanın Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.2000 gün ve 1996/527-931 sayılı kararı ile reddedilerek ve Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 29.01.2004 gün 2003/9269-2004/344 sayılı kararı ile onanıp karar düzeltme isteminin de 02.07.2004 gün 2004/4588-7103 sayılı kararı ile ret edilmek suretiyle 02.07.2004 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek 745 sayılı parselin kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan bölümünün tapu kaydının iptali ve Orman niteliğiyle Hazine adına tescilini ve davalının bu yere elatmasının önlenmesini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu parselin kesinleşen orman sınırları içinde kalan 13.06.2008 tarihli fen ve orman bilirkişi krokisinde yeşil ile boyalı (B1)=14290 m2 (B2)= 770 m2 bölümlerinin tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline ve bu bölümlere davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından özetle; “6831 Sayılı Yasanın 1/F maddesi gereğince geçerli bir tapu kaydı olduğunu ve parselin orman kadastro sınırı içine alınmasından dolayı, davalıya herhangi bir tazminat ödenmeden kamu yararı ile mülkiyet hakkına saygı arasında korunması gereken ilke ve adil denge bozularak ve davalıyı özel ve aşırı bir yük taşımaya mecbur edecek şekilde davalının mülkiyet hakkının ihlal edildiğini tespit eden AİHM 2. Dairesinin 35783/03 sayılı KÖKTEPE-TÜRKİYE kararının bulunduğunu ve ayrıca 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 Sayılı Yasa ile 3402 Sayılı Yasanın 12/3. Maddesine eklenen hüküm gereğince mahkeme kararının bozulması” isteğiyle temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen orman sınırı içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ve tescili ile elatmanın önlenmesine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden sonra 29/11/1990 tarihinde ilan edilip kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Davalı yönünden çekişmeli parselle ilgili orman kadastrosu Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.11.2000 gün 1996/527-931 sayılı kararının kesinleştiği 02.07.2004 tarihinde kesinleşmiştir. 745 sayılı parselle ilgili genel arazi kadastro işlemi 26/04/1973 tarihinde kesinleşmiş ve … … Meytalaman adına tescil edilmiş, onun tarafından 02.05.1986 tarihinde Husamettin Kaplan’a satılmış, bu kişi 17.09.1991 tarihinde Fazlı Alaca’ya, o da 26.07.1993 tarihinde davalı …’ye satmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 6831 Sayılı Orman Yasasının 7. maddesi “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit (bu kavrama daha önce arazi kadastrosu yapılan ve yapılmayan tüm taşınmazlar dahildir) taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırının tayini ve tesbiti orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü gereğince yapılıp davalı yönünden 02.07.2004 tarihinde kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve fen bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın 1990 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda kısmen orman sınırları içinde kaldığı, davalı … tarafından tapu kaydına dayalı olarak 6831 Sayılı Yasanın 11/1. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz davasının, mahkemenin 16.11.2000 gün 1996/527 – 2000/931 sayılı kararı ile reddedilip Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 29/01/2004 gün ve 9269-344 sayılı kararıyla onandığı ve karar düzeltme isteminin de Dairenin 02.07.2004 gün ve 4588-7103 sayılı ilamı ile reddedilerek 02.07.2004 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen bu karar H.Y.U.Y.nın 237. maddesi gereğince taraflar yönünden kesin hüküm olduğu, davacı … Yönetimi, genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, genel arazi kadastrosundan sonraki başka bir anlatımla, genel arazi kadastrosundan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiği, bu nedenle temyize konu mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten itibaren davalının mülkiyet hakkının sona erdiğini belirleyen ve mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari) bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023 (E.M.Y. İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, dava konusu taşınmazın bitişik Asmatepe Devlet Ormanının devamı ve ayrılmaz bir parçası olması, taraflar arasında Orman Yönetimi yararına kesin hüküm bulunması ve parselin tarım arazisi olarak kullanılmaması nedeniyle 6831 Sayılı Yasanın 1/F maddesinin somut olayda uygulama olanağının bulunmadığı, Orman Kadastrosuna ilişkin 1996/527 sayılı dosyada 13.04.1998 tarihinde çekişmeli taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen orman ve ziraat mühendislerinin verdiği raporda taşınmazın % 15-20 eğimli olup tarım alanı olarak kullanılmadığı, öncesinin maki ve fundalıklarla kaplı yer olduğunun, yine aynı dosya içindeki 23.12.1995 tarihli “suç tutanağı”nda Hacı İbrahim Göktepe’nin Devlet Ormanında 5610 m2 yeri dozerle açma yaparak traktörle sürüp buğday ektiğinin belirtildiği, tapu iptali davasına ilişkin temyize konu bu davada 05.06.2008 tarihinde yapılan keşifte hakimin gözlemi olarak keşif tutanağına “alt bölümdeki eğimin daha düşük olduğu, bu kesimde hayvancılık yapılan ağıl olduğu, ancak bu ağılın haricinde kalan diğer kısımlarda eğimin % 40-50’ye yükseldiği, parsel içinde aktif orman envalleri, meşe sürgünleri, kök meşe, pırnal meşe ve geven dikenleri ile kaplı olduğu, düz olan kesimlerde yürümede dahi zorlanıldığı, bu kesimlerde tarım yapmanın mümkün olmadığı” şeklinde görülen bulguların yazıldığı ve yine bu keşifte bilgilerine başvurulan üç kişilik orman yüksek mühendisi heyetinin 06.06.2008 günlü 8 sayfalık raporlarında özetle (orman sınırı içinde kalan ve krokide (B1) ve (B2) işaretli bölümlerin % 12-60 eğimde yer yer meşe ve çam ağaçları ile ardıç, kermes meşesi, pırnal meşesi gibi maki türünde bitki örtüsü ile kaplı olup bitişiğindeki Asmatepe Devlet Ormanı ile aynı nitelikleri taşıdığı toprak ve rüzgar erozyonuna açık olduğu, bu haliyle orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı, taşınmaza ait 1953 ve 1965 yıllarında çekilmiş hava fotoğraflarında orman olarak gözüktüğü, bu haliyle taşınmazın orman sınırı içinde kalan (B1) ve (B2) bölümlerinin 1937 yılında yürürlüğe giren 3116 Sayılı ve 1956 yılında yürürlüğe giren 6831 Sayılı Yasa karşısında “orman sayılan” yerlerden olduğunun) bildirildiği, yine aynı bilirkişilerin raporlarına ekledikleri taşınmazın güncel durumunu gösteren renkli fotoğraflarda, orman içinde kalan (B1) ve (B2) bölümlerinin yüksek eğimli,1953 ve 1965 yılı hava fotoğraflarında olduğu gibi halen ve fiilen orman ağaçları ile kaplı tarımda kullanılmayan yerler olarak göründüğü, 4753 Sayılı Yasada ormanların tevzi yoluyla dağıtılacağına ilişkin hiçbir hüküm bulunmadığı, aksine yasanın 8. maddesinde ormanların dağıtılamayacağına dair hüküm olduğu halde 1952 tarihinde dahi eylemli orman olduğu anlaşılan taşınmazın tevzi komisyonunca hata ile tapu kaydı oluşturulup … … Meytelaman’a verildiği, bu nedenle sözü edilen tapu kaydının Medeni Yasanın 1025 (EMY.933) yolsuz tescil niteliğinde olduğu ve 3402 Sayılı Yasanın 45/3. maddesindeki “orman sınırı içinde kalan tapulu yerlerle, toprak tevzi yoluyla verilen yerler başka bir şart aranmadan hak sahipleri adına tespit ve tescil edilir” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün 1987/31-13 ve 13.06.1989 gün 1989/7-25 sayılı kararları ile iptal edildiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından önce davalı yararına tamamlanmış bir hak oluşmadığı; başka bir anlatımla, taşınmazı içine alan orman kadastrosunun Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından sonra kesinleşmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi kararlarından önce davalı yararına oluşan kazanılmış haktan söz edilemeyeceği; diğer taraftan, dava konusu 21.200 m2 yüzölçümlü 745 sayılı parsele revizyon gören ve haritası bulunan Mart 1953 tarih 362 nolu tapu kaydının yüzölçümü 19.000 m2 ve doğu sınırı Şeker Pınarı Deresi, batısı Şeker Pınarı Yolu olup, bu sınırların ormanda kalması nedeniyle değişir sınırlı olduğu ve 2200 m2 kayıt fazlalığının tevzi tapusu dışında kaldığı, sınırdaki dere boşluğu ve orman alanının kadastro sırasında parsele eklenmesinden kaynaklandığı, davalının taşınmazı 1993 yılında, önceki malikin 1991 yılında, keza daha önceki malikin de 1986 yılında dava konusu parselin eylemli orman olduğunu görmeden satın almış olmalarının hayatın doğan akışına ve yaşam kurallarına uygun olmayacağı gibi tapu kaydının kısa sürede birkaç kez el değiştirilmiş olması göz önünde bulundurulduğunda davalının iyi niyetli olarak da kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine “bu parselin 29.05.1991 tarihinde kesinleşen orman kadastro sınırı içinde kaldığı” konusunda şerh konulmamış olmasının davalının taşınmazı tapu kaydına güven ilkesine dayanarak ve iyi niyetle satın aldığının da düşünülemeyeceği, davalının bu yeri satın alırken ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre taşınmazı kendisine satan kişiden geri alabileceği, kararın temyiz incelemesinin Dairede yapıldığı tarihte, AİHM’nin 22 Temmuz 2008 tarih 3583/03 sayılı kararı ile taraflara uzlaşmaları için tanınan altı aylık sürenin geçtiği de gözönünde bulundurulduğunda, davalı adına olan tapu kaydının kısmen iptaline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı … vekili Av….’un temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 09.11.2009 günü oybirliği ile karar verildi.