YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2487
KARAR NO : 2009/5143
KARAR TARİHİ : 26.03.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 05.05.2000 tarihli dilekçesiyle sınırlarını bildirdiği, ….., Beldesinde bulunan 2000 m2 yüzölçümündeki taşınmazın genel kadastroda çalalık oldu için tapulama dışı bırakıldığı, 1970 yılında davacı tarafından imar ihya edilerek … alanı haline getirildiğini ve dava tarihine kadar zilyet edildiğini, yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu, adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne ile … bilirkişi … … tarafından düzenlenen 01.07.2002 günlü rapor ve krokide kırmızı ile boyanarak (A) ile gösterilen 2844 m2 yüzölçümündeki taşınmazın … oğlu … adına tapuya tesciline … verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, arazi kadastrosunda tapulama harici bırakılmış taşınmazın, imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle, Medeni Yasanın 713. maddesi gereğince tapuya tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 Sayılı Yasaya göre 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi bulunmaktadır. Daha sonra 1976 yılında yapılıp, ekip çalışmaları 23.4.1977, komisyonun itirazların incelenmesine ilişkin çalışmaları da 13.4.1982 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması, 1987 yılında yapılıp dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon, sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Genel arazi kadastrosu 1956 yılında yapılıp, 14.10.1956 ila 14.11.1956 tarihinde ilan edilmiş, getirtilen kadastro paftası suretine göre çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer tapulama dışı bırakılmıştır.
Kesinleşmiş orman kadastrosunun uygulanmasına dayalı araştırma,inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla, bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 2844 m2 yüzölçümündeki çekişmeli taşınmazın kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları dışındaki orman sayılmayan yerlerden olduğu ve davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle (A) ile gösterilen taşınmaza ilişkin davanın kabulüne karar verilmiştir.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya
edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan … getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Yasasının 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli … fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli … fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift … fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi gerekir.
Somut olayda mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamışsa da, … … tarafından açılan tescil davasının ve Hazineni karşılık olarak açtığı el atmanın önlenmesi davasının kısmen kabulüne, … bilirkişi krokisinde (B) ile gösterilen 53000 m2 bölümün … oğlu … … adına tapuya tesciline, aynı krokide (A) ile gösterilen 15350 m2 yüzölçümündeki bölüme … …’in el atmasının önlenmesine, ve bu bölüm için 5 yıllık ecrimisilin … …’den tahsiline ilişkin … Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 30.12.1988 gün ve 1986/617-1194 sayılı kararının Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.10.1989 gün ve 1989/4600-9275 sayılı kararı ile onandıktan sonra 16.01.1990 tarihinde kesinleştiği ve tapuya 06.08.1990 tarihinde 1190 parsel sayısı ile kayıt edildiği, 1190 sayılı parselin tesciline esas olan … bilirkişi krokisinde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri … ve … Balçak taşınmazı olarak gösterdiği halde, o dosyada davacı olan … … yada onun oğlu olup somut olayda davacı olan … tarafından çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölümde … yada … Balcak taşınmazından önce … taşınmazı bulunduğu yönünde bir itirazda bulunulmadığından, çekişmeli taşınmazın dava dışı 1190 sayılı parselin tesciline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihte daha önce de zilyet edildiği kabul edilemeyeceği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu köyde genel arazi kadastrosunun 1956 yılında 5602 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğü sırasında yapıldığı, kadastro sırasında taşınmazın tesbit dışı bırakıldığının tartışmasız olduğu, burada halledilmesi gereken sorunun kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi vasıfla tesbit dışı bırakıldığı hususu olduğu, Kadastro Müdürlüğünce taşınmazın hangi nitelikle tapulama dışı bırakıldığının bilinmediği bildirilmişse de, dosyaya getirtilen kadastro paftasının, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere yakın bölümlerine devlet ormanı yazıldığı,
3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla, bu taşınmazın etrafında bulunan arazi bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, ilk orman kadastrosunun 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1942 yılında yapılıp kesinleştiği ancak bu işlemde 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre devletleşen orman alanlarının kadastrosunun yapılmadığı, daha sonra 1987 yılında daha sınırlandırması yapılan ormanların aplikasyonu, sınırlaması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 2896 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması yapılıp kesinleştiği, bu işlem sonucu üretilen tutanak ve haritalar yöntemince uygulanmamışsa da, paftasında devlet ormanı yazılmak suretiyle tapulama dışı bırakıldığından, arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar-ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacıya irsen intikal … 30-40 yıldır kullanıldığını ifade etmişler ise de; bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı gözetilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen bölüme ilişkin davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre Hazinenin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 26.03.2009 günü oybirliği ile karar verildi.