YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6362
KARAR NO : 2009/8290
KARAR TARİHİ : 14.05.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararında özetle; “Dava konusu taşınmaz bölümünü kapsayan 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz 214 000 000 metrekare yüzölçümüne sahip olup, kadastro tespiti sırasında üzerinde orman sınıfına ait ağaçların bulunduğu belirlenmiştir.
Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/D maddesinde ormanların Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu vurgulandıktan sonra; aynı Kanunun 18/2 maddesi uyarınca bu gibi yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı hükmü öngörülmüştür.
O halde; geniş bir alanı kapsayan taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği kuşku ve duraksamadan uzaktır.
Bu noktada; bir taşınmazın ormandan elde edilip edilmediğinin tespiti için öncelikle, o yerde orman tahdidi yapılıp yapılmadığı hususu orman idaresinden sorulmalı, orman kadastrosu yapılan bölgelerde çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ait kesinleşmiş sınırlandırma haritası, çalışma ve askı tutanakları getirtilmeli, bunlar uzman orman bilirkişileri ve yerel bilirkişiler aracılığı ile yerine usulünce uygulanarak rapor ve krokide denetime elverişli ve ayrıntılı olarak taşınmazın durumu gösterilip açıklanmalıdır.
Taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamış ise, o yerin öncesinin ne olduğu, orman ve orman toprağı sayılan yerlerden bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve hukuksal durumunun saptanması için; varsa ilgili yerlerden 1/25.000 ölçekli memleket haritası ve … fotoğrafları ile amenajman planı getirtilerek, bu belgeler serbest orman yüksek mühendisi ya da orman mühendisi bilirkişi aracılığı ile mahalline uygulanmalı; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer harita üzerinde kesinlikle saptanarak, taşınmazın harita ve … fotoğraflarında gösterilme şekli belirlenmeli, … fotoğraflarının maddi delil oluşturacağı ve maddi delil karşısında ayrıntılı ve gerekçeli olmayan bilirkişi ve tanık sözlerinin değer taşımayacağı düşünülmelidir. Bu uygulamanın sonucu düzenlenecek krokiye işaret ettirilerek
-2-
2009/6362 – 8290
denetime elverişli bir biçimde ayrıntılı rapor alınmalı, ayrıca raporda taşınmaz ve çevresinin bitki örtüsü üzerinde durulup, 6831 sayılı Orman Kanununun 1. ve ilgili maddelerdeki ormanla ilgili unsurlar göz önünde tutularak orman ve orman toprağı sayılan yerlerden olup olmadığı gerekçeli bir şekilde saptanmalıdır.” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne, dava konusu 173 ada 40 parsel sayılı taşınmazın 19.10.2004 tarihli … bilirkişi raporunda (A) ile gösterilen 8556,157 m2’lik yerlerin tapusunun iptali ile davacı … … adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve davalı … … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya gore dava, tapu iptali ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince orman sınırlandırması yapılmış, taşınmaz orman sınırı dışında bırakılmıştır. Arazi kadastrosu 1998 yılında yapılmış, 22.10.1998-23.11.1998 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, kadastro tespiti sırasında davalı Hazine adına tespit ve tescil edilen 173 ada 40 parsel sayılı taşınmaz kapsamında kalan bir bölümün, müvekkilinin murisinden intikal ve mirasçılar arasında taksim sonucu müvekkiline verildiğini, dava konusu taşınmaz bölümünde davacı ve miras bırakanı babasının zilyetliğinin seksen yıldan fazla olup, babası adına kayıtlı 1937 tarihli vergi kaydının bulunduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, “dava konusu taşınmazın 20 seneyi aşkın bir zamandan beri davacının miras bırakanı babası ve onun ölümünden sonra davacı tarafından tasarruf edildiği, ziraatçı bilirkişi raporunda nadas edilmiş, ekim hazırlığı yapılan bir yer olduğunun bildirildiği, bu itibarla davacı yararına kazanmayı sağlayan zilyetlik koşullarının gerçekleştiği” gerekçesiyle “davanın kabulüne karar verilmiş, hüKüm Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 01.04.2005 gün ve 2005/1701-2605 sayılı kararı ile, “ …somut olayda; tespitten önceki zilyetliğin aralıksız ve … sıfatıyla geçtiği kanıtlanmamıştır. Yerel bilirkişi ve bir kısım tanıklar taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 50 sene, diğer tanıkta 15 yıldan bu yana ekilip bilçilmediğini, zaman zaman otunun biçildiğini bildirmişlerdir. Taşınmaz üzerindeki otların biçilmesi ve yararlanılması iktisap bakımından yeterli ve ekonomik amaca uygun bir tasarruf ise de, somut olayda gerek … arazisi olduğu, gerekse otunun sürekli olarak biçildiği kanıtlanmamıştır. Taşınmaz niteliği itibariyle de kazanılmaya elverişli olmayan bir yer niteliğini almıştır. Öncesi itirabiyle, davacının miras bırakanı tarafından tasarruf edilmiş olsa bile, … yıllar once terk edildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır…” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun yukarıda açıklanan kararı ile taşınmazın orman olup olmadığı konusunda araştırma ve inceleme yapılması için mahkemenin direnme kararı bozulmuştur. Bozmadan sonra yapılan araştırma ve inceleme sonucunda mahkemece, taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve davacı yararına tespit tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği şartlarının oluştuğu, taşınmazın kuraklık ve domuzların zarar vermesi nedeniyle ekilmediği, terk iradesinin oluşmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, çekişmeli 173 ada 40 sayılı parselin 1998 yılında düzenlenen tespit tutanağında, taşınmazın terk edildiği, arazi üzerinde orman ağaçlarının oluştuğunun belirtildiği, 1998 yılından once fotogometri yöntemiyle düzenlenen paftada da dava konusu yerin kullanılmadığının görüldüğü, paftada tasarruf çizgisinin görülmediği, bozma kararından sonra yapılan keşiften sonra ziraat mühendisi bilirkişiden alınan 14.11.2007 tarihli raporda, arazinin tamamen boş olduğu, (A) bölümünün …, (C) bölümünün taşlık, (B) bölümünün
-3-
2009/6362 – 8290
sürülmemiş olduğu, ziraat amacıyla kullanılmadığından kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile kazanılmayacağının bildirildiği, bu olgular karşısında çekişmeli yer üzerinde davacı yararına 3402 sayılı yasanın 14 maddesi uyarınca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği şartlarının oluştuğundan söz edilemeyeceği, 03.10.2007 tarihli orman bilirkişi raporuna gore de, yapılan orman kadastrosunda taşınmazın orman sınırı içinde bırakıldığının belirtilmiş olmasına gore, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı … … ve davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 14/05/2009 günü oybirliği ile karar verildi.