YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10731
KARAR NO : 2010/11234
KARAR TARİHİ : 27.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve davalılar … … mirasçıları … …, … …, … … ve … … ile … mirasçısı … … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 06.10.2006 tarih 2006/13571-12848 sayılı kararı ile özetle; “Yerel mahkemenin, Hazinenin davasının reddine ilişkin kararı her ne kadar dairece, “1744 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/2 maddesinde “…orman sınırı dışına çıkartılacak yer sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder” hükmü yer almakta olup, eğer çekişmeli taşınmaz değişik 2. madde ile orman rejimi dışına çıkarılmış ise, ancak öncesinin tapulu olması halinde taşınmazın tapu maliklerine iadesi söz konusudur. Oysa; dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı, taşınmaz orman sınırları içinde orman alanı iken 1960 yılında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak oluşmuştur. Ormanların zilyetlikle kazanılamayacağı sabit olduğundan, çekişmeli taşınmazın 1744 Sayılı Yasayla değişik 2. madde uygulaması ile Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığının kabulü gerekir. Tüm bu olgulara göre taşınmaz, 1744 Sayılı Yasayla değişik 2. madde uygulaması ile Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığından, Hazinenin davasının kabulü ile taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” nedeniyle bozulmuş ise de, mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hükme yeterli değildir. Şöyle ki; hükme esas alınan bilirkişi raporunda çekişmeli parselin 2/B alanında olduğu belirtilmişse de, bilirkişi raporuna eklenen krokili raporda, çekişmeli taşınmazın tamamının mı yoksa bir kısmının mı 2/B alanında olduğu,orman sınırı içinde veya orman sınırı dışında olan bölümü bulunup bulunmadığı hususunda duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıklama bulunmadığı gibi, yörede 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan tahdit haritasındaki konumu açıklanmamış, orman kadastro tutanaklarındaki tarifler ile ölçü değerlerinin zemine ne şekilde uygulandığı yolunda da Yargıtay denetimine açık olacak biçimde bilgi verilmemiştir.
Kesinleşen orman kadastro sınırlarını hiçbir merci ve makamın aplikasyonla bile olsa değiştirme yetkisinin bulunmadığı, aplikasyonun ilk orman sınırlandırmasına uygun olma zorunluluğu göz önüne alındığında, Yargıtay denetimine açık olmayan ve ilk tahdit haritası ile irtibatlandırılmayan krokiye dayanılarak hüküm kurulamayacağı” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulü ile (A) ile gösterilen 28,31 m2 ve (B) ile gösterilen 1116,35 m2’lik kısımların orman vasfı ile Hazine adına, (C) ile gösterilen 3615,34 m2’lik kısmın davalılar adına tapuya kayıt ve tesciline, (A) ve (B) kısımlarına yönelik davalıların el atmasının önlenmesine karar verilmiş; hüküm davacı Hazine ve davalılar … … mirasçıları … …, … …, … … ve … … ile … mirasçısı … … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede ilk orman tahdidi 1941 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılmıştır. Daha sonra 1976 yılında 1744 Sayılı Yasayla değişik 2. madde uygulaması ile 13.12.1989 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
Davacı Hazine, taşınmazın tapuda davalılar adına kayıtlı olduğunu, yörede 1941 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığını ve istemin kesinleştiğini belirterek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 6831 Sayılı Orman Yasasının 7. maddesi “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırının tayini ve tesbiti orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü gereğince yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve fen bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre (A) ve (B) ile gösterilen kısımlarının sınırları içinde kaldığı, (B) ile gösterilen 1116,35 m2’lik kısmın 1976 yılında 1744 Sayılı Yasayla değişik 2. madde uygulaması ile bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığa ve çıkartılma işleminin de kesinleştiği, (C) ile gösterilen 3615,34 m2’lik kısmın ise 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna göre orman tahdit sınırları dışında kaldığı ve ziraat alanı olduğu, 6831 Sayılı Yasanın 11/1. maddesinde öngörülen orman kadastrosunun iptali için öngörülen hak düşürücü sürelerin geçtiği, davacı; genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, kadastrodan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmazın (A) ve (B) ile kısımlarının kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiği, bu nedenle mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari) bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y. 931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, tarafların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının gerçek kişilere yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 27/09/2010 günü oybirliği ile karar verildi.