YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11343
KARAR NO : 2010/11389
KARAR TARİHİ : 29.09.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/12/2003 gün ve 2003/8769-8143 sayılı bozma kararında özetle; “… Köyündeki çekişmeli taşınmaz hakkında açılan tescil davasının kabulüne (A= 1800 m2) karar verilmişse de, hükme esas alınan uzman bilirkişi raporundaki 121 ve 122 numaralı orman sınır hattının orjinali ile uyumlu olmadığı gibi, doğudaki 9 parsel nolu komşu parsele ait Mayıs 1956/43 ve 44 numaralı tapu kayıtlarının da uygulanmadığı açıklanarak bu eksikliklerin giderilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu A=1800 m2 işaretli taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 10/05/1982 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ile 21/08/1987 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu 1957 yılında kesinleşmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulmakla birlikte, delillerin takdirinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki;
Taşınmazın 1957 yılında yapılan kadastro sırasında hangi nitelikle tescil harici bırakıldığı konusunda Kadastro Müdürlüğünden gönderilen yazılarda net bir cevap verilmemiştir. Ancak, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir.
1957 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin de tesbit dışı bırakıldığı, bir kısım arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Yörede 1982 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Ancak çekişmeli taşınmaza doğu yönden komşu olan ve … adına tespit gören eski 191 (yeni 609) parsel hakkında Orman Yönetimi tarafından … aleyhine açılan 1957/475 sayılı kadastro tespitine itiraz davasının yargılaması sırasında düzenlenen krokide, çekişmeli taşınmazın bulunduğu batı yönde “orman” ibaresi bulunduğu anlaşılmaktadır. İşte hem bu durum hem de arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır.
H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
O halde; çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar orman niteliğindedir.Öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Orman kadastrosunun kesinleştiği 1982 yılı ile davanın açıldığı 08.06.2000 günü arasında 20 yıllık zilyedlikle mülk edinme süresinin dolmadığı gözönünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının Orman Yönetimine iadesine 29/09/2010 günü oybirliği ile karar verildi.