Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/1231 E. 2010/3949 K. 29.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1231
KARAR NO : 2010/3949
KARAR TARİHİ : 29.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali tescil ve elatmanın önlenmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … ve … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Yönetimi, davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan Kalabaklı Köyü 499 parsel sayılı 17 200 m2 yüzölçümündeki taşınmazın tapuda davalılar adına kayıtlı olduğunu, yörede 1995 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda kısmen orman sınırları içinde kaldığını ve işlemin kesinleştiğini belirterek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile orman niteliğiyle Hazine adına tescili ve elatmanın önlenmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne ve dava konusu parselin … bilrkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen 8322 m2’lik bölümüyle ilgili tapu kaydının iptaline ve bu bölümün ifrazen orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescili ile elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden sonra 04.04.1995 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu işlemi 31.12.1972 tarihinde yapılmış ve sonuçları ilan edilmiş ve kesinleşmiştir. 1995 yılında 3302 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda, dava konusu taşınmaz kısmen orman sınırları içinde bırakılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve taşınmazın temyize konu (B) bölümünün kesinleşmiş orman kadastro haritasını destekleyen eski tarihli … fotoğrafları ve memleket haritasında öncesinin orman olduğu, taşınmaz hakkında 1953 yılında toprak tevzi komisyonunca tapu kaydı oluşturulurken dahi bu bölümün eylemli orman olduğunun eski tarihli bu belgelerden görüldüğü, 4753 Sayılı Yasada ormanların tevzi edileceğine dair hiçbir hüküm bulunmadığı, bu nedenle, taşınmaz toprak tevzi komisyonunun hatalı ve yasaya aykırı işlemi sonucu özel mülk olarak tapuya bağlandığı ve özel mülk olarak tapuya tescil edilmesinin özde kamu malı orman olan taşınmazın hukuksal niteliğini değiştirmeyeceği, ormanlar kamu malı olup, özel mülke konu olmayacağı gözönüne alınmadan 1972 yılında dahi eylemli orman olan taşınmazın geçerli bir tapu kaydı olduğu düşüncesiyle yine kadastro ekibinin yanlış ve hatalı işlemi sonucu tapuya tescil edildiği, dava konusu taşınmazın 6831 Sayılı Orman Yasasının 7. maddesindeki “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle
orman sınırları dışında kalmış ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların (Her çeşit taşınmaz mal kavramı içine daha önce arazi kadastrosu yapılmış ve yapılmamış tüm taşınmazların girdiğinin kabulü gerekir.) ormanlarla müşterek sınırının tayini ve tesbiti orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hüküm gereğince yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve … bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın kısmen, 1995 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, davalılar tarafından 10 yıllık hak düşürücü süre içinde orman kadastrosuna itiraz davasınında açılmadığı, davacı yönetim, genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, kadastrodan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiği, bu nedenle mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari) bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023 (E.M.Y.931- İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, dava konusu yer 1953 yılından önce ve sonra eylemli orman olduğu gibi 09/09/2009 günü taşınmaz başında yapılan keşifte dahi 5 – 10 metre boyunda 40 – 80 yaşlarında kızılçam, meşe, ardıç ve tespih ağaçlarıyla kaplı, tarım yapılması imkansız olan bir yer olduğunun belirlendiği, bu durumun bilirkişi raporuna eklenen fotoğraflardan açıkça görüldüğü, dava konusu taşınmazın Asmalı Devlet Ormanının devamı niteliğinde olduğu, davalıların 17/04/2003 – 26/06/2003 tarihlerinde taşınmazın orman olma niteliğini görmeden ve bilmeden satın almalarının hayatın olağan akışına ve yaşam gerçeklerine uygun olmadığı, bu nedenle davalıların iyi niyetli olarak da kabul edilemeyeceği, davalıların araziyi satın alırken ödedikleri bedelleri sebepsiz zenginleşme kurallarına göre bu yeri kendisine satan kişi ya da kişilerden geri almasının mümkün olduğu gözönünde bulundurularak kaydın kısmen iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalıların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 29/03/2010 günü oybirliğiyle karar verildi.