Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/13886 E. 2010/16041 K. 16.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/13886
KARAR NO : 2010/16041
KARAR TARİHİ : 16.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2007/1045-16522 sayılı 14.12.2007 günlü bozma kararında özetle: “Uman orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş orman tahdit haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırmada çekişmeli taşınmazın 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içinde olduğu, orman kadastrosu kesinleşmekle taşınmaz kamu malı orman niteliğini kazandığı, bu durum göz önünde bulundurulmadan kişi adına kadastro yoluyla 1960 yılında tapu kaydı oluşturulduğu, bu son işlemin ikinci kadastro olması nedeniyle bütün sonuçlarıyla hükümsüz olduğu ve oluşturulan tapu kaydının da yolsuz nitelikte bulunduğu ve yolsuz olarak oluşturulan bu tapunun özde kamu malı orman olan taşınmazın niteliğini değiştirmeyeceğinden, sahibine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı, 1988 yılında Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı, 1998 yılında 2981/3290 Sayılı Yasanın 10/C maddesi gereğince daha önce haricen yapılan özel parselasyon sınırları esas alınmak suretiyle ifraz edilip davalının önceki tapudaki payına karşılık olarak aldığı özel parselasyon sınırlarına göre davalı adına tapuya tescil edildiği, davacı Hazinenin islah-imar planı uygulamasının yanlışlığından … bir hakka değil, kadastro öncesi orman olan ve daha sonrada 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan taşınmazda mülkiyet hakkına dayalı olarak iptal ve tescil istediği, Anayasanın 169 ve 170. maddeleri ile 6831 ve 2924 Sayılı Özel Yasalarda düzenlenen orman alanlarının ve 2/B madde alanlarının ıslah-imar ve imar uygulaması yapılamayacağı, yapılmış olsa bile işlemin yok hükmünde olduğu, 1960 yılında yapılan arazi kadastrosunun 1942 yılında yapılan orman kadastrosu karşısında ikinci kadastro olduğu ve mülkiyet hakkına dayalı olarak tapu sicilinde değişiklik yapılması görevinin adli yargıya ait olduğu gözönünde bulundurularak Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu Samandıra Beldesi, 6994 ada 3 nolu parselin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalıp nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan taşınmazın tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1942 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 1988 yılında 3302 Sayılı Yasaya göre yapılıp 27.02.1989 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 2/B madde uygulaması ve 1957 yılında yapılıp 1960 yılında kesinleşen genel kadastro bulunmaktadır. 1957 yılında
-2-
2010/13886-16041

yapılan arazi kadastrosu sırasında 1069 parsel sayılı 681,200 m2 yüzölçümlü taşınmaz, senetsizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle … … ve arkadaşları adına tespit ve 1960 yılında tescil edilmiş, daha sonra özel parselasyon yapılarak özel parselasyona karşılık gelen pay, birçok kişiye 1970 yılından itibaren paylı olarak …, parselin tamamı, Samandıra Belediye Encümeninin 3/3/1998 gün ve 1998/162 sayılı kararı gereğince 2981 Sayılı Yasanın 3290 Sayılı Yasa ile değişik 10/C maddesi hükümlerine göre islah-imar ve ifraz işlemine tabi tutulmuş ve 1069 sayılı parseldeki paya karşılık olarak dava konusu parsel ifrazen davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğu gibi uzman orman ve … bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 31.12.2981 tarihinden önce bilim ve … bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılma işleminin de kesinleştiği taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde ve tapu sicilinde orman niteliğiyle Hazine adına kayıtlı ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu göz önünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.’nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı Hazine ve davalının temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının gerçek kişiye yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 16.12.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.