YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15136
KARAR NO : 2011/1513
KARAR TARİHİ : 22.02.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü 116 ada 18 parsel sayılı 1774.23 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, ham toprak niteliğinde Hazine adına tespit edilmiş, davacı taşınmazın kendisine ait ev ve tarım alanı olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, temyize konu davanın varlığı nedeniyle kesinleşmemiştir.
Mahkemece çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı ve kazandırıcı zaman aşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına gerçekleştiği kabul edilerek hüküm kurulmuşsa da yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
Şöyle ki; 3402 sayılı Yasanın “ İhya edilen taşınmaz mallar “ başlıklı
17. maddesinde “Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.“ hükmü bulunmaktadır. tarıma elverişli hale getirilen “ ifadesi bir yerin bu yasanın 14. ve 17. maddeleri hükmüne göre kazanılabilmesi için o yerin ekonomik amacına uygun bir biçimde tarımda kullanılması ve tarıma kazandırılması anlamını taşımaktadır. Dosyadaki yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarından çekişmeli yerin öncesinde davacının murisleri, daha sonra da kendisi tarafından ev ve ahır olarak kullanıldığı anlaşılmakta ise de tarımda kullanılıp kullanılmadığı, bunun ekonomik amacına uygun bir kullanım olup olmadığı kesin bir biçimde anlaşılamamaktadır. Bu nedenle mahkemece çekişmeli taşınmaz başında yerel bilirkişi, taraf tanıkları ve tarım bilirkişi eşliğinde yeniden keşif yapılarak taşınmazdan muhtelif toprak numuneleri alınıp, ilgili kurumda incelettirilip, tarım toprağı olup olmadığı ve tarım toprağı ise, kaç yıldır, ne şekilde kullanıldığı saptanıp; bu yolda, bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor düzenlettirilmeli, yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyedliğin nasıl
meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmelidir.
3402 sayılı Yasanın 14. maddesindeki kısıtlamalar nedeniyle davacı, davacının tek başına zilyetliği 20 yıla ulaşmıyorsa murislerinin de zilyetlik yolu ile kazandığı toprak bulunup bulunmadığı; varsa, cinsi ve miktarı Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerinden ayrı ayrı araştırılıp, başka tescil davası olup olmadığı da Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulmalı, anılan maddede vurgulanan miktarların aşılıp aşılmadığı saptanmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak … biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 22.02.2011 günü oybirliği ile karar verildi.