Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/16052 E. 2011/3161 K. 23.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/16052
KARAR NO : 2011/3161
KARAR TARİHİ : 23.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava konusu … 3156 parsel sayılı taşınmaz, 1996 yılında kadastro müdürlüğünce hazırlanan ifraz beyannamesinde teknik hata sonucu 1088 numaralı orman parselinden ifraz edilmiş gibi gösterilerek idari yoldan tapu kaydı oluşturulup, beyanlar hanesine 2/B madde şerhi de verilerek Hazine adına tescil edilmiştir. Davacı … ve … vekilleri; müvekkillerinin 3156 parsel sayılı taşınmazın ayrı ayrı bölümlerini köy satış senedi ile … …’dan, … …’un … …’dan, onun ise … … oğulları … ve … …’den, … …’in ise … olarak tanınan kişilerden satın aldığını, eklemeli olarak 100 yıldır çekişmesiz aralıksız malik sıfatıyla kullanıldığını, müvekkillerinin üzerine bina yaptıklarını, 3156 parselin bir kesiminin tapu kaydının iptal edilerek müvekkilleri adlarına tapuya tescili istemiyle ayrı ayrı dava açmıştır. Mahkemece, dava dosyaları birleştirildikten sonra kadastro tespitinin yapıldığı tarihten itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, kadastro tespitinden öncesine dayalı zilyetlik sebebiyle tescil davası açılamayacağı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede dava tarihinden önce 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1990 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman bilirkişi raporlarına göre, kural olarak, bir yerin orman olup olmadığının, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümleneceği, ancak, bu sınırlandırmada 4785 Sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaşılacağı, zira, 3116 Sayılı Yasa sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu yasaya göre, 4785 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritalarının, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kaldığı, bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 Sayılı Yasalara göre çözümlenmesi gerektiği, 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanların hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirildiği, devletleştirilen ve iadeye tabi olmayan ormanlara ait tapu kayıtlarının hukuki değerlerini yitirdikleri, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce 1943 yılında yapıldığından, kesinleşen tahdit haritasının çekişmeli taşınmazın orman tahdit haritası dışında kalan bölümünün orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kaldığı, bilirkişi kurulundan alınan ve yöntemince düzenlenen 1957 tarihli aplikeli memleket haritasında ve 1946 çekim tarihli … fotoğrafında çekişmeli yerlerin yeşil renkli ormanlık alanda gözüktüğü, 1972 yılında yapılan ilk arazi kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadastro paftası üzerinde “Devlet Ormanı” belirtmesi ile kadastro dışı bırakıldığı, ilk tahdidin 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce yapılmış oluşu ve 1972 yılında yapılan ilk genel arazi kadastrosu sırasında taşınmazın pafta üzerine “Devlet Ormanı” olduğu yazılarak kadastro dışı bırakılması nedeniyle 1943 yılı orman kadastro sınırları dışında kalsa dahi Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, çekişmeli taşınmazların Devlet Ormanı olduğu sonucuna ulaşıldığı, Devlet Ormanlarının Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 169/1-2, 3402 sayılı Kadastro Yasasının 16/D, 18/2 maddeleri, 6831 Sayılı Orman Yasası ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre tabii … niteliğinde olup devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı, tapu yada kazandırıcı zamanaşımı yoluyla veya başka bir yol ile kazanılamayacağı, çekişmeli taşınmazın ilk maliklerine ait olduğu ileri sürülen tapu kaydının kökü olan Mart 90Y.40 sıra nolu tapu kaydının miktarı 40 dönüm olup daha sonraki gittilerinden Mayıs 307 D.38 sıra nolu kayıtta miktarı 120 dönüme çıkarılmış ise de, tapu kaydının yüzölçümündeki artışın hukuki dayanağı ve haklı bir sebebinin bulunmadığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilen Mart 90Y. 40 sıra nolu kayıt ile Mayıs 307 D. 38 sıra nolu kaydın düşünceler bölümünde “hasılatından yazılmıştır” açıklamasının bulunduğu, diğer taraftan yerel tapu sicil müdürlüğü tarafından gönderilen Mayıs 307 tarih 38 sıra nolu kayıtta “hükümsüzdür şerhi” bulunduğu, dolayısıyla dayanak tapu kaydının kökünün dahi hasılat defterine göre oluşturulduğu ve miktarının 40 dönüm olduğu, gitti kayıtlarındaki artışın yasal hiçbir dayanağının bulunmadığı sonucuna varıldığı, dayanak tapu kaydının yüzölçümünde yapılan artışın hukuki bir dayanağı olmadığından doğru esasa dayalı ilk kayıt yani kök tapudaki miktarın esas alınması gerektiği, kaldı ki dayanak tapu kaydının 1972 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışmaları sırasında dava dışı 32 parsel sayılı taşınmaza miktarı ile revizyon gördüğü, dolayısıyla tapu kaydının çekişmeli yeri kapsamadığı, bir an için aksi düşünülse dahi 4785 Sayılı Yasa karşısında hukuki değer taşımayacağı, ormanlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi nereye kadar ulaşırsa ulaşsın hukuken değer verilemeyeceği, kamu malı niteliğindeki ormanlarda özel mülklerin bağlı olduğu yasa hükümlerinin uygulanamayacağı, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkralarının, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edildiği ve kalan fıkralarının da 03.03.2005 gün ve 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı gözetilerek gerçek kişilerin davasının reddine karar verilmesi gerekirken somut uyuşmazlıkta çekişmeli taşınmaz hakkında kadastro tespit tutanağı düzenlenmediğinden, idari yoldan tapu kaydı oluşturulduğundan 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı halde maddi yanılgı ile davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi doğru değil ise de sonuç itibariyle davanın reddine karar verildiğinden hükmün gerekçesinin yukarıda açıklanan şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 23/03/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.