Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/1879 E. 2010/4975 K. 14.04.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1879
KARAR NO : 2010/4975
KARAR TARİHİ : 14.04.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Hazine vekili Mustafapaşa Mahallesi 321 ada 64 sayılı parselin ifrazından oluşan 3118 ada 4 sayılı parselin öncesinin Devlet ormanı iken, daha sonra orman niteliğini kaybetmesi nedeniyle 2/B madde uygulaması sonucunda orman sınırı dışına çıkarıldığını bildirerek, davalılar adlarına kayıtlı tapunun iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, öncesi orman olan ve halen kesinleşen 2/B madde alanında kalması nedeniyle özel mülkiyete konu olamayacak taşınmaz hakkında yolsuz olarak oluşturulan tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Yörede 1944 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen Hazine adına tapuya tescil edilen orman kadastrosu, 1994 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması ile 1971 yılında kesinleşen arazi kadastrosu vardır.
Mahkemece, 321 ada 64 sayılı parsel hakkında 775 sayılı Gecekondu Yasasına dayanılarak Belediye tarafından Hazine aleyhine Gebze 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bu mahkemenin Hakem sıfatıyla verdiği 1986/267-495 sayılı kararla taşınmazın Belediye adına tesciline karar verildiği ve kesinleştiği, sözü edilen hakem kararının Hazine yönünden kesin hüküm oluşturacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, 3573 Sayılı Hakem Yasasında hakemlerin tapu iptali ve tescil kararı verilebileceği konusunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. 5519 Sayılı Yasa hükümlerine göre iptal ve tescil yetkisi genel mahkemelere aittir ve hakemin yetkisini aşarak verdiği kararlar temyize tabidir ve görevsiz mahkemenin verdiği karar kesin hüküm oluşturmaz (H.G.K.’nun 17.05.1985 gün 8/905-461 ve 15.05.2002 gün 20-398/411 ve 07.02.2007 gün 1-41/54 ve 13.10.1999 gün 20/681-834 ve Gebze Asliye (2.) Hukuk Mahkemesi kararının bozulmasına ilişkin 20. Hukuk Dairesinin 16.06.2003 gün 4124-5021 sayılı kararları). Yine, H.G.K.’nun 15.02.2002 gün 20-41/410 sayılı kararı gereğince “kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan taşınmazın niteliği, kesinleşen orman kadastrosu ile belirlenmiş olduğundan nitelik belirleme davası hakemde görülemez. Aynı kararlarda belirtildiği gibi hakemlerin yetkilerini aşarak verdiği kararlar yok hükmündedir.
Diğer taraftan, maddi anlamda kesin hükmü düzenleyen H.Y.U.Y.’nın 237. maddesi “kesin hüküm ancak konusunu oluşturan husus hakkında geçerlidir. Kesin hüküm vardır denilebilmesi için iki tarafın ve dava konusunun ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir” şeklindedir. Madde metninden de anlaşılacağı gibi kesin hükmün varlığından söz edebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir.
Bu koşullardan birincisi davanın konusu, dava ile elde edilmek istenen sonuçtur. Taşınmaza ilişkin davalarda dava konusu, taşınmazın kendisidir. Ancak, aynı taşınmaza ilişkin değişik hakların dava konusu edilmesi halinde taşınmaz aynı olmasına rağmen dava konusunun aynı olduğundan söz edilemez. Örneğin: Davanın tarafları ve taşınmaz aynı olmasına rağmen, mülkiyete ilişkin dava reddedildikten sonra aynı taşınmaz hakkında irtifak … dava edilebilir.
Kesin hüküm koşullarından ikincisi dava sebebidir ki; bilimsel görüşler ile yerleşik yargısal kararlar da, dava sebebi davanın dayandırıldığı vakıalar olduğu kabul edilmektedir. Dava sebebi, hukuki sebepten ayrıdır. Mahkeme yargılama sırasında dava sebebi ile bağlı olup, başka sebepleri inceleme konusu yapamaz. Örneğin: Gerçek kişi adına tapulu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla tapusunun iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemiyle Hazinenin açtığı davada, taşınmaz hakkında orman araştırması yapılmayıp, sadece mera niteliği araştırılarak sonuçta taşınmazın mera olmaması nedeniyle dava reddedilirse, bundan sonra aynı taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı ya da orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla açılacak davada, dava sebebi aynı olmadığı için kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Kesin hükmün koşullarından üçüncüsü, davanın taraflarının aynı olmasıdır. Tarafların aynı olmasından kasıt, her iki davada da sıfatlarının aynı olması, başka deyişle her iki davada davacı ya da davalı sıfatıyla hareket etmeleri değildir. Kesin hükümle ilgili kararda, davalı sıfatında olan kişi, ikinci davada davacı sıfatıyla yer alması halinde taraflar aynıdır. Kesin hüküm, taraflarının külli haleflerini de aynı şekilde bağlar.
Kesin hüküm, kural olarak davanın tarafı olmayan üçüncü kişileri etkilemez. Örneğin: Bir davada taraflar hakkında verilen hüküm, davada taraflardan biri yararına davaya katılmış olan fer’i müdahil hakkında kesin hüküm oluşturmaz. Buna karşılık kesin hüküm davaya asli müdahil olarak katılan tarafı bağlar. Yine birden fazla kişi aynı davayı açma yetkisine sahipse, bunlardan birinin açtığı davada verilen karar, diğeri için kesin hüküm oluşturmamakla birlikte güçlü taktiri delil oluşturabilir.
Taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Medeni hukuktaki medeni haklardan yararlanma hakkının hukuk usulünde büründüğü biçim taraf ehliyetidir. Medeni haklardan istifade yetkisine sahip her gerçek ve tüzel kişi, taraf ehliyetini de haizdir. Dava ehliyeti ise taraf ehliyetine sahip kişinin kendisinin, veya yetkili kılacağı bir temsilci ya da vekili aracılığıyla, davacı ve davalı sıfatıyla davayı takip etme ehliyetidir. Hukuki işlem ehliyetine sahip kişiler bu haklarını kullanabilirler. Kamu otoritesini kullanma yetkisine sahip Devlet bir kamu tüzel kişisi olarak taraf ehliyetine sahiptir. Devletin organları olan genel bütçeye tabi Bakanlıklar ile, bu Bakanlıklara hiyerarşik yönden bağlı olmakla birlikte yasa ile kurulan katma bütçeli genel müdürlüklerin ayrı tüzel kişiler olup, taraf ehliyetli ve ilgili organları aracılığıyla kullanacakları dava ehliyetine sahiptirler.
Husumet ise, yukarıda anlatılan kavramlardan farklı olup, taraf ehliyeti ve dava ehliyetinin subjektif hak ile ilişkilendirilmesidir. Taraf ehliyeti ve dava ehliyetine sahip bir kişiliğin husumet ehliyetinden söz edilebilmesi için, dava ile ulaşılmak istenen subjektif hak ile ilgili olması gereklidir. Örneğin: Bir taşınmazın aynına ilişkin davada, o gayrimenkulda ayni hak sahibi olan, taraf ehliyeti ve dava ehliyetine sahip kişilikler aktif (davacı) ve pasif (davalı) sıfatıyla husumet ehliyetine sahiptir.
Orman Genel Müdürlüğü 04 Haziran 1937 tarih ve 3204 sayılı yine24 Temmuz 1940 tarih ve 394 sayılı ek yasa ile kurulan bir kamu tüzel kişiliğidir. Ormanların işletilmesi, korunması, denetimi yasa ile bu genel müdürlüğe verilmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 07.01.1948 gün ve 16/19-1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Yangın ve sair sebep ve suretle ağaçları tamamen veya kısmen yok olan orman zeminleri de dahil olduğu halde, ormana müteallik tecavüz ve mülkiyet ve emsali adli kazaya tabi davalarda, Hazineyi temsilen Hazine avukatının huzuruna lüzum olmadan, Devlet namına işletme ve istismar hak ve salahiyetine sahip bulunan Orman Genel Müdürlüğüne mensup Avukatlar bu kabil davaları münhasıran takip ve müdafaa ederler ve ayrıca Hazineye husumet tevcihine lüzum ve zaruret yoktur. Taraf ehliyeti ve dava ehliyetini haizdir” şeklindedir. Devlet ormanları, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, kuru mülkiyeti Hazineye, işletilmesi, korunması ve denetimi ise kuruluş yasası ile Orman Genel Müdürlüğünün tek başına aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olduğu vurgulanmış, sözü edilen İçtihadı Birleştirme kararında, Devlet ormanlarının mülkiyetine sahip Hazinenin, Devlet ormanlarına ilişkin mülkiyet hakkından kaynaklanan dava açamayacağı kabul edilmemiştir. İçtihadı Birleştirme Kararının lafzına değer verilirse, bu akdirde bu tür tescil davalarında Hazine veya Orman Genel Müdürlüğünden her hangi
birine husumet yönelterek dava açılması yeterli olacaktır ki bunun kabulü mümkün değildir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları tüm yargı organlarını bağlar ise de içtihadı birleştirme kararı hukukun genel ilkelerine ve yasa hükümlerine aykırı olarak yorumlanıp uygulanamaz. O halde, İçtihadı birleştirme kararı, Hazinenin dava hakkını kısıtlamak amacından ziyade, Orman Yönetiminin ormanlara ilişkin olarak tek başına dava açma hakkının bulunduğunu açıklamaya yöneliktir.
Yeri gelmişken, orman ve devlet ormanı kavramı üzerinde de durmakta yarar vardır. Hukukun tanımadığı ve kabul ettiği orman kavramı ile, eylemli orman alanı yada başka deyişle eylemli orman ağaçları ile kaplı alanlar bir birinden farklı olgulardır. Kural olarak; 4785 Sayılı Yasa gözönünde bulundurularak yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunun bulunduğu yerlerde bir
yerin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukuki durumu kesinleşmiş orman kadastrosu harita ve tutanaklarının uygulanması suretiyle belirlenir. Ancak, 6831 Sayılı Yasanın 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesinde … “evvelce sınırlaması yapılmış olup da her hangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanlar” ile 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26/2. maddesine sayılan yerler bunun ayrcalığını oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla yasada ve yönetmelikte sayılan yerler orman rejimine girmiş sahalar olmaları nedeniyle, her hangi bir şekilde komisyonlarca sınırlama dışı bırakılmış veya orman sayılmamış olması bu yerlerin orman olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapılan yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785, 5658 ve 6831 Sayılı Yasa ve Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. Maddesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 Sayılı Yasa ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan ayrıcalıklar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutulmuş ve iade koşulları yasada gösterilmiştir. Kamu mallarına ilişkin ayrıntılı yasal düzenleme, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 16. Maddesidir. Devlet ormanları devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kamu mallarından sadece birisidir. Üzerinde eylemli orman ağaçları bulunan ve halen eylemli olarak orman olan taşınmazlar, her nasılsa kesinleşmiş orman sınırları dışında bırakılmış olsa veya 3116, 4785 ve 5658 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan araştırma sonucu hukuken orman sayılmasa da bu tür yerler 3402 Sayılı Yasanın 16/C, 18. ve M.Y. 715 maddeleri gereğince devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmaları nedeniyle, özel mülkiyete konu olamazlar. Medeni Yasa mülkiyet hakkının doğumunu nedene (illete) bağlı bir hukuksal işlem olarak kabul etmiştir. Yasalarımıza göre tapuya yapılan tescilin geçerli olabilmesi ve mülkiyet hakkının doğması için geçerli bir hukuksal nedene dayanması zorunludur. Geçerli bir hukuksal nedene dayanmayan tescil işlemi yolsuz tescil niteliğini taşır ve her zaman iptali istenebilir (H.G.K. 30.05.2001 gün ve 2001/1-464-470 ve 03.12.2008 gün 2008/7-717-722 ve 19.02.2003 gün 2003/20-102-90 s.k.)
Yolsuz tescil sonucu ayni hak kazanılamaz (Prof.Dr.M…. Oğuzman, Prof.Dr…. Selici Eşya Hukuku 5. Bası 1998 s.141)
Kamu malları özel hukukun alanı dışındadır. M.Y.nın 715 ve 999 maddeleri kamu mallarını esya hukuku dışında bırakılmıştır. Aslında özel mülkiyete konu olamayacak taşınmazlar hakkında kişiler adına sicil oluşturulması o taşınmazın özde kamu malı olma niteliğini değiştirmez (1.H.D. 11.09.1989 gün ve 1989/8162-9365 ve H.G.K. 03.12.2008 gün ve 2008/7-717-722 ve 19.02.2003 gün 2003/20-102-90 sayılı ve bu kararda sözü edilen diğer kararlar). Davacılar adına oluşturulan tapu kaydı yolsuz tescil niteliğindedir. Bu nedenlerle, davacılara hiç bir zaman mülkiyet … kazandırmayacağı gibi, yolsuz biçimde oluşturulan ve oluşturulduğu günden itibaren geçersiz olan tapu kaydı Hazine tarafından 3402 Sayıl Yasanın 12/3. Maddesinde 10 yıllık hak düşürücü süreye bağlı kalmaksızın her zaman açılacak dava ile iptal edilebilir. Bu ilkeler, H.G.K. 23.11.1988 gün 1988/1-125-964, 21.02.1990 gün 1989/1-700-101 ve 06.05.1992 gün 1992/1-187-295 ve 05.05.1999 gün 1999/1-302-258 ve aynı gün 1989/1-304-206 ve 30.06.1999 gün 1999/1-554-561 ve 30.05.2001 gün 2001/1-464-470 ve 27.02.2002 gün 2002/1-19-97 ve 19.02.2003 gün 2003/20-102-90 ve 11.06.2003 gün 2003/13-414-410 ve 09.06.2004 gün 2004/1-335-554 ve 03.12.2008 gün 2008/7-717-722 sayılı kararlarında da açıklanmış ve kabul edilmiştir.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın ifraz edildiği 321 ada 64 parselin tespitine esas alınan Şubat 1313 tarih 114 numaralı sicilden gelen Ocak 1940 tarih 14 numaralı tapu kaydının 506 hektar yüzölçümünde Hazine adına kayıtlı iken 166 hektarlık kısmının ifraz edilerek Gebze Belediyesine satıldığı, daha sonra göçmenlere tevzi edilmesi için belediyenin tapulu taşınmazının 1952 yılında tekrar Hazineye devredildiği ve Belediyeden alınan yer ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler bu arada kesinleşmiş ve tapuya tescil edilmiş orman alanları birleştirilerek tevzi edilmesi sonucu Ağustos 1952 tarih 87 ila 266 numaralı tapu kayıtlarının oluştuğu, orman alanlarının tevzi edileceğine ilişkin yasalarımızda bir hüküm bulunmadığı halde tevzi edilen yerler içinde 1944 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında Beylik Dağı Devlet Ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazın bir bölümü kaldığı gibi orman sınırı dışında kalan taşınmazların da bulunduğu yörede 1951 yılında makiye ayırma işlemi yapılmışsa da Dairenin süreklilik kazanan içtihatlarında ve yine H.G.K.’nun 28.05.2003 gün 20-371/358 ve 10.05.2006 gün 20-148/184 sayılı kararlarında belirtildiği gibi maki komisyonunun yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak kurulup çalışmaması nedeniyle bu çalışmanın yok hükmünde ve geçerli bir makiye ayırma işleminin olup olmadığının süresinde açılabilecek orman kadastrosuna itiraz davasında tartışılacak konular olduğu, taşınmazın 1944 yılında yapılıp kesinleşen ve Hazine adına tapuya tescil edilen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, daha sonra 1994 yılında yapılan orman kadastrosunda da yine orman sınırı içine alındığı ve 1994 yılında da 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve … bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı ve işlemin kesinleştiği, bu işlemlerden sonra da H.G.K.’nun 25.11.2009 gün 20-446/559 sayılı kararında açıklandığı gibi davalı kişiler yönünden 10 yıllık hak düşürücü sürelerin geçtiği, taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerince bu durum gözönünde bulundurulmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunun yapılıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet … kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026. (E.M.Y.934.- İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği açıktır.
Hazine tarafından açıklanan nedenlerle; davalı gerçek kişiler adına olan tapu kaydının iptali iddiasıyla temyize konu dava açılmıştır. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve eklenen belgeler dikkate alındığında, davada dayanılan maddi olayın; hukuki dayanaktan yoksun ve yolsuz tescil durumunda olan tapu kaydının iptali konusunda açıldığının kabulü zorunludur. Bu durumda, Hazine yönünden kesin hükümden sözedilemez.
Somut olayda; 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağı bulunmadığından baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalılara hiç bir zaman mülkiyet … kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihden itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olacaktır. Bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931-İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralı da uygulanamaz. Koşulları varsa davalılar bu yeri kendilerine satanlardan sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre satış bedelini geri alabilir. Bu ilkeler gözönünde bulundurularak kaydın iptaline karar verilmesi gerekirken … şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 14.04.2010 günü oybirliği ile karar verildi.