Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/1885 E. 2010/4171 K. 30.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/1885
KARAR NO : 2010/4171
KARAR TARİHİ : 30.03.2010

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 14/10/2009 günlü hükmün,Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 30/03/2010 günü için yapılan tebligat üzerine, … vekili avukat … geldi, karşı taraftan HAZİNE vekili avukat … … geldi başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

KARAR

… Köyü 338, 340, 341 ve 342 parsel sayılı sırasıyla 10.166,76 m2, 6.822,99 m2, 2.529,26 m2 ve 32.075,86 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, 2000 yılında 3402 Sayılı Yasanın 22. Maddesi uyarınca kadastro dışı bırakılan yerlerde yapılan kadastro sırasında, 1962 yılında yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında orman olarak kadastro dışı bırakıldıkları, daha sonra orman kadastro komisyonunca 21.10.1982 tarihinde düzenlenen İstanbul F22-C-24-d paftasında bu yerlerin orman ile ilgilerinin bulunmadığı sebebiyle sarıya boyanarak kültür arazisi olarak belirtildiklerinden söz edilerek tarla nitelikleri ile Hazine adına , 255 parsel sayılı 14.261,03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman rejimi dışına çıkarılan yer olduğu nedeniyle tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir.
Davacı …, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle 255, 340, 341 ve 342 parsel sayılı taşınmazları 1965 yılından bu yana kullandığı, 342 parseli ise … ile birlikte ortak olarak kullandıklarını ileri sürerek,ıdavacı …; 342 parsel sayılı taşınmaza, davacı …; 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazları kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle malik olduğunu ileri sürerek adına tapuya tescili istemiyle mahkemenin ayrı esas sayılı dosyalarında dava açmışlar,mahkemece, davalar bağlantı nedeniyle birleştirilmiştir.Yargılama sırasında davacı …; 340 ve 341 parsellere yönelik davasından feragat etmiş, 255 parselin kütüğün beyanlar hanesinde zilyet olduğu şerhinin yazılmasını ve 342 parselin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, 17/01/2007 gün ve 2000/8 – 2007/3 karar ile … ve …’ın zilyetliklerinin bulunmadığı gerekçesi ile davalarının reddine 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazların kesinleşen orman kadastro sınırı dışında kaldıkları, bu taşınmazlar üzerinde M.Hikmet Önem yararına 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde düzenlenen zilyetlik ve imar ihya yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile 338, 340 ve 341 parsellerin M.Hikmet Önem adına, 255 ve 342 parsellerin ise tespit gibi Hazine adına tapuya tescillerine karar verilmiş, hüküm davacılardan … ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 01/04/2009 gün ve 2009/2042 – 2009/5585 sayılı bozma kararı ile (338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazların, 1962 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırı içinde kalan ve kalmayan arazi bölümlerinin tamamı kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri,arazinin konumu ve davalı taşınmazlar ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunduğu,her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazların 1942 yılında yapılan orman sınırları dışında olduğunu ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi düşüncesine değer verilemeyeceği,mevcut deliller karşısında taşınmazların öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerektiği, 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği,toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerin de orman sayılacağı kabul edildiği,kaldı ki; 1944 tarihli memleket haritasında çekişmeli taşınmazlar yeşil renkli ormanlık alanda gözüktüğü,tesbit edilen bu durumlara göre, yöredeki Devlet ormanlarının kadastrosunun 1942 yılında yapıldığı, 1962 yılında yapılan genel kadastroda çekişmeli parseller kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit harici bırakıldıkları 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa ile o tarihte var olan özel ve tüzel kişilere ait bütün ormanların hiç bir bildirime gerek kalmaksızın devletleştirildiği, bu nedenle, 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce bu yerde yapılan orman kadastrosunun uygulanması taşınmazların orman niteliğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, 1942 tahdit haritasının ve tutanaklarının uygulaması yetersiz ise de, yörede 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre bir orman kadastrosu yapılmadığından bu eksikliğin sonuca etkili olamayacağı, çekişmeli taşınmazların en eski 1944 tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanda gözüktükleri, 1962 yılında da eylemli orman olması nedeniyle tespit harici bırakılan taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu, İstanbul İline içme ve kullanma suyu sağlayan … Barajının su havzasının koruma bandı içinde kaldığının bilirkişi raporunda belirtildiği, 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu orman rejimi dışına çıkartılan ve su havzasında kalan yerlerin dahi Hazine tarafından yeniden Orman Genel Müdürlüğüne orman yetiştirilmek üzere tahsis edildiğinin aynı bölgede Daireye temyiz incelemesi için gelen bir çok dosya içindeki evraklardan anlaşıldığı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 1957, 1976, 1997 ve 2005 tarihli memleket haritalarında dahi bitişikdeki devlet ormanının devamı ve yeşil orman alanında göründüğü, bu durumda tesbit gününe kadar imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının dahi oluşmadığı, esasen Anayasanın 169, 3402 Sayılı Yasanın 17/1 ve 18/2. maddeleri gereğince ormanların zilyetlikle kazanılamayacağı gözönünde bulundurularak dava konusu parsellerin öncesinin orman olduğu, üzerlerindeki orman bitki örtüsünün sonradan ortadan kaldırıldığı ve bitişik Devlet Ormanının devamı niteliğinde bulundukları anlaşılmakla, açılan tüm davaların reddine karar verilmesi ) gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak,davacı …’in davasının REDDİNE; … köyü 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazların orman niteliğinde Hazine adına TESCİLİNE, davacılar … ve …’ın davalarının REDDİNE,davaya konu 255 ve 342 parsel sayılı taşınmazların Hazine adına tesciline ilişkin kararlar kesinleşmekle YENİDEN KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,davalılar Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve … Köyü tüzel kişiliğine yönelik davaların husumetten REDDİNE ilişkin karar kesinleşmekle YENİDEN KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA karar verilmiş, hüküm davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp 05.12.1942 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu, 1962 yılında genel arazi kadastrosu, 19.11.1981 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 15.08.1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 2896 Sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulaması, 14.11.1990 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 3302 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 750.00.-TL vekalet ücretinin temyiz eden davacı …’den alınarak davalı HAZİNE’ye verilmesine, aşağıda … onama harcının temyiz edene yükletilmesine 30/03/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.