YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5543
KARAR NO : 2010/8312
KARAR TARİHİ : 14.06.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 11/05/2009 gün ve …sayılı bozma kararında özetle; “Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1975’de yapılmış ve sonuçları 20.07.1976 tarihinde kesinleşmiş, dava konusu yer, tapulama kanunun 2.maddesine göre taşlık, …, fundalık olarak tapulama harici bırakılmıştır.
Kadastro çalışmaları sırasında tesbit dışı kalan bir yer hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemekle beraber, bu işlem bir kadastro işlemidir. Bu tür taşınmazlar üzerinde hak iddia edenler için izlenmesi gereken yol, eski 766 Sayılı Yasanın 2. maddesinde ve halen yürürlükte olan ve uygulanan 3402 Sayılı Yasanın 7/4. maddesinde belirtilmiş olup, anılan maddelerde öngörülen süreler içersinde hak iddiasında bulunulmaması halinde, tesbit dışı bırakılma işlemi kesinleşir.
Tesbit dışı bırakılan bir yerin, Medeni Yasanın 713/1. maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 14. ve 17. maddeleri hükümlerine göre tapuya tescil edilebilmesi için tesbit dışı bırakma işlemine ilişkin paftanın düzenlenme tarihinden dava tarihine kadar 20 yıldan fazla süre ile taşınmazın yasada belirtilen koşular altında tasarruf edilmesi gerekir. Somut olayda, toplanan delil ve belgelere göre, dava konusu taşınmazın tesbit dışı bırakılma işleminin yapıldığı 1976 yılı ile davanın açıldığı 07.10.1988 tarihleri arasında 20 yıllık yasal edinme süresi dolmamıştır.
Bu açıklamalara göre, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanma koşullarının davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.02.1997 gün 1996/8-768 E. – 1997/100 K. ve 18.02.1998 gün ve 1998/8-15 E. –129 K., 10.11.2000 gün ve 2000/8-1264 E., 2000/1250 K., Sayılı kararları da aynı doğrultuda olup, bu uygulama dairemizde ve Hukuk Genel Kurulunda istikrarlı bir şekilde devam etmekte ve kökleşmiş içtihat niteliğini almış bulunmaktadır.
Açıklanan hususlar göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulü yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğu” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 30/06/1980 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda kesinleşmiş orman kadastro sınırları dışında kalan ve orman sayılmayan tarıma elverişli yerlerden olduğu belirlenen taşınmaz üzerinde sürdürülen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin davacı yararına dolmadığı gözetilerek gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, bozmadan sonra Hazine taşınmazın Medeni Yasanın 713/6. Maddesine göre Hazine adına tescilini talep etmiştir. Bu durumda Hazinenin istemi ve taşınmazın belirlenen niteliği de dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, Hazinenin tescil içeren istemi konusunda olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiş olması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 14/06/2010 günü oybirliği ile karar verildi.