Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/7937 E. 2010/10544 K. 14.09.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7937
KARAR NO : 2010/10544
KARAR TARİHİ : 14.09.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki TAPU İPTALİ VE TESCİL davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 12/05/2009 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14/9/2010 günü için yapılan tebligat üzerine, duruşmalı temyiz eden davalı … vekili Avukat … geldi, karşı taraftan HAZİNE vekili Avukat … … geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı HAZİNE, davaya konu BAHÇEKÖY, 403 parsel sayılı taşınmazın 3116 Sayılı Yasaya göre yapılan orman kadastrosunda devlet ormanı olarak sınırlandırılan, daha sonra 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ve Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece davanın KABULÜNE, tapu kaydının iptaline ve Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 18.12.2006 gün ve 2006/11006-12705 sayılı kararı ile (Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yetersiz olduğu, 04.07.1973 tarihinde yürürlüğe giren 1744 Sayılı Yasanın 2. maddesi “… sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder” şeklindeki düzenleme ile tahdit öncesi tapulara değer verileceğini ve taşınmazın çıkarma işlemiyle tapu maliklerine iade edileceğini kuşkuya yer vermeyecek şekilde hükme bağlandığı, davalıların taşınmazın ilk sicil kaydının kütüğe 13.4.1945 tarihinde geçmesine karşın, orman tahdidinden (1938) önce 1932 yılında 1771 Sayılı İskan Yasası uyarınca tefviz edildiğini, böylece tahditten önce taşınmazın mülkiyetini edindiklerini ve 1744/2 Sayılı Yasa hükmünden yararlanmaları gerekeceğini savunarak davanın reddini savunduğu,ayni hakların kütüğe tescil ile doğacağını öngören Medeni Kanununun 1022. maddesi hükmü yanında 705. maddesi taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının tescille mümkün olabileceğini belirtmiş, miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde ise mülkiyetin tescilden önce doğacağını hüküm altına alındığı, davalıların savunmalarının dayanağını teşkil eden tapu kaydının hukuki sebebini oluşturan “tefviz” işlemi her ne kadar anılan madde kapsamında yer alamamakta ise de, 1.11.1944 gün ve 30/9 Sayılı İçtihadı Birleştirme kararında da belirtildiği üzere; “… 1341, 1771 ve 2510 Sayılı Kanunların zımni ve sarih hükümlerine göre usulü dairesinde yapılıp kat’ileşen tahsis ve tefvizler tescilden öncede mülkiyet ifade ettiklerine ve bu misillu müfevvaz gayrimenkuller müteveffizin malı addolunacağına..” denilerek tefviz işlemi ile mülkiyetin kişiye geçeceği benimsendiği gibi, 3402
Sayılı Kadastro Yasasının 46. maddesinde de aynı nitelikte düzenlemeye yer verildiğine göre, çekişmenin giderilmesinde 1744 Sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince orman dışına çıkarma işleminden davalıların yararlanıp yararlanamayacaklarının tespiti ve değerlendirilmesi açısından öncelikle çekişmeli taşınmaza kadastro tespiti sırasında uygulanan davalıların bayiilerine ait tapu kaydının ilk tesisini oluşturan 13.4.1945 tarihli tapunun gerçekten 1771 Sayılı Yasa gereğince tefvizle oluşup oluşmadığının, iskân temlik işleminin kesinleşip kesinleşmediğinin, 13.4.1945 tarihli tapu ile iskân cetveli ve belgelerinin taşınmazın gerçekten de davalıların bayiilerinin önceki maliklerine tefviz edildiğini doğrulayıp doğrulamadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, kesinlikle açıklığa kavuşturulması zorunlu olduğu, Başbakanlık Devlet Arşiv Genel Müdürlüğünün (Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı) 25.6.2004 tarih ve 2189 Sayılı yazısında “… dava konusu taşınmazın iskanen verildiği ilk muhacirin baba adı, kendi adı ve ilk muhacirle birlikte gelen diğer aile fertlerinin isimleri ile adı geçen köyün o tarihte başka bir köye bağlı olup olmadığına dair bilgilerin gönderilmesi halinde kayıtların yeniden aranacağı…” bildirildiği halde, bu husus üzerinde de durulmadığı,çekişme konusu taşınmaza ve bundan müfrez diğer parsellere uygulanan tapunun ilk tesis kaydı olan 13.4.1945 tarihli tapu kaydının tetkikinde; edinme sebebi sütünun da “Karaca Abad mübadillerinden isimleri de belirtilerek iskânı adi suretiyle 1932 senesinde tefviz olunan yerlerden iskan haddi dahilinde davalıların bayiilerine verildiği ve İstanbul Valiliğinin 14.2.1945 Tarih ve 515/3187 Sayılı yazısı gereğince tescilinin yapıldığı” yazılı olduğu gibi, anılan Valilik yazısında özetle isim belirtilmeksizin Karaca Abad müdabillerinden 1340 (1924) senesinde Bahçeköyü’ne iskan olunan kişilere toprak tevzi edildiği, tevzi defterindeki kayıtla iskan defterindeki kayıtların birbirine uygun olduğu, defterde isimleri yazılı kişilerin müracaatlarında uhdelerinde görülen gayrımenkullerin tapuya tescil edilmesi gereğine değinilmiş olduğu ve sicilin dayanağını bu belgenin oluşturduğu bir başka ifade ile ilk tesis kaydının tefvize dayandığı izlenimini uyandırdığı, tapunun ilk tesisi kaydında maliklerinin soyadlarına yer verilmemişken satış nedeniyle intikal kayıtlarında soyadları da gösteridigi, 31.8.1937 tarihli Bahçeköyü Arazi tahrir defterinde (cetvelinde) taşınmazın ilk tesis tapu kaydındaki malikler adına vergi kaydına bağlandığından, tapu kaydı dayanağı Valilik yazısı, vergi kaydı, tapu kaydının intikaline dair sicil kaydının Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne (Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı) gönderilerek, gerekirse bilirkişi tetkikatı da yaptırılmak suretiyle çekişmeli taşınmazın davalıların bayiine orman tahdit öncesi tefviz edilip edilmediğinin tespit edilmesi, gerçekten iskanen verildiğinin saptanması halinde yukarıda değinilen yasal düzenlemelerde gözetilerek davalıların 1744/2. Sayılı Yasa hükmünden istifade edip etmeyeceği başka bir deyimle tespit dayanağı tapuya değer verilip verilmeyeceği üzerinde durulması, böylesine bir araştırma ve inceleme sonucu elde edilecek delillerin somut olgularla birlikte değerlendirilmesi ondan sonra bir karar verilmesi) gereğine değinilmiştir
Mahkemece bozmaya uyularak davanın KABULÜNE, dava konusu Bahçeköy, Alay Mevkiinde bulunan 403 sayılı parselin tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1938 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 6831 sayılı Orman Yasasının 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması vardır.Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu parselinde içinde bulunduğu civar parsellerin 1938 tarihinde 3116 sayılı yasa uyarınca yapılıp kesinleşen orman tahdit sınırları içine alındığı daha sonra 1957 tarihinde yapılan genel kadastroda orman niteliğiyle kadastro dışı bırakıldığı, 15.10.1961 tarihi itibarı ile de, bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiği gerekçesiyle 1744 Sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince orman dışına çıkartıldığı bu işlemin 1981 tarihinde kesinleştiği, 1997 yılında 3402 Sayılı Kadastro Yasası hükümleri uyarınca yapılan kadastroda, tapu kaydına dayalı olarak harici taksim, satın alma sebebiyle davalılar adına tespit edildiği, tesbitin 1998 tarihinde de kesinleştiği, böylece davalılar adına çap kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulduğuna, çekişmeli taşınmaz 3116 Sayılı Yasaya göre 1938 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırı içinde iken, 14/11/1980 tarihinde 1744 sayılı Yasanın 2. madde uygulamasında XXV poligon numarası verilerek orman rejimi dışına çıkartılan alanda kaldığı, dava konusu 403 sayılı parselle birlikte öncesi bir bütün olan 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400 401 ve 402 sayılı parsellere revizyon gösterilen tapu kaydı, orman sınırları içinde bulunan ve özel mülkiyete konu olmayan taşınmaz için adi iskan yoluyla ilk defa Nisan 1945 tarihinde oluşturulduğu, orman sınırları içinde kalan ve orman rejimi dışına çıkartılan yerlerde tapu ve iskan kayıtlarına değer verileceğini öngören 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesi hükümlerinin Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün 1987/31 – 13 ve 14.03.1989 gün 1988/35-13, 13.06.1989 gün, 1989/7-25 sayılı kararlarıyla iptal edildiğinden, orman sınırları içinde iken oluşturulan iskan kayıtlarına ve iskanen oluşturulan tapu kayıtları ile diğer tapulara 1744 Sayılı Yasanın 2. madde uygulamasında değer verilemeyeceği, 1744 Sayılı Yasanın 2/2. maddesinde yazılı “ Evvelce sınırlaması yapılmış ve fakat yukarıdaki fıkra hükümlerine (aynı maddenin birinci fıkrası) uymadığı …. anlaşılan sınırlamaların düzeltilmesi sonucu orman sınırları dışına çıkartılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise, mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder” hükmünün, sadece ilk orman kadastrosunun yapıldığı tarihinden önceki zamanlarda ve öncesi de orman olmayan yerler için oluşturulan tapu kayıtları olacağı, 1744 Sayılı Yasada açıkca tapu kaydından söz edilip, iskan kayıtlarından söz edilmediği, somut olayda, tahdit öncesinde oluşturulmuş bir tapu kaydı bulunmadığı, tapu kaydının ilk kez 1945 yılında taşınmaz orman sınırları içinde iken oluşturulduğu, açıklanan nedenlerle bu tür tapulara 1744 Sayılı Yasa uygulamasında değer verilemeyeceği gibi, davalıların dayanağı Nisan 1945 tarih ve 37 numaralı 1838 m2 yüzölçümündeki ve sınırları Boş arazi, … İleri, … ve yol olan tapu kaydının etrafı orman ve 2/B madde alanları ile çevrili olan dava konusu taşınmaza uyduğunun da kabul edilemeyeceği ve 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değişik 2. maddesinin 01 Ocak 1984 tarihinde yürürlüğe giren 2896 Sayılı Yasa ile değiştirildiği, yine 3402 Sayılı Yasanın ilgili fıkralarının yukarıda yazılı Anayasa Mahkemesi kararları ile 1988 ve 1489 yıllarında iptal edildiğinden kadastro tesbitinin yapıldığı 1996 yılında davalı kişilerin yararlanacakları bir yasa hükmü bulunmadığı gözetilerek, yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 750.00.- TL. vekalet ücretinin davalı gerçek kişiden alınarak davacı Hazineye verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının davalıya yükletilmesine 14/09/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.