Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/9073 E. 2010/10029 K. 13.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/9073
KARAR NO : 2010/10029
KARAR TARİHİ : 13.07.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyü … mevkiinde bulunan yaklaşık 3 dönüm taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre davacı adına tescilini istemiştir. Mahkemece, 25/06/2008 tarihli krokide (A) ile işaretli 1941.41 m2 yüzölçümündeki taşınmaz hakkındaki davanın kabulü ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazların tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1942 yılında 3116 Sayılı Yasaya göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 1982 yılında yapılarak, 11/07/1982 tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2.madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi 1953 yılında yapılmış ve kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1953 yılında 5602 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğü sırasında yapılmıştır. Kadastro sırasında taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi vasıfla tesbit dışı bırakıldığı konusudur. Kadastro Müdürlüğünün 01.02.2006 tarihli yazısında , taşınmazın devlet çam ormanı içinde kalması nedeniyle tespit harici bırakılmış olabileceği açıklanmıştır.
3402 Sayılı Yasanın uygulanmaya başlandığı tarihe kadar sınırları belirlenerek kadastrosu yapılacağı ilan edilen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmakta, diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamakta, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtlar, birliğin tapu kütüğüne olduğu gibi aktarılmaktaydı. Bu uygulama, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4.
maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya, meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Somut olayda arazi kadastrosu 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince yapıldığından uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın Devlet Ormanı olarak tesbit dışı bırakıldığı, Devlet Ormanları içinde delicelik niteliğinde bulunduğu,komşu parsellere ait zeytincilik tapularının bu yönü 27 ve 28 numaralı zeytincilik parseli olarak okuduğu, ancak Tarım İl Müdürlüğünün 04.10.2006 tarihli yazısına göre 3573 sayılı yasaya göre tevzi edilmişse de noter ve ruhsat tezkereleri bulunmadığından zeytinlik sahası açılmadığı, yörede ilk orman kadastrosunun 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre 1942 yılında yapıldığı, 1982 yılında da 4785 Sayılı Yasa hükümleri gözetilerek yapılan orman kadastrosunda dava konusu yerin daha önce 3573 Sayılı Zeytincilik Yasası gereğince zeytincilik parseli olarak ayrılmış olması nedeniyle orman sınırları dışında bırakıldığı, ancak yasanın aradığı şartlar gerçekleşmediğinden bu amaçla davacılara ya da başka kişilere zeytincilik parseli olarak tahsis edilmeyip halen devlete ait delicelik yer olarak durduğu anlaşılmaktadır. 1953 yılında devlet ormanı olarak tapulama dışı bırakılan, ancak daha sonra zeytincilik parseli olarak ayrılması nedeniyle 1982 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakılan ve kimseye tahsis edilmeyen devlet ormanları arasında kalan taşınmazın konumu ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında, davaya konu taşınmazın içinde bulunduğu arazi bölümünün eylemli olarak yabani zeytinlik nitelikli devlet ormanı olduğunun kabulü zorunlu bulunmaktadır. Orman Genel müdürü imzalı, Tarım Bakanlığının 24.10.1962 gün ve 5876/5-3012 sayılı yazısı da eklenerek tüm Valiliklere gönderilen Tarım Bakanlığının 12.04.1963 gün ve 426/28510 sayılı yazısında “1961 Anayasasının yürürlüğe girmesinden sonra yürürlükteki yasaların Anayasaya aykırı hükümlerinin tesbiti ile görevlendirilen Bakanlıklar Arası Komisyon tarafından yapılan incelemede, Devlet Ormanlarından zeytincilik tesbit ve tefrikinin Anayasanın 37 ve 131. Maddelerine aykırı olup, yabani zeytinlik, harnupluk ve fıstıklıkların 3573 ve 6777 Sayılı Yasalara göre yeniden tefrik, tesbit ve tevzi yapılamayacağı” bildirildiği ve Anayasanın 44, 169 ve 3573 Sayılı Yasanın 2, 3 ve Ek:2 maddeleri gereğince bundan sonra da tevzi ve tahsis yapılma olanağı bulunmayan taşınmazla ilgili her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar ve ihyayı gerektirecek nitelikte maki ve benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, davacının emek ve para sarf ederek zeytinlik haline getirdiğini ifade etmişler ise de yukarıda açıklanan hususlar gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle … olduğu biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 13.07.2010 günü oybirliği ile karar verildi.