YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10166
KARAR NO : 2012/6744
KARAR TARİHİ : 08.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 14.11.2008 günlü dilekçesiyle, … köyü 6668 ada 3 sayılı parseli Hazineden 2886 sayılı İhale Yasasına göre ihaleyle, üzerinde orman ya da 2/B kısıtlaması olmadan tapuya güvenerek satın aldığını, bu taşınmazın 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğunu iddia ederek, tapu kaydının iptali ve Hazine adına tescili istemiyle açılan davanın kabulüne, tapu kaydının iptaline ve bu nitelikle Hazine adına tesciline ilişkin, Antalya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 14.06.2007 gün ve 2005/334-281 sayılı kararının kesinleştiği, bu şekilde zararının oluştuğu iddiasyıla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 30.000,00.-TL tazminatın tapu iptal kararının kesinleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı yönetimden alınarak kendisine verilmesini istemiş; davacı vekili, 11.06.2010 tarihli dilekçesiyle taşınmazın kendilerine Hazine tarafından satıldığını, satıcının zapta karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu olduğunu, bu hükümlere dayandığını ileri sürmüş, 27.10.2010 tarihli celsede de, bu dilekçesini tekrar etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre, dava; imar yoluyla oluşan tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle oluşan zararın tazmin istemine ilişkindir.
Çekişmeli 6668 ada 3 parsel sayılı 215 m2 yüzölçümündeki parsel, 05.11.1991 tarih ve 12195 yevmiye ile imar uygulaması sonucu ….. köyü, 377 parseldeki payı nedeniyle Hazine adına kayıt edilmiş; 20.04.1994 tarihinde Yurdagül Uzun’a, onun tarafından da 15.05.2002 tarihinde …’e satılmıştır.
Mahkemece; davacı vekilinin muhteviyatını duruşmada tekrar ettiği dilekçesi ile satıcının zapta karşı tekeffül hükümlerine göre dava açtığını bildirdiği, tapusu iptal edilen taşınmazı davacıya…..’un sattığı, bu nedenle davalı sıfatının bu kişiye ait olduğu, Hazinenin davalı sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verlimişse de, mahkeme davcının bildirdiği maddi olay ile bağlı olup, bu olayın vasıflandırması ile bağlı değlidir. Dava dilekçesinde bildirilen maddi olaya göre dava, Medeni Yasanın 1007. maddesi hükümlerine göre tapu sicilinin tutulması nedeniyle doğan zararın 1007. madde hükmüne göre tazmini istemine ilişkindir. Bu davada Hazinenin davalı sıfatı vardır. Bu nedenle, davanın husumetten reddine karar verilmesi yasal değildir.
Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan yasalarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Yasa ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE davası kararında, devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnaî şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, KÖKTEPE-TÜRKİYE davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının, 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1. Maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi, tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için, Borçlar Yasasının 125. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Ne var ki; bu davanın dinlenme koşullarından birisi de, tapu sicilinin tutulması nedeniyle bir zararın gerçekleşmesi ihtimali olup, tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesiyle bir zarar oluştuğu kabul edilebilirse de, 26.04.2012 gün ve 28275 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Yasanın “2/A veya 2/B Belirtmelerinin Terkini ve İade Edilecek Taşınmazlar” başlıklı 7/1. maddesi gereğince” ilgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya res’en yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde; a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanunî mirasçılarına iade edilir.” Aynı Yasanın 7. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin haklarının bu sürenin bitimiyle birlikte sona ereceği, bu kişilerin idareden başkaca talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacakları öngörülmektedir. Yasanın sözü edilen emredici ve yeni dava şartı içeren usul hükümleri, yasanın yürürülüğü konusunda ayrık bir düzenleme bulunmadığı için, diğer usul yasalarında olduğu gibi yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Sözü edilen yasa hükümleri ile tapusu iptal edilen taşınmazın, tapu sahibinin başvurusu üzerine tekrar tapu sahibine iadesinin gerçekleşme ihtimali nedeniyle, kişilerin zararlarının telafisi söz konusu olacağından, yasada öngörülen iki yıllık başvuru süresinin beklenmesi, bu huusun mahkemece bekletici mesele yapılması ve başvuru yapılıp yapılmamasına göre oluşacak sonuç çerçevsinde bir karar verilmesi için mahkeme kararın bozulması gereklidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 8/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.