Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/11420 E. 2011/13612 K. 29.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11420
KARAR NO : 2011/13612
KARAR TARİHİ : 29.11.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … ile davalılar … ve arkadaşları tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … 21.02.2006 günlü dava dilekçesiyle … köyü (Mahallesi) 25781 ada 1 ve 2 sayılı parsellerin, 1947 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içerisindeyken, 1989 yılında 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu kesinleşen işlemle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığını, taşınmazların orman sınırları içinde olduğu gözönünde bulundurulmadan tapuya tescil edilip ifraz edilerek davalı gerçek kişiler murisi adına tapu kaydı oluşturulduğunu, hukuki dayanaktan yoksun ve yolsuz tescil niteliğindeki tapuda bir kısım davalılar ve davalılar murisleri adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir. Davalılar tarafından dava Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne ihbar edilmiş, mahkemece … aleyhine açılan davanın husumetten reddine, diğer davalılar aleyhine alçına davanın KABULÜNE, çekişmeli 25782 ada 1 ve 25781 ada 2 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptaline ve 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğu belirtilmek suretiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, davacı … tarafından … aleyhine açılan davanın husumetten reddine ilişkin hükmü, diğer davalılar … ve arkadaşları ise kabule ilişkin hükmü temyiz etmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içindeyken yine, kesinleşen 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan parselin tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1946 yılında yapılıp 1947 yılında kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 7 numaralı orman kadastro komisyonuna bağlı 4 numaralı ekipçe yapılıp 24.03.1976 tarihinde, itirazlar incelenerek sonuçları 7 numaralı komisyonca 06.04.1983 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2. madde uygulaması, 1988 yılında yapılıp, 15.06.1989 tarihinde ilan edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon ve 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Arsa niteliğiyle tapuda davalılar murisi Mehmet Hayyar adına kayıtlı 1763 m2 yüzölçümündeki çekişmeli 25781 ada 2 sayılı parsel … köyü 193 ve 194 sayılı parsellerin, 3412 m2 yüzölçümündeki 25782 ada 1 sayılı parsel ise 193 sayılı parsel ile genel kadastroda yol boşluğu olarak tapulama dışı bırakılan yerlerin 2981 sayılı Yasa hükümlerine göre tevhit ve ifrazıyla oluşmuştur.
Kesinleşmiş orman kadastro haritasının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman orman bilirkişi raporuyla, dava konusu taşınmazın, 3116 sayılı Yasaya hükümlerine göre 1947 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde bırakıldığı; 1952 yılında 5653 sayılı Yasaya ve ilgili yönetmeliğe aykırı olarak kurulan ve yine yasa ve yönetmelik hükümlerine uymadan çalışma yapan maki tefrik komisyonunca, Akdeniz makisi olarak tesbit edilmişse de, 1978 yılında Orman Yönetimi tarafından, makiye ayırma işlemine değer verilmeyip, orman kadastro sınırı içinde kalmaya devam ettiği kabul edilerek, 1744 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı ancak, Orman Yönetiminin açtığı dava sonunda, bu işlemin Antalya İdare Mahkemesinin 15.01.1987 gün ve 1985/711-17 sayılı kararıyla, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu ve bu niteliğinin yitirmediği belirlenerek, (makiye ayırma işlemine değer verilmeden) orman rejimi dışına çıkarma işleminin iptal edildiği, kararın Danıştay tarafından onandıktan sonra kesinleştiği, daha sonra, 1989 yılında 3373 sayılı Yasa döneminde yapılan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ve 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sırasında, yine makiye ayırma işlemine değer verilmeden, taşınmazın 1947 yılında kesinleşen orman sınırları içinde aplike edildikten sonra 3302 sayılı Yasayla değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması soncu, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, bu işlemin dahi itirazsız kesinleştiği ancak, bu işlemler gözönünde bulundurulmadan, 1970 yılında yapılıp 12.12.1970 tarihinde kesinleşen genel arazi kadastrosunda Davaya konu taşınmazın 199 parsel sayısı ve 312650 m2 yüzölçümüyle Ağustos 1936 tarih 1 numaralı sicilden gelen, Kasım 1958 tarih 48 numaralı tapu kaydı uygulanarak … Vakfı adına tesbit edilip, kadastro tesbiti kesinleşerek … Vakfı adına tapuya kayıt edildiği, daha sonra gerçek kişilere pay satışlarının yapıldığı belirlenip,
Ağustos 2007 tarih ve 8 sayılı YARGITAY KARARLAR DERGİSİNDE yayınlanan, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20.12.2006 gün ve 2006/14641-17945 sayılı kararında da açıklandığı gibi, makiye ayırma çalışması yapan komisyon yasa ve yönetmelik hükümlerine uygun kurulmadığı gibi, yasa ve yönetmelik hükümlerine de aykırı çalıştığı, bu nedenle yaptığı makiye ayırma işlemine değer verilemeyeceği, makiye ayırma işlemlerinin, orman yönetiminin iç işi olarak bir tesbit işlemi olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, yasa ve yönetmelik hükümlerine uyulmadan yapılan çalışma sonunda makiye ayrılan yerlerin tevzii işlemlerinin de yapılmadığı, makiye ayrılan yerlerde özel yasaları gereği oluşturulan tapu kayıtları dışındaki kayıtlar ile zilyetliğe değer verilmeyeceği,
Vakıflar Genel Müdürlüğünün Ağustos 1936 tarih 1 numaralı tapu kaydına dayanarak Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi davası, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı tarafından hakem sıfatıyla görülen bu davada Ağustos 1936 tarih ve 1 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kalan ve fen elemanı bilirkişi Hüseyin Çekli tarafından düzenlenen 28.05.1970 tarihli krokide gösterilen taşınmaza, Orman Yönetiminin elatmasının önlenmesine 09.04.1973 gün ve 1974/40 – 48 sayıyla karar verilmişse de, hakem kararına ilişkin dava dosyası yada kararın onaylı örneği ve eki fen elemanı bilirkişi krokisi bulunamadığı gibi hakem kararının kesinleşip kesinleşmediğinin anlaşılamadığı, hakem tarafından 1947 yılında kesinleşen orman kadastrosunun da iptal edilmediği ve mahkemece yapılan keşif sonucu orman ve fen elemanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, hakem kararının dayanağı Hüseyin Çekli tarafından düzenlenen krokide hakem kararına konu olan taşınmazın kuzey sınırında Düden Çayı’nın gösterilmesi nedeniyle o davaya konu taşınmazın Düden Çayının güneyinde kaldığının 199 sayılı parselin ise Düden Çayının kuzeyinde kaldığı anlaşıldığından, çekişmeli parselin geldisi olan 199 sayılı parselin Hakem kararı ile ilgisinin bulunmadığı,
Çekişmeli taşımaz, 1946 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, 1963 yılında arazi kadastro ekiplerince bu durum gözönünde bulundurulmadan ikinci kez kadastrosunu yaparak o tarihte kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kalmaya devam eden taşınmaz hakkında sicil oluşturduğu 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayalı Yasanın 22/1. maddesi hükümlerine göre “Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastrosu veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci bir defa kadastroya tabi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılır ve Türk Medeni Kanununun 934 üncü maddesine göre işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re’sen iptal edileceği”, bu nedenle orman kadastrosundan sonra yapılan kadastronun ikinci kadastro olması nedeniyle TMY’nın 1026 (EMY. 934, İsviçre MY. 976) maddesi hükmüne göre iptal edilmesi gerektiği, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin ikinci kadastronun bulunduğu hallerde uygulanamayacağı,
27.01.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasanın 5. Maddesiyle, 6831 sayılı Yasaya eklenen Ek.10. maddesi uyarınca, Orman Yasasının; 20.06.1973 tarih ve 1744 sayılı Yasayla değişik 2. maddesi, 23.09.1983 tarihli 2896 ve 05.06.1986 tarihli 3302 Sayılı Yasalarla değişik 2. madde 1. Fıkra (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemeyeceği, yasa hükmünün “orman sınırları dışına çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren” denmek suretiyle, orman dışına çıkarma tarihine kadar geriye yürütüldüğü,
30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararıyla, 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen orman kadastro (tahdit) sınırları içinde bulunan ve 1996/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kabul edilen konunun bu içtihadı birleştirmenin kapsamı dışında olduğunun, aynı yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Yasa ile değişik 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığının, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığının, 27/01/2009 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 5831 sayılı Yasanın 5. maddesi ile 6831 sayılı Orman Yasasına eklenen ek 10. madde hükmünün maki tespit komisyonlarınca 5653 sayılı Yasa uyarınca maki olarak tespit edilen yerlere de uygulanması gerektiğinin ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren imar, ihya ve zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığının kabul edildiği, davalılar taşınmazı satın almışlarsa, ödedikleri bedelin haksız iktisap koşullarına göre tazminini, taşınmazı kendilerine satanlardan isteyebilecekleri, …’in tapu maliki veya mirasçılarından olmadığı, bu nedenle davalı sıfatının bulunmadığı gözetilerek, … aleyhine açılan davanın husumetten reddine diğer davalılar aleyhine açılan davanın ise kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Ancak, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile getirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” ve 17. maddesi ile eklenen geçici 11. maddesine göre; “bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” hükmü gereğince davalılar aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması gerekmiştir. Bu sebeple hüküm fıkrasında yer alan vekalet ücreti ve yargılama giderlerine yönelik üç, dört ve beş numaralı bentlerinin hükümden çıkartılarak bunun yerine üç numaralı bent olarak “3- 6099 sayılı Yasa ile getirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması ve sonraki “6, 7 ve 8” numaralı bentlerin numaralarının sırasıyla “4, 5 ve 6” olarak değiştirilmek suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalılardan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve yatırdığı peşin temyiz harcının istek halinde iadesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 29./11/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.