YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13389
KARAR NO : 2011/12281
KARAR TARİHİ : 31.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma talebinin değerden reddine karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 01.06.2010 tarih 2010/ 4471- 7571 sayılı kararında “Dava konusu 617 nolu parselin ifrazen geldisi olan 501 sayılı parsel 19 nolu Orman Kadastro Komisyonunun 1 nolu ekibinin 08.12.1976 tarih 12 nolu tutanağı ile 15.10.1961 tarihinden önce orman niteliğini yitirmiş olduğu gerekçesiyle orman rejimi dışına çıkartılmış ise de, Orman Genel Müdürlüğünün itirazı üzerine 19 nolu 09.09.1980 gün 1 sayılı tutanağı ile “orman bütünlüğünü bozduğu” gerekçesiyle iptal edilip yeniden orman sınırı içine alınmış ise de, … ve … vekilinin … Bakanlığına husumet yönelterek açtığı dava üzerine Danıştay 8. Dairesinin 31.10.1983 gün ve 1981/613-2069 sayılı kararı ile “19 Nolu Komisyonun 09.09.1980 gün 1 sayılı kararı ile “taşınmazın orman rejimi dışına çıkartılmasının orman bütünlüğünü bozmayacağı” gerekçesiyle iptal edilmiş, davacılar vekilinin “19 nolu Kadastro Komisyonunun 1 nolu ekibinin dava konusu taşınmazı Hazine adına orman rejimi dışına çıkarttığı, komisyonların orman sınırı dışına çıkarttığı taşınmazların mülkiyetinin kime ait olacağını belirleme konusunda yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle Daire kararının açıklanmasını 25.09.1984 tarihli dilekçe ile istemesi üzerine Danıştay 8. Dairesinin 28.01.1985 gün 1984/62 sayılı “Açıklanan Kararı” ile “Orman Kadastro Komisyonlarının asıl görevi orman sınırı içindeki bir yerin orman niteliğini kaybedip etmediğini saptamak olduğu, bunu yaparken bu yerlerin kime ait olduğunu belirleme gibi adli yargının görevine giren mülkiyete ilişkin uyuşmazlıkları çözümleme yetkilerinin bulunmadığı, orman sınırları dışına çıkartılan bir yerin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu ileri süren kişilerin bu iddialarını adli yargı yerinde açacakları davalarda ileri sürmeleri gerektiğine, açıklanması istenilen kararda mülkiyetin kime ait olacağı konusunda bir karar verilmediğinden istemin reddine” karar verildiği anlaşılmaktadır.
Daha önce … A.Ş. ile … ve arkadaşı arasında (bu davada Hazine ve Orman Yönetimi taraf değildir) kadastro mahkemesinde görülen dava sırasında yapılan keşifte, dava konusu parselin 1938 yılında yapılan orman kadastrosunda orman sınırları içinde kaldığı, 1744 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve 28.08.1979 tarihinde ilan edilen 2. madde uygulamasında IV numaralı 2. madde poligonu içerisinde orman niteliğini yitirmesi nedeniyle orman rejimi dışına çıkartılmışsa da Orman Yönetiminin itirazı üzerine, 19 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 09.09.1980 tarihli kararla 2. Madde uygulaması iptal edilip yeniden orman sınırı içinde bırakıldığı, ancak; … ve … tarafından açılan dava sonucunda Danıştay 8. Dairesi, komisyon kararını iptal ederek davalı taşınmazın içinde bulunduğu, IV nolu 2. madde poligonunun yeniden orman sınırları dışına çıkartıldığı, yörede ilk orman kadastrosunun 4785 sayılı Yasanın yürürlüğünden önce 1938 yılında yapıldığı, davacının dayandığı tapu kaydı, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırı içinde iken ve hukuken orman sayılan yer iken oluşturulduğu anlaşılmaktadır. 2510 ve 4753 sayılı Yasalarda ormanların iskan ya da tevzi yoluyla dağıtılacağına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. 2510 sayılı Yasanın 21 ve 4753 sayılı Yasanın 8. maddesinde ormanların … tevzi yoluyla kişilere verilemeyeceği belirtilmiştir.
Dava konusu taşınmazın, 1744 sayılı Yasa hükümlerine göre orman rejimi dışına çıkartılmasına ve Orman Genel Müdürlüğünün itirazı üzerine yeniden orman rejimi içine alınmasına ilişkin işlem nedeniyle Danıştay’da açtıkları davada Ağustos 1944 tarih, 33 numaralı ve bunun gittisi Ekim 1952 tarih 19 nolu tapuya dayanmamışlar, sadece taşınmazın orman rejimi dışına çıkartılmasının orman bütünlüğünü bozmayacağını belirtmişler, Danıştay 8. Dairesi de sadece bu konuyu tartışarak karar … ve 28.01.1985 gün 1984/62 sayılı açıklama kararında da taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğu konusunun adli yargıda açılacak davada ileri sürülmesi gerektiği belirtilmiş, Hazine ve Orman Yönetiminin taraf olmadığı özel ve tüzel kişiler arasında görülen kadastro mahkemesi kararını onayan 17. Hukuk Dairesinin 26.11.1997 günlü kararında “1744 sayılı Yasa gereğince orman rejimi dışına çıkartıldığı anlaşılan taşınmazın, Hazinenin davada taraf olmaması nedeniyle davalılar tapusunun hukuki durumunun bu davada tartışılma olanağı bulunmadığı”na işaret edilerek mahkeme kararı onandığına göre, davacıların dayandığı tapu kaydının 1744 sayılı Yasanın 2. maddesi karşısındaki hukuki durumunun bu davada tartışılıp değerlendirilmesi gerekecektir.
Davalıların dayanağı Ekim 1952 tarih 19 numaralı tapu kaydı, keşifte uygulanmamış ise de, bölgede 1986 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında davalı parsele revizyon gömüş ve bu tapu kaydı nedeniyle … ve arkadaşları adına tespit tutanağı düzenlenmiş, … San.Tic.A.Ş.’nin açtığı kadastro tespitine itiraz davası sonucunda … Asliye Hukuk (Kadastro) Mahkemesinin 15.03.1996 gün ve 1986/476-1996/4 sayılı kararı ile davanın reddine, davalı taşınmazın payları oranında tespit malikleri adına tesciline dair verilen karar davacı şirketin temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26.11.1997 gün ve 1997/5844-5752 sayılı kararında, “…çekişmeli taşınmazın … 1944 tarih 118 numaralı sicilden gelen Ekim 1952 tarih 19 numaralı davalı tarafa ait tapu kaydı kapsamında kaldığı, hükmü temyiz eden davacı ve katılanların tapu kaydına dayanmayıp zilyetliğe dayandıkları, 1744 sayılı Yasa gereğince orman sınırları dışına çıkarıldığı anlaşılan taşınmazın Hazinenin davada taraf olmaması nedeni ile davalı tapusunun hukuki durumunu tartışma olanağının bulunmadığı…” gerekçesiyle onanıp 27.02.1998 tarihinde kesinleşmiştir. Yukarıda belirtilen … Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.03.1996 gün ve 1986/476-1996/4 sayılı kararı ve bu kararı onayan 17. Hukuk Dairesi kararı mahkemece yanlış yorumlanarak bu kararda, taşınmazın davalılar adına 2. madde uygulaması ile orman sınırları dışarı çıkartıldığı sonucuna varılmıştır ki, sözü edilen kararlarda bu yönde bir inceleme ve değerlendirme bulunmamaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi, iskan yoluyla dağıtılacak ya da tevzi edilecek araziler arasında ormanlar sayılmamıştır. Çekişmeli taşınmazın 3116 sayılı Yasaya göre yapılan 1938 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içerisinde kaldığı ve “15.10.1961 tarihinden önce orman niteliğini yitirmesi ve orman bütünlüğünü bozmaması” Danıştay kararına gerekçe yapılarak orman rejimi dışına çıkartıldığı konusu tartışmasızdır. Dayanılan tapu kaydı, … 1944 tarihinde ve dava konusu taşınmaz fiilen ve hukuken orman olduğu ve orman sınırları içinde bulunduğu sırada oluşturulmuştur. 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden tapuya değer verilemez. Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararından önce yapılmış ve tamamlanmış bir işlem bulunmamaktadır.
Davalılara ait Ekim 1952 tarih 19 nolu tapu kaydının geldisi olan … 1944 tarih 18 nolu kayıt, taşınmaz hukuken ve fiilen orman sınırı içinde iken yolsuz olarak oluşturulmuştur. Bu tür kayıtlara 1744 Sayılı Yasanın 2. madde uygulamasında değer verilemez. 1744 sayılı Yasanın 2/2. maddesinde … “Evvelce sınırlaması yapılmış ve fakat yukarıdaki fıkra (aynı maddenin birinci fıkrası) hükümlerine uymadığı anlaşılan … sınırlamaların düzeltilmesi sonucu orman sınırları dışına çıkartılan taşınmazların sınırlaması itirazsız kesinleşen tapulu arazi olması halinde, mülkiyeti tekrar tapu sahiplerine intikal eder” hükmü sadece ilk orman kadastrosunun yapıldığı tarihten önceki zamanlarda oluşturulan ve öncesi de orman olmayan yerler için oluşturulan tapu kayıtlarıdır. Somut olayda olduğu gibi, taşınmaz kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde ve hukuken orman iken ve orman niteliği gözönünde bulundurulmadan sonradan oluşturulan tapulara değer verilemez ve 1744 sayılı Yasanın 2. maddesinde sözü edilen kayıtların bu tür tapu kayıtları olduğu da düşünülemez. 2. maddenin uygulanması ile ilgili olarak çıkartılan 22 Temmuz 1974 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Tüzük’ün 34 ve 41/2. maddeleri bu konudadır. Kaldı ki; 1744 sayılı Yasanın öngördüğü 1 yıllık ilan süresi, dava zamanaşımı ve aynı zamanda hak düşürücü süredir. Bu yasaya dayanılarak tapu maliklerine süresiz hak tanınması olanaksızdır. 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin 3. fıkrasındaki “orman sınırları içinde kalan tapulu yerlerde, iskan suretiyle verilen” yerlere ait tapu kayıtlarına değer verileceği hükümler Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün, 1987/31-13 ve 14.03.1989 gün, 1988/35-13 ve 13.06.1989 gün, 1989/7-25 sayılı kararları ile iptal edilmiştir. Dayanılan tapu kaydı, 1945 yılında yürürlüğe giren 4753 sayılı Yasa gereği … tevzi yoluyla değil, iskan yoluyla verilmiştir. Dava konusu taşınmaz ile komşu parsellerle ilgili önce görülen davalarda sadece 1744 sayılı Yasanın 2. madde uygulamasının varlığı tartışılmış, o davalarda Hazine ve Orman İdaresi taraf olmadığından tapu kaydının kişiler yararına bir hak sağlayıp sağlamayacağı konuları incelenmemiştir.
Bu nedenle; davacının tutunduğu tapu kaydı, 1944 yılında taşınmazın orman niteliği devam etmekte iken oluşturulduğuna, 1744 sayılı Yasanın 2/1 maddesi hükmüne göre orman sınırı dışına çıkartılmış olmasının baştan beri geçersiz olan tapu kaydına 1744 sayılı Yasanın 2. maddesindeki hükmü hukuki geçerlilik kazandırmaz ve bu tür kayıtlar 1744 sayılı Yasanın 2. maddesinde sözü edilen tapu olarak kabul edilemez.
Diğer taraftan; çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1939 yılında 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda dava konusu taşınmaz orman sınırları içinde bırakılmış, 1977 yılında yapılan ve Danıştay 8. Dairesinin 31.10.1983 gün 1981/613-2069 sayılı kararının kesinleşmesiyle orman sınırları dışına çıkartılmış, 1986 yılında yapılan ve 27.02.1998 tarihinde kesinleşen arazi kadastrosunda ise taşınmaz, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde olduğundan, kişiler adlarına özel mülk olarak tesbit ve yolsuz olarak tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu taşınmazın 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, taşınmaz daha önce yapılan orman kadastrosunun sınırları içinde ve tapu sicilinde orman niteliğiyle Hazine adına kayıt ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hatalı işlem sonucu ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y’nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (izhari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olacağı, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, dava konusu parsel hakkında Kadastro Mahkemesinin 1986/476 sayılı dosyasında … Şirketi ile … ve arkadaşları arasında görülen dava devam ederken ve henüz tapu kaydı oluşturulmadan tapu kütük sayfasına 18.04.1995 tarih 1642 yevmiye numarasıyla “6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırı dışına çıkartılmıştır” şerhinin konması nedeniyle bu tarihten sonra taşınmazı kayden devralan tüm kişilerin bu şerhi görerek ve bilerek devir almış olmaları nedeniyle iyi niyetli olarak da kabul edilemeyeceği, taşınmazı devir alan kişiler bu yeri kendilerine devir eden kişi ya da kişilerden satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri alabileceği göz önünde bulundurularak kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan taşınmazın tapu kaydının iptali ile 6831 sayılı Yasanın 4999 sayılı Yasa ile değişik 11/4. maddesi gereğince hali hazır niteliğinde ve kaydında Hazine adına orman sınırı dışına çıkartılan yerdir” belirtmesi de yapılarak Hazine adına tesciline karar verilmesi gerektiği ” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne 617 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptaliyle 6831 sayılı Yasanın 4999 sayılı Yasa ile değişik 11/4 maddesi gereğince “hali hazır niteliğinde ve kaydında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerdir” belirlemesi yapılarak hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalıp nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Yasaya göre 1939 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 10.05.1977 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Yasanın 2. madde uygulaması ile 07.08.1985 tarihinde ilan edilen 2896 sayılı Yasanın 2/B uygulaması, 1988 yılında yapılan 3302 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ve 1986 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışması vardır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, mahkemece davanın kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 Sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine eklenen (a) fıkrası ile Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” ve 17. maddesi ile eklenen geçici 11. maddesine göre; bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” hükmü gereğince davalılar aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 2, 3, 4, 5 ve 6. bentlerinin kaldırılarak, bunun yerine “6099 sayılı Yasa ile 3402 sayılı Yasanın 36. maddesine eklenen (a) fıkrası gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalılardan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 31/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.