YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/15391
KARAR NO : 2012/8508
KARAR TARİHİ : 05.06.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 1990 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda … köyü, 113 ada 50 parsel sayılı 12696,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davacı gerçek kişilerin miras bırakanı … adına tespit görmüş, ancak Fethiye ilçesi Müze Müdürlüğünün talebi üzerine kadastro komisyonu dava konusu taşınmazın sit alanı içerisinde kaldığından bahisle Hazine adına tespitinin yapılıp tapuya tesciline karar vermiş ve bu karar gereği taşınmaz, Hazine adına tapuya tescil edilmiştir. Davacılar, dava konusu 113 ada 50 numaralı parselin kadastro çalışmaları sırasında Hazine adına sit alanında kaldığından bahisle ev ve bahçesi niteliğiyle tespit görüp tapuya tescil edildiğini, oysa bu yerin kendi zilyetliklerinde bulunduğunu açıklayıp iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılardan …’ın (tereke temsilcisi) temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.07.2007 gün ve 2006/4870 – 2007/4412 sayılı bozma kararında özetle, “Dava konusu taşınmazın 3. derece arkeolojik ve yine 3.derece doğal sit alanı içinde kaldığı hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Mahkemece dava konusu taşınmazın 3. derece doğal ve arkeolojik sit alanı içinde kaldığından bahisle 2863 sayılı Kanunun 5226 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesine göre, sit alanlarının zilyetlik yoluyla iktisap edilemeyeceği görüşünden hareketle davayı reddetmesi, hüküm tarihindeki kanunî düzenlemelere uygun düşmektedir. Ancak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kamu düzeniyle ilgilidir. Henüz kesinleşmemiş derdest davalarda kamu düzeniyle ilgili olarak kanunda yapılan değişiklikler dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, 2863 sayılı Kanunun 11. maddesinde 5663 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle sadece birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanlarının zilyetlikle kazanılamayacağı hükmü getirildiğine göre, doğal sit alanları ve 3. derece arkeolojik sit alanlarında bulunan taşınmazlar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve TMK.nun 713. maddesinin aradığı şartlar oluştuğu taktirde zilyetlikle kazanılabilirler.
Ancak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 11. maddesinin 5663 sayılı Kanunla Değişik şekline göre taşınmaz üzerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunca birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlıklarının da bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğine işaret edilmiştir. Dosyada bu konuda idareden alınmış bir yazı bulunmamaktadır. Bu durumda, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna yazılacak müzekkere ile taşınmaz üzerinde birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlığı bulunup bulunmadığının sorulması gerekmektedir. Ayrıca, taşınmazın mevcut niteliği ile imar ve ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, ekonomik amaca uygun bir biçimde kullanılıp
2011/15391 – 2012/8508
kullanılmadığı üzerinde durulması, bu amaçla taşınmaz başında yerel ve teknik bilirkişiler vasıtasıyla keşif yapılması, bu konuda ziraî bilirkişiden rapor alınması; ayrıca, HUMK.nun 366. maddesine göre taşınmazı ve çevresini gösterir fotoğraflarının, yapılacak keşifte hâkim denetiminde çekilerek dosya arasına konulmasından sonra bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilmesi, ondan sonra uyuşmazlık hakkında karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre, dava; kadastro öncesi nedene dayanılarak açılan kazanmayı sağlayan zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1988 yılında 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı Yasa ile değişik hükümlerine göre yapılıp 30.05.1990 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak davanın reddi yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, davalılar Hazine ve Orman Yönetimine lehine hükmedilen vekalet ücretinin, davacılardan müteselsilen alınmasına karar verilmesi gerekirken “Eşit olarak alınmasına” karar verilmesi doğru değil ise de, bu husus, hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hüküm fıkrasının altıncı paragrafının ikinci satırında yer alan, “Davacılardan eşit olarak alınarak” ifadesindeki “Eşit olarak” kelimeleri hükümden çıkartılarak, bunun yerine “Müteselsilen” kelimesi yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, Harçlar Yasasının değişik 13/j maddesi uyarınca harç alınmasına yer olmadığına 05/06/2012 günü oybirliği ile karar verildi.