Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/6159 E. 2011/6144 K. 23.05.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6159
KARAR NO : 2011/6144
KARAR TARİHİ : 23.05.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı …, yörede 2005 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında … köyü, … mevkiinde bulunan taşınmazının, Orman Yönetimi ve Hazinenin taraf olduğu Hendek Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/71-1994/183 sayılı tescil ilamı ile adına tescil edildiğini ve tapuda Mart 1997 tarih 4 numarada adına kayıtlı bulunduğunu, arazi kadastrosu sırasında ise; orman ve 2/B sınırı içinde bırakıldığını, tesbitin ve kaydın iptali ile adına tescilini iddiasıyla dava açmıştır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın kesinleşen orman ve 2/B sınırı içinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal tescil istemine ilişkindir
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 05.01.1995 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen 2/B uygulaması vardır.
Mahkemece kesin hüküm varlığı kabul edilmesine rağmen, taşınmazın kesinleşen orman sınırı içinde kalması nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, maddi anlamda kesin hükmü düzenleyen H.Y.U.Y nın 237. maddesi “kesin hüküm ancak konusunu oluşturan husus hakkında geçerlidir. Kesin hüküm vardır denilebilmesi için iki tarafın ve dava konusunun ve dayanılan sebebin aynı olması gerekir” şeklindedir. Madde metninden de anlaşılacağı gibi kesin hükmün varlığından söz edebilmek için davanın taraflarının, konusunun ve dava sebeplerinin aynı olması gerekir.
Bu koşullardan birincisi davanın konusu, dava ile elde edilmek istenen sonuçtur. Taşınmaza ilişkin davalarda dava konusu, taşınmazın kendisidir. Ancak, aynı taşınmaza ilişkin değişik hakların dava konusu edilmesi halinde taşınmaz aynı olmasına rağmen dava konusunun aynı olduğundan söz edilemez. Örneğin: Davanın tarafları ve taşınmaz aynı olmasına rağmen, mülkiyete ilişkin dava reddedildikten sonra aynı taşınmaz hakkında irtifak hakkı dava edilebilir.
Kesin hüküm koşullarından ikincisi dava sebebidir ki; bilimsel görüşler ile yerleşik yargısal kararlar da, dava sebebi davanın dayandırıldığı vakıalar olduğu kabul edilmektedir. Dava sebebi, hukuki sebepten ayrıdır. Mahkeme yargılama sırasında dava sebebi ile bağlı olup, başka sebepleri inceleme konusu yapamaz. Örneğin: Gerçek kişi adına tapulu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla tapusunun iptali ile mera olarak sınırlandırılması istemiyle Hazinenin açtığı davada, taşınmaz hakkında orman araştırması yapılmayıp, sadece mera niteliği araştırılarak sonuçta taşınmazın mera olmaması nedeniyle dava reddedilirse, bundan sonra aynı taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı ya da orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla açılacak davada, dava sebebi aynı olmadığı için kesin hükmün varlığından söz edilemez.
Kesin hükmün koşullarından üçüncüsü, davanın taraflarının aynı olmasıdır. Tarafların aynı olmasından kasıt, her iki davada da sıfatlarının aynı olması, başka deyişle her iki davada davacı ya da davalı sıfatıyla hareket etmeleri değildir. Kesin hükümle ilgili kararda, davalı sıfatında olan kişi, ikinci davada davacı sıfatıyla yer alması halinde taraflar aynıdır. Kesin hüküm, taraflarının külli haleflerini de aynı şekilde bağlar.
Kesin hüküm, kural olarak davanın tarafı olmayan üçüncü kişileri etkilemez. Örneğin: Bir davada taraflar hakkında verilen hüküm, davada taraflardan biri yararına davaya katılmış olan fer’i müdahil hakkında kesin hüküm oluşturmaz. Buna karşılık kesin hüküm davaya asli müdahil olarak katılan tarafı bağlar. Yine birden fazla kişi aynı davayı açma yetkisine sahipse, bunlardan birinin açtığı davada verilen karar, diğeri için kesin hüküm oluşturmamakla birlikte güçlü taktiri delil oluşturabilir.
Somut olaya gelince; Çekişmeli … köyü krokide (A) ile gösterilen 15180 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, davacı … ile davalılar Hazine, Orman Yönetimi ve köy tüzelkişiliği arasında görülüp sonuçlanan tescil davası sonucu davacı adına tapuya tescil edilmiştir. Bu dosyanın yargılaması sırasında taşınmazın bulunduğu köyde orman kadastrosunun yapılıp yapılmadığı sorulmuş, Orman İşletme Müdürlüğünün yörede orman kadastrosunun yapılmadığını bildirmesi üzerine kişi adına tapu kaydı oluşturulmuştur. Oysa, orman kadastrosunun 1949 yılında yapılıp kesinleştiği bildirilmiş olsaydı, kesinmiş tahdit haritası uygulanıp, taşınmazın tahdit sınırları içinde kaldığı anlaşılarak dava reddedilecekti. Orman Yönetiminin hatası davacı kişiye yüklenemez. Taraflar arasında yukarıda açıklandığı gibi yasanın tanımladığı anlamda kesin hüküm bulunmaktadır. Bu kesin hüküm yargılamanın yenilenmesi yoluyla ortadan kaldırılmadıkça tarafları bağlar ve uyulması gerekir. Bu durum gözönüne alınmadan mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklandığı gibi, Asliye Hukuk Mahkemesinin 1994/71-183 sayılı kararı aleyhine yargılamanın yenilenmesi yoluna gidildiği takdirde bu durum bekletici sorun yapılarak sonucu beklenmeli, bu yolla kesin hükmün ortadan kaldırılması halinde şimdi olduğu gibi davanın reddine karar verilmeli, kesin hükmün varlığını devam ettirmesi halinde ise davanın kabulüne karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 23/05/2011 günü oybirliği ile karar verildi.