YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7146
KARAR NO : 2011/8172
KARAR TARİHİ : 28.06.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil ve el atmanın önlenmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … beldesi … mahallesinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre davacılar adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 08.06.2009 tarihli fen bilirkişi rapor ve krokisinde (C) işaretli 2500,30 m2’lik bölümün davacı adına tapuya tesciline, (A) ve (B) işaretli kısımlara ilişkin davanın reddine karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili ve el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1976 yılında orman kadastrosu ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması yapılmış ve kesinleşmiştir. Daha sonra 1985 yılında 2896 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasa hükümlerine göre orman kadastrosunu tamamlama ve 2/B madde uygulaması yapılıp, 17.04.1986 günü ilan edilerek kesinleşmiştir. 1987 yılında 3302 sayılı Yasa ile değişik 2/B madde uygulaması yapılmış, bu çalışmada 25.01.1989 günü ilan edilerek kesinleşmiştir. Genel arazi kadastrosu 1966 yılında yapılmış, çekişmeli taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın (C) işaretli 2500,30 m2’lik bölümü yönünden 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde belirtilen imar ihyanın tamamlandığı ve davacı yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin bu kabulü, dosyadaki bilgi ve belgelere uygun düşmemektedir. 08/05/2009 tarihli keşifte beyanlarına başvurulan yerel bilirkişi ve tanıklar, taşınmazın davacıya dedesinden kaldığı, dedesinin bu yeri hayvan otlatmak suretiyle kullandığı, dedesinin 1985 yılında ölümü ile taşınmazın davacının babasına kaldığı, babasının da 2000 veya 2001 yılında öldüğünü, babasının bu yeri yaklaşık 9 yıl kadar ekim yapmak suretiyle kullandığını, ondan sonra da dava tarihine kadar 3-4 yıl davacının ekim yaptığını belirtmişlerdir. Bu beyanlara göre, davacının dedesi tarafından bu yerde uzun yıllar hayvan otlatılmak suretiyle zilyet edilmiş ise de, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre, hayvan otlatmak şeklindeki zilyetliğin taşınmazın ekonomik amacına uygun bir zilyetlik olmadığı, bu nedenle davacının dedesinin hayvan otlatmak suretiyle sürdürdüğü zilyetliğin, imar ihya kapsamında değerlendirilemeyeceği, dedesinin ölümünden sonra babası tarafından 1990 yılından sonra yaklaşık 9 yıl ekim yapılmış ise de, dava tarihi olan 2005 yılına kadar da zilyetlik süresinin dolmadığı, esasen dosya arasında bulunan fotoğraflardan da taşınmazın imar-ihyasının tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacı yararına 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde belirtilen zilyetlikle kazanma koşulları oluşmadığından davasının reddine karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 18.06.2011 günü oybirliği ile karar verildi.