Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/7836 E. 2011/11728 K. 18.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7836
KARAR NO : 2011/11728
KARAR TARİHİ : 18.10.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki orman kadastrosuna itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ile davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü 101 ada 1 parsel sayılı 1328 hektar 5922,52 m² yüzölçümündeki taşınmaz, orman niteliğiyle davalı Hazine adına tespit edilmiştir. Davacı, Haziran 1990 tarih 36 ve Kasım 1967 tarih 131 sıra nolu tapu kayıtlarına dayanarak parsel içinde tapulu taşınmazlarının bırakıldığı iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, taşınmazın bulunduğu yerde 1971 yılında seri bazda orman kadastrosu yapılarak kesinleştiği ve 2007 yılında yapılan genel kadastro da taşınmazlara ada parsel numarası verilerek devlet ormanı niteliği ile Hazine adına tespitinin yapılması davacıya dava açma hakkı vermeyeceği ve hak düşürücü süreler geçtiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından esasa yönelik olarak, davalı Hazine tarafından ise vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, orman kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere 1971 yılında seri bazda yapılan orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 2007 yılında 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılan orman kadastrosun da, dava konusu edilen taşınmazların 101 ada 1 sayılı orman parseli içinde bırakıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosunun 1971 yılında seri bazda yapılarak kesinleştiği, 2007 yılında yapılan genel kadastroda taşınmazlara ada ve parsel numarası verilerek devlet ormanı niteliği ile Hazine adına tespitinin yapılmasının davacıya her hangi bir hak vermeyeceği, orman kadastrosuna itiraza ilişkin 6831 sayılı Orman Yasasının 11/1. maddesinde belirtilen süreler geçtiği gerekçesiyle işin esasına girilmeden davacının davasının reddine karar verilmiş ise de; delillerin takdirinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede 1971 yılında seri bazda yapılarak kesinleşen orman kadastrosu varsa da, davacının dava ettiği yerlerin yörede 1971 yılında yapılan orman tahdidi içinde kalıp kalmadığı yönünde mahkemece yapılan talep üzerine, orman mühendisi …’ün 18/10/2010 tarihli ek raporunda: “1971 yılındaki orman tahdid haritası elle kroki bazında çizildiği ve sayısal değer içermediği ve belirgin noktaları ölçekli olarak işlenmediğinden yöresel isimler ile (yol yamacı, sırt, taş yığını vb isimler) belirtildiği ve bu belirtilen isimlerin tamamı arazide görülme ve yersel ölçüm yapılması sonucunda anlaşılabileceğini” belirtmiştir. Yani mahkemece taşınmazın 1971 yılında kesinleşen tahdid içinde kalıp kalmadığı saptanmadan taşınmazın tahdid içinde kaldığı gerekçesine dayanılmıştır. Oysa davacının talep ettiği taşınmazların içinde kaldığı 101 ada 1 sayılı orman parselinin edinme sebebi sütununda “101 ada 1 sayılı parselin 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre orman olarak sınırlandırılmasına” şeklinde bilgi içerdiği görülmüştür.
Hal böyle olunca, mahkemece işin esası incelenerek toplanacak delillere göre bir karar verilmesi gerekir. Bu nedenle, öncelikle yörede 1971 yılında seri bazda yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orijinal renkli orman tahdit harita örneği ile eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları, taşınmazın tesbit tarihinden 15-20 yıl önce çekilmiş hava fotoğrafları ile bu fotoğraflardan üretilmiş memleket haritası ile topoğrafik fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro paftası ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, 2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 6831 sayılı Orman Yasasına göre Orman Kadastrosu ve Aynı Yasanın 2/B maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar göz önünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeği çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde yukarıda yazılı Yönetmelikler ile Teknik İzahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmelidir.
Taşınmazın 1971 yılında seri bazda yapılan orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmelidir. Şayet taşınmazın orman kadastro sınırları dışında kaldığının anlaşılması halinde ise, yörede seri usulde yapılan orman kadastrosunda, Devlet Ormanı olarak sınırlandırılan yerlerin dışında kalan taşınmazların orman kadastro komisyonlarınca incelemesi yapılamadığı ve niteliği belirlenmediğinden o yerde orman kadastrosunun yapılmış sayılmayacağı, bir başka anlatımla, o orman serisi dışında kalan yerlerde bir orman sınırlandırılmasının varlığından söz edilemeyeceğinden, bu nitelikteki taşınmazların orman olup olmadıkları ve hukuki durumlarının eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarının uygulanması, üzerindeki bitki örtüsü, toprak yapısı, eğimi ve çevresinin de incelenmesi sonucu belirlenmesi gereklidir. Bu kapsamda, yukarıda değinilen diğer belgeler bilirkişiler aracılığı ile dava konusu taşınmaz ile tüm çevre parsellere uygulanıp taşınmazın niteliği belirlenmeli, eski ve yeni tarihli memleket haritaları ve kadastro paftaları ölçekleri eşitlenip birbiri üzerine aplike edilerek dava konusu taşınmazın konumu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli bilirkişilerin onayını taşıyan duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, taşınmaz üzerindeki bitki örtüsünün niteliği ve yaşı ile toprağının niteliği saptanmalı, fotogometri yöntemiyle düzenlenen kadastro haritaları streoskop aletiyle incelenip taşınmazın zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı ve kullanım durumu belirlenmeli, komşu parsellerin tutanak ve varsa dayanak kayıtları getirtilip uygulanarak taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı, tespit tutanağı ile yerel bilirkişi ve tanık anlatımları arasında çelişki oluştuğunda 3402 sayılı Yasanın 30/1. maddesi gereğince kadastro tespit bilirkişileri de tanık sıfatıyla dinlenerek çelişki giderilmeli, davacının tutunduğu Nisan 1938 tarih 43 ve 709 numaralı tapu kayıtları ilk geldisinden itibaren tüm gittileri ile getirtilip uygulanmalı, mahalline uyduğu tespit edildiği takdirde, tapu kayıtlarının eski tarihli resmi belgelerde ki nitelendirilmesine göre 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısında hukuki geçerliliğini yitirip yitirmediği değerlendirilmeli, kaydın sahibi lehine olduğu kadar aleyhine de delil olabileceği düşünülmeli ve taşınmaz 6831 sayılı Yasanın 17/2. maddesi uyarınca orman içi açıklığı niteliğinde bulunup bulunmadığı saptanmalı ve önceki bilirkişi raporları da değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişinin ve davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı gerçek kişiye iadesine 18/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.