Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/7896 E. 2011/11727 K. 18.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7896
KARAR NO : 2011/11727
KARAR TARİHİ : 18.10.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08/06/2010 gün ve 2010/4855 – 7995 sayılı bozma kararında özetle: [Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 01.07.2008 gün 2008/3183-2950 sayılı bozma kararında: “Hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporun içeriğinde taşınmazın bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından orman sınırlandırmasının yapıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki; anılan yönetimsel işlemlerle ilgili harita ve eki belgeler getirtilerek yerine yöntemine uygun biçimde belirlenmemiştir. Somut olayda bu olgular eşliğinde bakıldığında kanıtlama yükümlülüğünün davalı tarafa ait olduğu kuşkusuzdur. Az yukarıda saptanan hukuksal olgular ile dava dosyasına yansıyan bilgi ve belgeler özellikle hükmün dayanağı uzman bilirkişi raporu eşliğinde somut olaya bakıldığında dava ve temyize konu 118 ada 7 parsel sayılı taşınmazın sınırında eylemli biçimde 187 ada 34 parsel sayısı altında tespit gören devlet ormanı bulunmaktadır. Ne var ki; mahkemece orman yönünden yöntemine uygun bir araştırma ve soruşturma yapılmadığı gibi zilyetlik yönünden yapılan araştırma ve soruşturma da yetersizdir. Kaldı ki, tutanak bilirkişilerinden biri dinlenmemiş varsa yasal nedenleri gerekçeleri ile karar yerinde gösterilmemiştir. Böylesine yetersiz araştırma ve uygulama ile hüküm verilemeyeceği belirtilerek usulüne uygun şekilde orman ve zilyetlik araştırması yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekçesiyle bozulduğu ancak mahkemece 7. Hukuk Dairesinin bozmasına uyulmasına rağmen bozmanın gerekleri yerine getirilmediği belirtilerek, Hazine devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla dava açtığına göre, taşınmazın eski tarihli belgelerde orman olup olmadığı ve zilyetlikle kazanılacak yerlerden olup olmadığının araştırılması gerekir. Hükme esas alınan orman bilirkişi raporunda orman yönünden sadece kesinleşmiş orman kadastro haritasının uygulaması ile yetinilmiş, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasındaki niteliği üzerinde durulmamıştır. Bu nedenle orman bilirkişi raporu yetersizdir. Ayrıca, keşifte beyanlarına başvurulan yerel bilirkişi ve tanıklar, davalı köyün zilyetliğinin bulunmadığını, taşınmazın müdahil …’e ait olduğunu bildirdikleri ve müdahilde davadan feragat ettiği halde davalı köy tüzel kişiliği yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı üzerinde durulmadığı belirtilerek eski tarihli resmi belgelere göre ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli ve ayrıntılı şekilde belirtilen şekilde yapılacak araştırma ve inceleme sonucu taşınmazın orman olduğu belirlendiği takdirde Hazine adına orman niteliği ile tesciline karar verilmeli, orman sayılmayan yerlerden olduğunun anlaşılması durumunda da davalı köy tüzel kişiliği yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi] gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne dava konusu 118 ada 7 parselin kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın bilirkişilerin krokisinde 7/B ile gösterilen 1861,91 m²’lik bölümünün aynı ada ve parsel sayısıyla 3402 sayılı Yasanın 18. maddesi gereğince Hazine adına, krokide 7/A ile gösterilen 147,43 m²’lik bölümünün ise komşu 187 ada 34 parsel sayılı 2/B parseli ile birleştirilerek 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, katılan davacı …’in davasının ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3116 sayılı Yasa uyarınca 1941 yılında yapılmıştır. 1977 yılında aplikasyon ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde uygulaması yapılmıştır. Daha sonra 1985 yılında 3302 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 2/B madde ve aplikasyon uygulaması ile daha önce sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu yapılmış, 11.08.1987 yılında ilan edilerek kesinleşmiştir.
Yapılan incelemede; yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı son oturumda oluşturulan kısa kararda “118 ada 7 sayılı parselin kadastro tespitinin iptal edilerek dava konusu bu yerin 3402 sayılı kanunun 18. maddesi uyarınca Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, sonrasında el yazısı ile “bilirkişilerin rapor ve haritasında 7-B ile gösterilen kısmına ilişkin” dendiği halde, gerekçeli kararda “Teknik bilirkişiler … ve … tarafından hazırlanan 13.12.2010 havale tarihli bilirkişi rapor ve haritasında 7-B ile gösterilen 1861,91 m2’lik kısmının aynı ada ve parsel numarasıyla (118 ada 7 parsel olarak) 3402 sayılı kanunun 18. maddesi uyarınca Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, yine teknik bilirkişilerin rapor ve haritasında 7-A ile gösterilen 147,43 m2’lik kısmın komşu 187 ada 34 sayılı 2/B parseliyle birleştirilerek (6831 sayılı Kanun’un 2/B. maddesinde düzenlenen) 2/B vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline,” denmiştir. Oysa, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olması mutlak bozma nedeni oluşturur. (İ.B.B.G.K. 10.04.1992 t, 1991/7 E. – 1992/4 K.).
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 18/10/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.