Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/10015 E. 2013/872 K. 07.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10015
KARAR NO : 2013/872
KARAR TARİHİ : 07.02.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … ve davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında 124 ada 34 parsel sayılı 7886.65 m² yüzölçümündeki taşınmaz, çalılık ve pırnarlık olarak Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı …, … zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, teknik bilirkişi krokisinde (A) harfi ile gösterilen 2673.74 m² kısmının davacı adına geriye kalan 5212,91 m² kısmının tesbit gibi Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … ve davalı Hazinenin temyizi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2009/6736 – 2010/4228 sayılı ve 01.07.2010 günlü kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle: “Mahkemece dava konusu 34 parsel sayılı taşınmazın davacının tutunduğu vergi kaydı kapsamında kaldığı ve davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 13. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de mahkemece yapılan araştırma hüküm vermeye yeterli değildir. Vergi kaydı, mülkiyet belgesi değildir. Zilyetlikle birleşmeyen vergi kaydına değer verilemeyeceği kuşkusuzdur. Tutanak bilirkişileri dinlenip oluşan çelişki giderilmemiş, dava konusu taşınmazın batı sınırındaki dereden sonra gelen taşınmazların tutanakları ve dayanakları getirtilip denetleme yapılmamış, davacı adına belgesizden kazanılan taşınmazlar bulunup bulunmadığı da sorulup saptanmamış, davacı tanıkları dinlenmemiş ve usûlüne uygun zilyetlik araştırması yapılmamıştır.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle, dava konusu taşınmazın batı sınırındaki dereden sonra gelen taşınmazların tutanak ve dayanaklarının ilgili kurumlardan getirilmesi, dosya keşfe hazır hale geldiğinde keşfe karar verilirken 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesinin dikkate alınması, yöreyi iyi bilen yerel ve uzman bilirkişi, tutanak bilirkişilerinin tümü, usûlüne uygun çağrılarak keşifte hazır edilen davacı tanıkları ile taşınmazlar başında yeniden keşif yapılması, tutanak bilirkişilerinin taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenilmesi, hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen bilirkişi ve tanıkların sözleri ile tesbit tutanağı bilirkişilerinin beyanları arasındaki aykırılığın giderilmesi, zilyetliğe dayanmayan vergi kaydına değer verilemeyeceği için davacının taşınmaz üzerinde zilyetliğini ne şekilde sürdürdüğünün açıklattırılması, taşınmazın dayanılan kayıt kapsamında kalıp kalmadığının tesbiti için fen bilirkişisinden rapor alınması, aynı çalışma alanı içerisinde davacı ve bayileri adına kayıtsız ve belgesizden … zamanaşımı zilyetliği yoluyla başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediğinin kadastro müdürlüğü, tapu müdürlüğü ve hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorulup saptanması, tesbit edilen taşınmazlar varsa sözü edilen taşınmazların tesbit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtların, davalı iseler dava dosyalarının getirtilmesi, paylı tesbit edilen taşınmazlar varsa taşınmazın yüzölçümü payda
kabul edilerek ilgiliye o taşınmazda payı karşılığında kaç m2 taşınmaz mal isabet edeceğinin duraksamasız belirlenmesi, davalı olan ve hükme bağlanmayan dava dışı taşınmazlar varsa etkili bir denetim ve kontrol için usûlün 45 ve onu izleyen maddeleri hükmü ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmündeki kısıtlamalar dikkate alınarak birleştirilip birleştirilmeyeceğinin düşünülmesi, hükme bağlanıp kesinleşen davalar var ise, sonuçlarının gözönüne alınması, bu yolla sağlıklı biçimde bir kontrol ve denetimin yapılması, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu … Köyü 124 ada 34 nolu parselin 05.01.2012 günlü fen bilirkişi krokisinde yeşile boyalı 2673,74 m²’lik kısmının davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, bu bölüm dışında kalan taşınmazın tesbit gibi Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; davacı zilyetliğe dayalı olarak çalılık ve pırnarlık niteliği ile Hazine adına tesbit edilen taşınmazın adına tescilini istediğinden, çekişmeli parselin orman sayılan yerlerden olup olmadığı ve hukukî durumu öncesi itibariyle araştırılmalıdır.
Dosya içeriğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede daha önce orman tahdidi yapılıp yapılmadığı anlaşılamamaktadır. Mahkemece, bu hususta araştırma yapılmamıştır. Tahdit yapılmışsa; kural olarak, bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümlenir. Ancak, bu sınırlandırmada 4785 sayılı Kanun hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaştırır. Zira, 3116 sayılı Kanun, sadece Devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu kanuna göre, 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukukî durumunu saptamakta yetersiz kalır. Bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 sayılı kanunlara göre çözümlenmesi gerekir. 4785 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirilmiştir. Devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanun ile iadeye tâbi tutulmuştur. İadenin koşulları kanunda gösterilmiştir.
Mahkemece, öncelikle taşınmazın bulunduğu bölgede orman kadastrosu yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, orman sınırlandırılması 4785 sayılı Kanun hükümleri nazara alınarak yapılmış ve kesinleşmiş ise, haritası uygulanmak suretiyle; sınırlandırma, 4785 sayılı Kanun hükümleri nazara alınmadan 3116 sayılı Kanuna göre yapılmış ve taşınmaz, tahdit sınırları dışında kalıyor ise veya orman sınırlaması kesinleşmemiş ya da sınırlandırma hiç yapılmamışsa, memleket haritası, eski hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip; önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir mühendis ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli yer ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, bu belgelerde taşınmazın ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de
memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, davacının dayandığı 1937 tarihli 329 nolu vergi kaydı genişletilebilir sınırları da içerdiğinden, komşu kayıtlardan yararlanmak ve sabit sınırdan başlamak üzere yöntemince zemine uygulanıp, 3402 sayılı Kanunun 20/C ve 32/3. maddeleri gereğince yüzölçümüne değer verilerek kapsamı belirlenmeli ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı … ve davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine
07.02.2013 günü oy birliği ile karar verildi.