Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/10909 E. 2013/1017 K. 11.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10909
KARAR NO : 2013/1017
KARAR TARİHİ : 11.02.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … ve davalı … Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişi, altı aylık askı ilân süresi içinde açtığı orman kadastrosuna itiraz davasında … Köyü 33, 56, 59, 74, 84, 88, 95, 105, 110, 111, 112, 115, 118, 120, 127, 142, 147, 239, 261, 286, 288, 291, 358, 444, 463, 466, 477, 514, 738 ve 756 sayılı parsellerin tamamı ile 99 sayılı parselin kısmen orman sınırları içinde bırakıldığını belirterek, orman sınırları dışına çıkarılmasını istemiştir. Her iki parsel için açılan davalar ayrılmış, temyize konu dosyaya 738 ve 756 sayılı parseller üzerinden devam edilmiş keşif giderleri yatırılması için verilen sürede gider yatırılmadığı için davanın reddine karar verilmiş, davacı gerçek kişinin hükmü temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05.11.2009 tarih ve 2009/12927 – 16262 ve 12929 – 16779 sayılı kararları ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle: “Keşif giderlerinin yatırılması için oluşturulan ara kararda bilirkişi isimleri ve ücretleri, davetiye giderleri, hâkim, kâtip, mübaşir için yol tazminatı, keşif aracı için ödenecek ücret gibi yapılacak tüm giderler tek tek gösterilmediği için, ara kararı ve buna dayalı verilecek kesin önelin H.U.M.K’nun 414 ve 163. maddeleri açısından sonuç doğurması olanağı yoktur. Öte yandan, birbirine bitişik ya da yakın parsellerin dosyaları usûl ekonomisi gözetilerek birleştirilerek görülmesi, tekrar keşif kararı verilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu … Köyü, 759 sayılı parselin krokide (A) ile gösterilen 5214.16 m²’lik kısmına yönelik davanın reddine, krokide 2210.84 m²’lik kısımda yapılan kadastro tesbitinin iptali ile orman sınırları dışına çıkarılmasına, … Köyü 738 sayılı parselin orman kadastro tesbitinin iptali ile orman sınırları dışına çıkarılmasına karar verilmiş, hüküm davacı … ve davalı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, altı aylık süre içinde açılan orman sınırlamasına itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 20.02.2007 – 20.08.2007 tarihleri arası ilâmı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır.
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; dava konusu taşınmazlardan 738 parsel sayılı taşınmazın paftasındaki ve memleket haritasındaki konumuna göre 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi kapsamında olabileceği anlaşıldığı halde, bu yönde araştırma yapılmamış, komşu parsel kayıtları getirtilmemiş, davacı dava dilekçesinde ve yargılama sırasındaki beyanlarıyla da 756 sayılı parselin kendisine ait olduğunu bildirmesine rağmen mahkemece sehven 759 sayılı parsel üzerinde keşif yapılmış, hata anlaşılınca davacıya 756 parsel üzerinde keşif yapılabilmesi için tekrar keşif gideri yatırılması söylenmiş, davacı yatırmayınca da dava konusu olmayan 759 sayılı parsel hakkında karar verilmiştir. Dava konusu olmayan bir parsel hakkında karar verilemeyeceği gibi mahkemenin hatası sonucu tekrar yapılması gereken tamamlayıcı keşfin giderinin suçüstü ödeneğinden karşılanarak yapılması ve dava konusu olan doğru parsel hakkında karar verilmesi gerekir.
Orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukuki durumunun 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. 3116 sayılı Kanun ile sadece devlet ormanları belirlenmiştir. 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar devletleştirilmiş, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanun ile iadeye tabi tutulmuştur. İadenin koşulları kanunda gösterilmiştir.
Mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli 738 ve 756 parsel sayılı taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; tahdit hattına göre konumu belirlenmeli, kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, eski tarihli hava fotoğrafları incelenerek taşınmazların niteliği net ve kesin biçimde saptanmalı, çevre parsellerin kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, özellikle 737 ve 739 parsel sayılı taşınmazlar hakkında açılmış davalar var ise; dava dosyaları getirtilmeli, 738 sayılı parselle birlikte inceleme yapılarak, taşınmazların orman içi açıklığı niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.
6831 sayılı Kanunun (dava tarihindeki haliyle) 17. maddesi, orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat yapılmasına, hayvancılık amacı ile ağıl yapılmasına, bu kesimlerin özel mülke dönüşmesine izin vermez.
6831 sayılı Kanun, madde: 17/1-2
Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşaası ve hayvanların barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlemesi, ekilmesi ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet Ormanlarının herhangi bir suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollarıyla elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel Müdürlüğünce değerlendirilir (17/06/2004 gün ve 5192 sayılı Kanun ile değişik hali).
Kanun metninden açıkça anlaşıldığı gibi, hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım, inşaat ve hayvancılık yapmak amacı ile ağıl yapılamaz. Bu tür yerler özel mülk olamaz. Yönetim derhal el koyma hakkına sahiptir. Orman içi açıklıklardan yararlanabilmek için zorunlu olarak orman kullanılacaktır. Bu kullanım nedeniyle yeni açma, genişletme, yangın oluşması önlenemeyecek ve orman bütünlüğü bozulacaktır.
Ayrıca, bu tür taşınmazların öncesinin orman olma zorunluluğu yoktur. Zira, öncesi orman olan ve ormandan açılan taşınmazlar, 6831 sayılı Kanunun 1. maddesi ve Yargıtay uygulamaları gereği oluşan kesin içtihatlara göre zaten orman sayılmaktadır. 17. maddede tanımı yapılan olgu, öncesi orman iken açılan yerlerle beraber ayrıca [HANGİ NEDENLE OLURSA OLSUN ORMAN
İÇİ AÇIKLIKLARIN KAZANILAMAYACAĞI İLKESİNİ İÇERMEKTEDİR VE AMACI ORMAN BÜTÜNLÜĞÜNÜ KORUMAKTIR]. Bu tür yerlerin 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 26/a maddesi gereğince orman olarak sınırlandırılması gerekir.
Kanun koyucu ayrı bir kavram oluşturmuş ve hangi nedenle olursa olsun orman içi açıklıklarda tarım ve inşaat ile özel mülke dönüşme yolunu kapamıştır. Bu itibarla, dava konusu taşınmazların memleket haritasında açık alanda gözükmesi bu olguyu değiştirmez. Etrafı ormanla çevrili olan taşınmazlar özel mülke dönüşüp, tarım ve inşaata açıldığında orman bütünlüğünün bozulacağı tartışmasızdır. Dairemizin bu yoldaki kararları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ve yerleşik kararlar halini almıştır [Y.H.G.K.’nun 10.12.1997 gün ve 1997/20-830/1034, 10.12.1997 gün ve 1997/20-808/1039, 22.10.2003 gün ve 2003/20-665/614 sayılı ve yine orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten sonra 20 yıldan fazla süre geçse dahi orman içi açıklık konumunda olan taşımazların zilyedlik yoluyla kazanılamayacağı konusundaki 11.10.2004 gün ve 2004/7-531-582 sayılı kararları].
Tapu ve zilyetlik yoluyla kişi ve kurumların ormandan toprak kazanmasını sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları da Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca; bu tür yerler kanun gereği orman sayıldığı için, orman içi açıklık ve boşlukların zilyetlik yolu ile kazanılmasına kanunî olanak yoktur. Dolayısıyla bu yollarla ormandan toprak kazanımından söz edilemez. Dava konusu taşınmazların komşu parselleri de incelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik incelemeye dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı … ve davalı … Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 11/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.