YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/11332
KARAR NO : 2013/4186
KARAR TARİHİ : 11.04.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, Gürsu Köyü 103 ada 6, 109 ada 1, 112 ada 1, 113 ada 1 ve 114 ada 3 parsel sayılı sırasıyla 3276,17 m2, 39,23 m2, 102,77 m2, 383,33 m2 ve 680,35 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak, davalı adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, taşınmazın Hazineye ait olan 19.02.2001 tarih 24, 25, 30 ve 72 sıra da kayıtlı tapu kayıtları kapsamında kaldığı iddiası ile dava açmıştır. Mahkemece verilen kesin mehile rağmen, keşif giderleri yatırılmadığından davanın reddine ile dava konusu 103 ada 6, 109 ada 1, 112 ada 1, 113 ada 1 ve 114 ada 3 parsellerin tespit gibi davalı adına tesciline dair verdiği karar, davacı Hazinenin temyizi üzerine;
Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08.03.2010 tarih 2010/2530 – 2847 sayılı kararıyla; “Yargıcın dava konusu şeyi inceleyerek onun hakkında bütün duygularıyla bilgi edinmesi olarak tanımlanabilen keşif; taşınmazlarla ilgili davalarda, dava konusunun yerinde görülüp incelenmesi biçiminde gerçekleşir (H.U.M.K.’nun m. 363 vd.). Keşfe gidilebilmesi için mahkemenin bu konuda bir ara kararı oluşturması zorunludur. Bu kararda, keşif giderlerinin, keşif giderini yatıracak tarafın ve bunun için gerekli önel ve kesin önelin avukatla kendini temsil ettirmeyen taraf keşif istemişse, kesin önel içerisinde giderleri yatırmamanın sonuçlarının açıklıkla anlatılması; tanık dinlenip, bilirkişi incelemesi yapılacak ise, bu hususun ve keşif günü ile saatinin belirtilmesi; bunun doğal sonucu olarak; hâkim, katip ve götürülecekse mübaşir için yol tazminatının (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 34); keşif isteyen taraftan keşif aracını bizzat sağlaması istenemeyeceğinden; mahkeme, yapacağı işe, süresine ve gideceği yere göre gerekli gördüğü aracı kendisi belirleyip, temin edeceğinden, araç için ödenecek para miktarının, keşifte dinlenecek bilirkişi ve tanıkların isimlerinin ve ücretlerinin; bilirkişi ve tanıklarla, gerekiyorsa taraflara keşif gününün haber verilebilmesi için gönderilecek davetiye giderlerinin gösterilmesi yanında; yatırılacak avansın tutarı ile yatıracak tarafın ekonomik gücü, keşif tarihi ve tebligatların ulaşması için geçecek süre gözetilerek keşif gününden önceye rastlayan bir tarihin belirlenmesi ve bunda Tebligat Kanunu ile Tebligat Tüzüğünün gözönünde tutulması zorunludur.
Anılan hususları kapsamayan ve belirlenecek bir miktarın keşif gününe kadar yatırılması biçiminde kurulacak ara kararı ve buna dayalı olarak verilecek önel ve kesin önelin uygulamada H.U.M.K. m. 414, 163 açısında bir sonuç doğurması olanağı bulunmamaktadır (H.G.K. 26.02.1975 T. 1972/1 – 1273 E. – 1975/258 K; H.G.K. 18.02.1983 t, 1980/1 – 1284 E. – 1983/141 K. H.G.K. 30.12.1992 t. 1992/16 – 666 E. – 1992/769 K.; 20.H.D. 14.12.1992 t, 1992/16198 – 7040).
Öte yandan, bu koşulların tam olarak yerine getirilmemesi, keşif giderlerine itiraz hakkı olan gider yükümlüsünün bu hakkını kullanmasına da engel oluşturur.
Kadastro mahkemelerinde belirtilen genel hükümler, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 29’ncı maddesi kıyas yoluyla, aynı yasanın 36’ncı maddesine göre işlem yapılması hallerinde de aynen uygulanır. Yukarıda açıklanan yasa ve yerleşmiş Yargıtay uygulamasına aykırı olarak kurulan ara kararları sonucu verilen önel ve kesin önele dayanılarak, keşif giderlerinin kanunî sürede yatırılmadığından söz edilerek yazılı biçimde hüküm kurulmasının usûl ve kanuna aykırı olduğu ” denilerek bozulmuştur.
Bozmadan sonra çekişmeli 110 ada 1, 105 ada 4 ve 130 ada 1 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin dava dosyaları bu dava dosyasıyla birleştirilmiş olup ; kadastro sırasında 110 ada 1 parsel sayıl1 4150,93 m2, 105 ada 4 parsel sayılı 1260,81 m2 ve 130 ada 1 parsel sayılı 541,19 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak davalı … adına tespit edilmiş olup, davacı Hazine bu taşınmazların Hazineye ait olan 19.02.2001 tarih 72, 27 ve 25 sıra da kayıtlı tapu kayıtları kapsamında kaldığı iddiası ile dava açmıştır.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulü ile 113 ada 1,103 ada 6,105 ada 4,109 ada 1, 110 ada 1, 112 ada 1, 114 ada 3 , 130 ada 1 parsellerin orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itirazdır.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde tespit tarihinden önce yapılan ve 22.03.1999 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Davacı Hazine tarafından çekişmeli taşınmazların 20.02.2001 tarih 24, 25, 27, 30 ve 72 nolu Hazineye ait tapu kayıtları kapsamında kaldığı iddiasıyla dava açılmıştır. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede 1999 yılında orman kadastrosu yapıldığı ve kesinleştiği, çekişmeli taşınmazların orman kadastrosu dışında orman sayılmayan alanda kaldığı ve davacı Hazinenin dayandığı tapu Orman Yönetiminin kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması içinde kalan taşınmazların tescili konusunda Tapu Müdürlüğüne yazdığı ve bu yazıya dayanılarak çekişmeli taşınmazların ve etrafının 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uygulaması ile Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarıldığı düşüncesi ile yanlışlıkla yukarıda tarih ve numarada tapuya tescil edildiği, ancak; dayanağı evraklara göre, çekişmeli parsellerin orman ve 2/B madde kapsamında kalmaması nedeniyle Hazine adına oluşan tapu kayıtlarının yolsuz tescil niteliğinde (M.K. 1023, 1024, 1025) olduğu, davacı Hazine tarafından 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi kapsamında çekişmeli taşınmazların orman içi açıklık niteliğinde olduğu iddiasıyla açılmış bir dava bulunmadığı, H.M.K.’nun 26. maddesi uyarınca talepten fazlaya hükmedilemeyeceği dikkate alındığında orman içi açıklık konusu re’sen gözetilemeyeceğinden, Hazine tarafından her zaman taşınmazların orman veya 6831 sayılı Kanunun 17/2. maddesi kapsamında orman içi açıklık niteliğinde olduğu iddiasıyla dava açılabileceğinden (HGK 03.04.2013 gün ve 2012/871 – 420) mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ile yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırı olduğundan davalının temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 11/04/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.