YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13502
KARAR NO : 2013/1077
KARAR TARİHİ : 11.02.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü, 101 ada 59 parsel sayılı 7589,21 m² yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliği ile davalı gerçek kişi adına tesbit edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu parselin Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile kaçak ve yitik kişilerden kalma yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmış, katılan davacı … Yönetimi ise 03.03.2010 tarihli harçlı dilekçe ile taşınmazın orman vasfında olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece, davacı Hazinenin açtığı davanın reddine, katılan davacı … Yönetiminin açtığı davanın kabulüne ve dava konusu … Köyü, 101 ada 59 parsel sayılı taşınmazın tespit tutanağının (kadastro tespitinin) iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanuna göre yapılan orman kadastrosu bulunmaktadır.
Mahkemece, taşınmazın orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle, katılan davacı … Yönetiminin davası kabul edilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamı ile çelişmektedir. Şöyle ki, uzman orman bilirkişi tarafından 1956 ve 1988 tarihli memleket haritaları ile 1952 tarihli hava fotoğrafı üzerinde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın açık alanda (orman sayılmayan alanda) kaldığı belirlenmiştir. Ayrıca, kesinleşmeyen orman tahdit hattının da eski tarihli belgeler ile uyumlu olduğu belirlenmesine rağmen, taşınmazın orman vasfıyla tesciline karar verilmesi doğru değildir.
Bu itibarla, mahkemece, katılan … Yönetiminin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü yolunda hüküm kurulması isabetsizdir. Ancak, mahkemece, davalı gerçek kişi yararına 3402 sayılı Kanunun 14. ve 17. maddelerindeki imar ve ihya ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz kazanma koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği ve davalı gerçek kişi yönünden 3402 sayılı Kanunun 14. maddesindeki sınırlamanın aşılıp aşılmadığı da usûlüne uygun araştırılıp saptanmamıştır. Bilgisine başvurulan yerel bilirkişinin zilyetlikle ilgili beyanları ise olaylara dayanmayan soyut nitelikteki sözlerden ibarettir.
Bu nedenlerle, mahkemece, önceki bilirkişiler dışında bir fen elamanı ve bir ziraat mühendisi ve yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel ve tarafların aynı yöntemle göstereceği tanıklar hazır olduğu halde, yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, zilyetliğin başlangıç günü, süresi ve sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan olaylara dayalı bilgi alınmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek çelişki giderilmeli, taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait
olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, yerel bilirkişinin imar, ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı, ayrıca taşınmazın değişik bölümlerinden yeterli derinlikten toprak örnekleri alınıp incelenerek, taşınmazların imar ihyaya konu edilip edilmediği, edildi ise, tarihi ve ne kadar süreyle ne şekilde zilyet edildiği, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, çekişmeli taşınmazın fiili durumunu da belirtir şekilde rapor alınmalı, bu bilgiler gözönünde tutularak mahkemece, yukarıda belirtildiği şekilde uzman bilirkişiler marifetiyle inceleme yapılarak, taşınmazın üstün vasfının belirlenmesi, şayet taşınmazın kısmen imar ihya edildiği belirlendiği takdirde, ihya edilerek kültür arazisi niteliği kazandırılan bölümler ile işlenmeyen, imar ihya edilmeyen bölümlerinin ölçülerek belirlenmesi ve teknik bilirkişi tarafından krokisine işlenmesi, bu kısımların ayrıca mahkeme nezaretinde çektirilecek fotoğraflarda da işaretlettirilmesi, kazanılmaya elverişli yerler bulunup bulunmadığı ve kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı araştırıldıktan sonra kısmen kazanılmaya elverişli yerler bulunduğu ve kısmen kazanma koşullarının oluştuğu belirlendiği takdirde, Hazinenin davasının bu bölümler yönünden reddine, imar ve ihya edilmeyen bölümlere ilişkin olarak da kabulüne veya tamamen imar ve ihya edilmediği tesbit edildiği takdirde ise, Hazinenin davasının tamamen kabulüne karar verilmeli, ayrıca, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davalı gerçek kişi ve murisleri yönünden de tapu kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı kanunun 03.07.2005 gün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
Kabule göre de; kısa kararda dava konusu taşınmazın ada, pafta ve parsel numarası belirtilerek hak sahibi adına sicil oluşturacak biçimde karar vermek gerekirken, kısa kararda sicil oluşturulmadan karar verilmesi, tespitin iptali yerine, tutanağın iptali denilmiş olması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazine ile davalı …’in temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 11/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.