YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15408
KARAR NO : 2013/3450
KARAR TARİHİ : 28.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar … vekili ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, … Mevkiindeki 113 ada 16 parsel sayılı 1496,50 m² yüzölçümünde ve tarla niteliği ile … adına tapuda kayıtlı taşınmazın, …Lokasyon Sahası ve eklentilerinin bulunduğu saha olarak 28.06.1985 tarihinden itibaren davacı şirketin zilyetliğinde olduğu iddiasıyla, tapu kaydının iptali ile şirket adına tescilini istemiştir. Orman Yönetimi 13/08/2008 tarihli dilekçe ile davaya katılmıştır. Mahkemece, davacı şirketin açtığı davanın reddine, katılan … Yönetiminin davasının kabulüne ve dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmiş, davacı şirket vekili tarafından hüküm temyiz edilmekle Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 14.02.2011 gün ve 2010/15125-2011/1099 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Müdahil davacı gösterilen Orman Yönetiminin davaya usûlüne uygun olarak harcını yatırarak katılımı bulunmadığı gibi, bilirkişi orman mühendisi raporunun ekindeki 1956 ve 1988 tarihli memleket haritaları ile 1950 tarihli hava fotoğrafında çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin açık alan olarak göründüğü, doğu yönden genel yola cepheli olduğu, orman bilirkişi raporunda eğimin %5 ilâ 8 ve eski tarihli memleket haritalarında üzerinde maki formunda çalılık ve yer yer taşlık ve orman içi açıklık alan sınırları içerisinde olduğu belirtilerek orman sayılan yerlerden olduğu bildirilmiş ise de taşınmazın eğiminin düşük olması yukarıda belirtildiği şekilde 1950 yılından itibaren hava fotoğrafında ve memleket haritalarında açık alanda gözükmesi, 1985 yılından itibaren lokasyon sahası olarak kullanılması ve 2006 yılında 3402 sayılı Kanuna göre yapılan arazi kadastrosu ve orman sınırlamasında da orman dışarısında bırakılıp kesinleşmesi nedeniyle taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı anlaşılmaktadır.
O halde, davacı …’nun … aleyhine açmış olduğu tapu iptal ve tescil davası ile ilgili olarak tarafların delilleri toplanarak bu konuda karar verilmesi gerekirken, usûlüne uygun dava ve katılım olmadığı halde, taşınmazın orman olarak Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır…” denilerek bozulmuştur.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne, 113 ada 16 sayılı taşınmazın davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, usûlüne uygun katılımı bulunmayan müdahil davacı … Yönetiminin katılım talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı … vekili ile Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılıp 15.03.2006 – 14.04.2006 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiş ve çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır.
1) Orman Yönetiminin temyiz itirazları yönünden;
İncelenen dosya kapsamına göre, davaya katılan … Yönetimi yapılan yargılamada 3402 sayılı Kanunun 26/D maddesi bağlamında müdahil davacı sıfatı ile davaya harçlı bir katılımı bulunmadığı gibi, ayrıca; açılmış bir davasının da bulunmadığına göre, hükmü temyiz etmekte taraf sıfatı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Davalı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazları yönünden ise;
Bozma kararına uyulmakla birlikte bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.
Şöyle ki; mahkemece tarafların delilleri toplanmadan ve davacı şirketin zilyetlik yoluyla gayrimenkul edinip edinemeyeceği yönünden araştırma yapılmadan hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
O halde; mahkemece yeniden keşif yapılarak tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; tarafların tanıkları ve tesbit bilirkişilerini taşınmaz başında dinlenmeli; imar – ihya var ise imar ve ihyaya ne zaman başlanıldığı, ne biçimde imar – ihya edildiği ve imar – ihyanın ne zaman bitirildiği, zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne biçimde devam ettiği, lokasyon sahası yapmak şeklindeki zilyetliğin ekonomik amacına uygun olup olmadığı, lokasyon sahasının hangi tarihte yapıldığı, bu tarihten önce davacı tarafından taşınmazın kullanılıp kullanılmadığı sorulup, kesin gün ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; davacı şirketin zilyetlik yoluyla gayrimenkul edinmesi mümkün olduğunun kabulü halinde, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 03.07.2005 gün ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, ayrıca, davacı ticaret şirket olduğundan,TTK’nun 137. maddesi uyarınca tüzel kişiliğe sahip şirketlerin ortaklık ana sözleşmelerindeki yazılı işletme konusu çerçevesi içinde kalmak koşuluyla hak kazanmaları ve borç altına girmeleri olanaklıdır. 2644 sayılı Tapu Kanununun 2. maddesi uyarınca tüzel kişiliği olan şirket temsilcilerinin belge ile saptanması gerekir. Bu nedenle mahkemece, davacı şirketin ana sözleşmesi getirtilip taşınmaz mal edinip edinemeyeceği belirlenmeli, şirket temsilcilerinin kimlerden ibaret olduğu ticaret sicil memurluğundan sorulmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda 1. bentde açıklanan nedenlerle; Orman Yönetiminin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2) İkinci bentde açıklanan nedenlerle; davalı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde …’ya iadesine 28/03/2013 günü oy birliği ile karar verildi.